Yönetilme ve yönetme ihtiyacı hasıl olduğunda bu görevle görevlendirilecek olanın kişisel yetenek ve becerileri diğer unsurların önüne geçer. Mesela ailede söz hakkı büyük kardeşin iken mesele aile yönetimine gelince en yetenekli kardeş bu görevle görevlendirilir ve kimse de gocunmaz. Aynı durum bir köyün, kasabanın, ilçenin ilin, bölgenin ve ülkenin yönetimi için de geçerlidir.
Yönetme kabiliyetine sahip olduğunu düşünenler bu göreve talep olurken yapacaklarını ve nasıl yapacaklarını halka anlatır ve görev talebinde bulunurlar. Seçim meydanlarında siyasi parti temsilcilerinin yaptıkları konuşmalar ve verdikleri sözler gibi. Vatandaşlar yada yönetilenler bu proje, program ve sözleri değerlendirerek yönetim görevini kendilerine en uygun gördükleri adaya verirler ve kazanan programını uygulamak üzere göreve başlar. Belirlenen sürenin sonuna gelindiğinde eğer yönetenler başarı kazanmış iseler tekrar göreve devam ettirilmeleri gerekiyor yok başarısız olmuşlarsa yeterli ilerlemeyi ve refahı sağlayamamışlarsa o zaman görevi devretmek gerekiyor. Bu demokrasilerde kabul görmüş bir uygulamadır.
Elbette söyledikleri sözleri, uyguladıkları programı sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmeyen yöneticilerin de mazeretleri olacaktır. Astarı yüzünden pahalı olmaması şartıyla bazı gerekçeler de kabul edilebilir durumda olmalı. Ancak başarısızlıkta hırs sahibi olanların durumlarını görmemek topyekûn bir zarara neden olduğunu da unutmamamız gerekmektedir.
Malum ülkemizin bir dizi sorunu bulunmaktadır. Bunların bir kısmı sosyopolitik konumundan gelir, bir kısmı bulunduğu jeopolitik konumundan gelir bir bölümü etnik yapısından kalanı da diğer sorunlardan kaynaklanmaktadır. Bu ülkeyi yönetmek isteyenlerin veya yönetimine talep olanların bunları bilmemesi mümkün değil. Geldiklerinde bu sorunları aza indirmek ve bitirmek ile de görevlendirilmiş olurlar. Eğer yönetim dönemlerinde bu sorunlar azalacağına çoğalıyorsa başarılı bir yönetim şekil sergilenmemiş demektir.
Demokratik parlamenter sistemle yönetildiğimiz dönemde ileri sürülen temel yönetim eksikliklerinden biri koalisyon hükümetlerinin başarısızlığı meselesiydi. Eğer bir parti tem başına yetkiyi alırsa daha hızlı kararlar alabilecek ve ülke sorunlarını daha çabuk çözebilecekti. Anavatan döneminde bu uygulamayı gördük. Görünen odur ki tek başına bir siyasal parti yönetimi birden fazla dönemde elinde bulundurursa işler ters gitmeye başlıyor. İlk dönem başarılı ikinci dönem ise yıpranmaya yönelmektedir. Allah muhafaza üçüncü dönem gelince işler çığırında çıkıyor. Dere geçerken at değiştirildiğinden dolayı yola başlayanlar ortadan kaybolur yolda kervana katılanlar ev sahibi görünümüne bürünürler. Bunun somut halini şimdiki halimizden anlamamız mümkün. Tek başına yetkiyi alanların demokratik parlamenter sistemde parlamentodan istedikleri yasayı çıkarmada güçlük çektikleri bahanesi ile sistem değişikliği taleplerini de gördük. Sonuç partili Cumhurbaşkanlığı modeli oldu. Bu durumda yetki tek elden yürütüldüğüne göre ülke sorunlarının da daha hızlı çözülmesi gerektiği açıktır. Lakin gelinen aşamada bunun böyle olduğunu gözlemlemek pek mümkün görünmüyor.
Her ne kadar dünyadaki ekonomik gelişmeler ve pandemi dönemi gibi global sorunlar ile bağlantılandırılıp yaşanan deprem felaketi ile yerele bağlanmış olsa da ülkemizde bir yönetimsel sorun olduğu açıktır. Bir araştırma şirketinin yaptığı araştırmaya göre vatandaşları sorunlarımızı şu şekilde özetlemişler:
Yoksulluk : %29,5
Deprem: %24,2
Milli güvenlik problemleri: %15,7
Mülteciler: %10,2
İşsizlik: %9,7
Diğer: %10,7
Komşularla sıfır problem, tek haneli enflasyon, hızlı karar alma süreci, azalan işsizlik, turizm merkezi beklentisi ile yola çıkmıştık geldiğimiz durum bu. Özgürlüklerin durumunu da eklersek kronik bir yönetilememe sorunumuz var gibi görünmüyor mu?
Next