Herkes her şeyi elindeki akıllı telefonla yapay zekaya sormaya başladı.

Öyle anlaşılıyor ki yapay zeka kalıcıdır, hiçbir engel tanımadan hayatımıza girmişti.

Yapay zeka kullanımı ne kadar sınırlama olursa olsun, yarın büyük bir etkiye sahip ve yaygın olacağı bir gerçek.

İnsanlarda, çalışanlarda bir kaygı var şimdiden, çünkü “Varoluşsal bir tehdit” gibi algılanıyor.

Hele yapay zeka uzmanlarının teknolojinin işler üzerindeki etkisine dair uyarıları giderek artıyorsa.

Bunun nedenini anlamak kolay.

İnsanlardan daha ucuz ve daha hızlı, üstelik nihayetinde geliştirildiğinde daha da iyi olabilir.

Sonuçta, geleceğimiz seçimlerimizle şekilleniyor ve eğer çalışma şeklimiz farklı olacaksa, eğitim şeklimiz de farklı olmalı.

Her ülkede köhne bir eğitim sistemi reformlarla düzeltilmeye çalışılıyor.

Geçmiş zamanlarda lise diploması, öğretmen okulu diploması ev satın almak ve daha iyi bir hayat sürmek için yeterliydi.

O günlerden bu yana, teknolojik gelişmeler ve 1980’li yıllardan sonra hızla gelişen küreselleşme, geçimini sağlamak için gereken becerileri yeniden tanımladı.

Eski dönem sona erdi, üniversite diploması yeni başarı standardı haline geldi.

Günümüzde, artan üniversiteye girme zorlukları ve birçok kişinin erişemeyeceği konut ve sağlık hizmetleri maliyetleri nedeniyle, üniversite diplomasına sahip olmak bile yeterli değil.

Bu durumun nedeni; eğitim ile ekonomik sonuçlar arasındaki giderek büyüyen uçurum denilebilir.

Son birkaç yılda yapay zeka gibi yeni bir teknolojik gelişmenin de eklenmesiyle (ki bu zaten müşteri hizmetleri, veri analizi, perakende, pazarlama ve başka alanlarda vasıfsız ve orta düzey vasıflı işlerin yerini almaktadır), bu durum ciddi bir zorluk teşkil etmektedir.

Bu zorluğun üstesinden gelmek için, geleceğin dünyasına yönelik eğitim anlayışımızı yeniden gözden geçirmenin zamanı.

Bu durum sadece yapay zeka okuryazarlığı ile çözülemez.

Elbette lise öğrencilerine yapay zekayı nasıl kullanacaklarını öğretmek için bir müfredat oluşturmak, gerekli ve önemlidir.

Hatta çözümün sadece bir parçası olabilir.

Bu sadece yapay zeka ile çalışmakla ilgili değil; daha evrensel düşünürsek, yapay zekanın değiştirdiği bir dünyada çalışmakla ilgili.

Eğitim alanında, insan deneyiminin değerini ortaya koyan ve insanlar ile yapay zekanın gelecekteki yetenekleri arasında en uygun ayrımı yaratan eleştirel ve yaratıcı düşünme, problem çözme, iletişim, iş birliği, sürekli öğrenme, duygusal zeka ve teknik okuryazarlık gibi kalıcı veya aktarılabilir becerilerin geliştirilmesine daha fazla önem vermeliyiz.

Elbette akademik ve teknik beceriler önemlidir, ancak bu becerileri yaşam boyu edinme yeteneği kritik önem taşır ve aktarılabilir beceriler bunun temelini oluşturur.

Bunu başarmak için, tepeden aşağıya değil, aşağıdan yukarıya doğru sistemik bir yaklaşıma ihtiyaç var.

Eğitim reformları ve politika temelli çözümler ne kadar iyi niyetli olursa olsun, uygulama düzeyinde sahiplenmeyi teşvik etmede genellikle başarısız olurlar ve birkaç döneminden sonra etkilerini yitirme eğilimindedirler.

İhtiyacımız olan şey, sahip olduklarımızı ele alan ve yalnızca aktarılabilir becerileri geliştirmekle kalmayıp, aynı zamanda lise sonrası eğitime -üniversite, meslek yüksek okulu, sertifika veya başka bir yol ile olsun- özellikle yeni yapay zeka çağında büyüme fırsatları sunma olasılığı en yüksek olan alanlarda ve mesleklerde yoğun bir şekilde odaklanan deneyime dayalı öğrenmeyi vurgulayan bir yaklaşım yolu izlenmeli.

Eğitimi dönüştürmeyi, yapay zeka gibi yeni ortaya çıkan bir teknolojiye uyumlu hale getirmeli ve sürekli geliştirilmelidir.

İşe yarayan şeylere odaklanmalı, bunlara yatırım yapmalı ve çağımızın zorluklarına meydan okumalıdır.