Yaz geldi, sıcaklar yaktı geçti derken yaz sonuna geldik.
Kimimiz yaz mevsiminin gelmesine sevindik, sımsıcak güneşli havaların tadını çıkardık, bazılarımız da güneşin yakıcılığından korktuk.
Bir mevsim de korku ve mutluluk arasında gelip geçti.
GÜNEŞ HAYATTIR
Geçmiş zamanlarda hatırlarım, başta İskandinav ülkeleri ve Avrupalıların kışın bile az bir güneş doğsun, hafta sonları sere serpe parklarda güneşlenme fotoğraflarını görünce ilginç gelirdi.
Kuzey ülkelerinden yaz tatili için Akdeniz ülkelerine akın eden turistleri görünce şaşırırdık.
Bugün bile Ruslar Türkiye’de Antalya’ya mesken edinmişlerdir.
Kuzey ülkelerinde güneşin kıymeti bilinirken, Akdeniz ülkelerinde yaz yakıcı olabiliyor.
Bazı ülkelerin insanları güneşe aşıktırlar.
Ama bazı insanlar da güneşten nefret eder.
Yazın serinlemek için deniz, plaj, güneş yerine Toros yaylarını mesken tutar Çukurovalılar…
GÜNEŞ AŞKI VEYA KORKUSU
Bir yanda güneşe hasret kalanlar, öte yanda korkanlar!
Son yıllarda iklim değişikliğinin etkisi, ozon incelmesi ve benzeri atmosfer olayları nedeniyle bilim insanları güneş ışığına maruz kalmanın risklerini ve faydalarını yeniden mercek altına aldı.
O halde güneş ışığı gerçekten sağlığımızı iyileştirebilir mi?
Yoksa güneşten tamamen kaçınalım mı?
Bu tür tartışmalar sürüp gidiyor.
Güneşten kaçınan veya korunan Koreli ve Japon turistleri güneş şemsiyesi altında, ellerinde eldivenleri görünce güneş etkisi akıllara takılıyor.
İlkokul, ortaokul dönemlerinde yaz aylarında kollarımız, omuzlarımız ve yüzümüz yanık içinde kalırdı.
Derilerimiz soyulurdu adeta.
O zamanlar pişik kremi benzeri kremler sürerdik yanıklara.
1990’lı yıllardan itibaren güneş koruma faktörleri gündeme geldi.
Hele son yıllarda güneşten korunmaya yönelik toplumsal farkındalık arttı.
Çünkü güneş ışığına maruz kalmanın cilt kanserini önlemeye yönelik mesajların etkisi de var.
Hatta bilinçsizce solaryum kullanımı veya sınırsız, korumasız güneş ışığına maruz kalma önerilmiyor.
O halde ne kadar güneş ışığına maruz kalalım sorusuna cevap arayışı hep tartışılıyor.
Tüm güneş koruyucularını hepten bırakalım ve istediğimiz kadar güneşte bronzlaşalım mı, yoksa tam tersi mi?
GÜNEŞ GİRMEYEN EVE DOKTOR GİRER!
Bir asırdır neredeyse, güneş ışığının bize iyi gelen tek şeyinin D vitamini olduğunu biliyoruz.
Bu nedenle olsa gerek Türkiye’de “güneş girmeyen eve doktor girer!” diye sloganlaşmış bir söylem vardır.
Güneş ışığı deriye çarptığında D vitamini üretir.
Ne var ki bilim insanları 1940’lı yıllardan beri güneş ışınlarındaki ultraviyole ışığın cilt kanserine neden olabileceğini keşfetmeye başladılar.
Bu bilimsel veriler ışığında o zamana kadar herkes güneş şifacıdır derken, aşırı güneş ışığına maruz kalmanın cilt kanseri riskini artıracağı konusunda korku hakim olmaya başladı.
Cilt kanserleri doğrudan güneş ışığına maruz kalma ile ilişkili bulundu.
Cilt kanserlerinin artışı güneşe bağlandı.
Bu yüzden güneş ışığına karşı dikkatli olunması gerektiği yönünde uyarılar giderek arttı.
Ama öte yandan D vitamini sorunu ne yapacaktık?
D vitamini eksikliği olan insanlar haplar aracılığıyla D vitamini alabilirlerdi.
Güneş ışığına maruz kalmaktan tamamen kaçınma yönündeki mevcut öneriler, D vitamini hapı alarak bu eksikliği giderebileceğiniz ve güneş ışığından alamadığınız tüm faydalı maddeleri alabileceğiniz fikrine dayanıyordu.
Ancak, bu hesaplamaların hiçbirinin doğru olmadığı ortaya çıktı.
D vitamini haplarının güneşin yaptığı işi yapmadığı ve D vitamininin güneşin yaptığı işin sadece bir parçası olduğu anlaşıldı.
Güneş derimize çarptığında D vitamini üretiyor.
Bunun vücutta D vitamini hapıyla taklit edilemeyen birçok etkisi var.
O halde, mümkün olduğunca güneşten tamamen kaçınmanın ideal bir yaklaşım olmayabileceğine dair kanaat oluşmaya başladı.
D vitamini hakkında bilgi sahibiyiz artık.
Ancak güneşin yaptığı diğer bazı iyi şeyler de keşfedildi.
Deriye çarpan güneş ışığı aynı zamanda kan basıncını düşürebilen nitrik oksit üretir ve kalp-damar hastalıkları dünya çapında bir numaralı ölüm nedeni olduğundan, sadece tansiyonu düşürmek bile genel halk sağlığı açısından çok büyük önemi var.
Bahsedilen nitrik oksit, güneş deriye vurduğunda nitratlardan üretiliyor ve nitratları besinlerimizden alıyoruz; eğer yeşil yapraklı sebzeler ve kök sebzeler açısından zengin bir diyetle besleniyorsak, bunlar zaten yüksek oranda nitrat içeriyor.
Vücut bu nitratların çoğunu deride depoladığı belirtiliyor.
Özellikle derimizle temas eden güneş, bu biriken nitratlar üzerine etki eder ve bu moleküllerin gerektiği gibi nitrik okside dönüşmesine yol açar.
Dönüşen nitrik oksit daha sonra vücuda yayılır ve bilinen bir kan damarı genişleticisi olarak işlev görür.
Yani bu nitrik oksit kan dolaşımınıza girdiğinde tansiyon düşürücü etkisi ortaya çıkar.
Bu muhtemelen çok önemli bir nokta.
DEVAM EDECEK
Next