Bu satırları, akarsuların ve su yapılarının çevre üzerindeki etkilerinin tartışıldığı “Uluslararası Ekohidrolik Sempozyumu (ISE-2026)” için bulunduğum Lozan’dan yazıyorum. Tam da bu sırada Batman’dan gelen bir mesaj, burada konuşulanların bize hiç de uzak olmadığını hatırlattı: “Akarsular mevsimle birlikte yavaş yavaş düşüyor, yer yer çaylar kuruyor.”

Yaz aylarında akarsuların suyunun azalması normaldir. Yağışlar azalır, hava sıcaklığı yükselir ve buharlaşma artar. Tarımda kullanılan su miktarı da çoğalır. Bütün bunların sonucunda akarsuların debisi düşer, bazı küçük çaylarda ise akış tamamen kesilebilir.

Ancak gördüğümüz her kurumayı yalnızca “Yaz geldi, sular azaldı” diyerek açıklamak da doğru değildir.

Çünkü bir akarsuyun suyu sadece o gün yağan yağmura bağlı değildir. Önceki aylarda düşen yağışlar, kar miktarı, toprağın tuttuğu su, yeraltı suyu seviyesi ve sıcaklık birlikte etkili olur. Bunlara sulama için alınan suyu, açılan kuyuları, barajları ve diğer insan müdahalelerini de eklemek gerekir.

Burada önemli olan, akarsuyun geçmişteki düzeninden uzaklaşıp uzaklaşmadığıdır. Bir çay yıllardır yaz aylarında doğal olarak kuruyorsa bu mevsimsel döngünün bir parçası olabilir. Fakat daha önce yaz boyunca akmaya devam eden bir çay artık temmuz veya ağustos ayında kuruyorsa, üzerinde durmamız gereken bir değişim var demektir.

Akarsular açısından yalnızca “Ne kadar su var?” sorusu da yeterli değildir. Suyun ne zaman azaldığı, düşük seviyede ne kadar kaldığı ve akışın hangi tarihte tamamen kesildiği de önemlidir. Çünkü akarsuların da kendilerine özgü bir düzeni vardır. Suyun erken azalması veya kurak dönemin uzaması, akarsudaki canlıları ve çevresindeki bitkileri etkiler (Sempozyumun konusu tam da budur).

Bu değişimin ilk işaretlerini çoğu zaman küçük akarsularda görürüz. Küçük çaylar yağış azlığına, sıcaklığa ve artan su kullanımına büyük akarsulardan daha hızlı tepki verir. Bu nedenle bir çayın kurumasını önemsiz bir yaz görüntüsü olarak görmemeliyiz.

Batman ve ilçelerinde yalnızca büyük akarsular değil, küçük ve mevsimsel çayların da takip edilmesi gerekir. Hangi çayın yılın hangi döneminde akmaya başladığı, debisinin ne zaman düştüğü ve akışın hangi tarihte kesildiği kayıt altına alınmalıdır. Birkaç yıllık düzenli gözlem bile bize önemli bilgiler verebilir. Böylece yaşanan değişimin doğal mevsimsel döngüden mi, iklim şartlarından mı yoksa artan su kullanımından mı kaynaklandığını daha sağlıklı değerlendirebiliriz.

Birkaç yıl boyunca tutulacak bu kayıtlar, önemli bir bilgi birikimi oluşturur.

Böylece bir çayın her yıl doğal olarak mı kuruduğunu, yoksa giderek daha erken mi kurumaya başladığını anlayabiliriz. Sorunun yağış azlığından mı, sıcaklıktan mı yoksa çevredeki su kullanımından mı kaynaklandığını değerlendirmek de kolaylaşır.

Su sorunları çoğu zaman birdenbire ortaya çıkmaz. Önce küçük işaretlerle kendini gösterir. Bugün erken kuruyan küçük bir çay, yarın karşılaşabileceğimiz daha büyük bir su sorununun habercisi olabilir.

Bu nedenle akarsulara yalnızca içlerinden geçen su miktarı olarak bakmamalıyız. Onların ne zaman yükseldiğini, ne zaman azaldığını ve ne kadar süre akmaya devam ettiğini de izlemeliyiz.

Çünkü akarsular sadece su değil, aynı zamanda zaman da taşır.

Hoşçakalın, bilimle kalın.