Sizi telaşlı gören dostlarınızdan aldığınız ilk uyarıdır: “Aman kendinizi strese sokmayın ha!”

Peki, nereden bildiniz strese girip girmeyeceğimizi?

Çünkü durumun şekli ve şemali strese girilecek cinstendir de ondan.

İçinde bulunulan durum normal bir bünyenin kaldırabileceği cinsten değildir de ondan.

Bizi yani toplumun çoğunluğunu strese yönlendiren şey anormalliklerdir. Her ne kadar bu anormal durmalar hayatın normal akışında gerçekleşen durumlar olsa da sonuçta insan biyolojisi ne yazık ki bir noktadan sonra mevcudu taşıyamaz duruma geliyor. Bu durum da yaşam kalitemizi yerle bir etmeye yetiyor.

Yoğun stres anında yaşanan belirtilerden olan kaygının, gerginliğin, huzursuzluğun veya korkunun yanı sıra fiziksel belirti olarak kendini gösteren ellerde terlemenin, kalp atışında hızlanmanın ve sürekli yorgunluk hissi ne yazık ki beynin çalışma temposunu olumsuzluklarda yoğunlaştırıyor.

Peki, başımıza musallat olan bu stresin kaynağını anlayabilir miyiz?

Elbette anlayabiliriz ve bunu anlamak için pek çaba sarf etmeye de gerek yok. Sorun kaynağı belirlemekten çok mevcut şartlarda bu stresle başa çıkmanın yollarını bulmakta.

Strese girmek için haber kanallarından birine bakmak veya ekmek almak için fırına inmek bile yeterliyken çözüm bulmak bu kadar kolay değil. Bu baş belasını birazcık olsun hafifletmek için

başta yardım almayı kabullenip işe girişmekte fayda var. Ortam değiştirmek de bazen geçici bir rahatlık sağlayabilir diyor uzmanlar stresi azaltmak için de bazı tavsiyelerde bulunuyorlar. En azından gündelik yaşamı daha sağlıklı bir şekilde geçirmek için:

“1. Zorlandığınızı düşündüğünüz zamanlarda duygularınızı sizi anlayacağını düşündüğünüz biriyle paylaşmaya çalışın. İfade edilemeyen duygular daha çok zorlanmaya sebep olabilir.

2. Düşünme şeklinizi fark edin. Olaylara eleştirel veya yargılayıcı bir şekilde yaklaşıyorsanız bu hem kendinizle hem de başkalarıyla ilişkinizi etkiler ve stresinizi arttırabilir.

3. Stresli bir olayla karşılaştığınızda, bunu tek başınıza çözüp çözemeyeceğiniz hakkında düşünün. Sınırlarınızın farkında olmaktan ve yardım istemekten çekinmeyin.

4. Sağlığınıza dikkat etmeye çalışın. İyi beslenme, iyi uyku bununla birlikte fiziksel aktivite stresi önleme ve azaltmada oldukça etkilidir.

5. Tüm bunlara rağmen yine de çaresiz hissediyorsanız profesyonel destek almaktan çekinmeyin.”

Bütün bunlara rağmen oturup genel bir değerlendirme yaptığımızda kendimizi kaderin kollarına bıraksak bile beynimizin boş durmayıp bizi zorladığını bilmemiz gerekiyor. İçinde bulunduğumuz yaşam modeli ve çekilen sıkıntılar ne yazık ki stresimizin ana kaynağını oluşturmaktadır. Kaygılanıyoruz ve bu strese neden oluyor.

Kendimiz için kaygılanmayı bırakıp etrafımızın dertlerini de bir tarafa bırakacak gücümüz olsa elbette strese girmeyiz. Ancak bu pek mümkün olmuyor.

Gelecek için kaygı

Çocuklar için kaygı

İş için kaygı

İşsizlik için kaygı

Kira için kaygı

Tedavi masrafları için kaygı

Aile ve çevre ilişkileri için kaygılanma derken hayatımız kaygı bağımlılığına dönüşüyor. Sonuç olarak belirtmeliyiz ki toplumsal bir sarsıntı geçiriyoruz ve bu stresli olmamıza neden oluyor.

Antidepresan kullanım oranlarına bakıldığında da bu toplumsal soruna bir an evvel bir çare bulunmasının ivediliği ortaya çıkıyor. Dileriz yetkili ve etkili kişiler bu konuya ağırlık vermeye başlarlar.

Çağın hastalığı diyerek işin içinden sıyrılamayız. Çünkü bu ağır sorumluluklar altından kalkamayan insanlarımızın psikolojik sorunlarla boğuşmaya başladığını bilmemiz gerekiyor. Ruh sağlımız da beraberinde. Eğer bir toplumun beden ve ruh sağlığı bozulmaya başlarsa işlerin iyi gitmediği ve gitmeyeceği açıktır. Çünkü sorunun ağırlığı arttıkça antidepresanın yerini başka şeyler doldurmaya başlıyor. Bu da tehlike çanlarının çalması anlamına geliyor.