Batman Çağdaş Gazetesi’nde Arif Üstat birkaç gündür üst üste aramızdan ayrılıp giden eski dostlar, ulu çınarlar hakkında yazılar yazıyor.

Çınarlarımızı saygıyla anmak! Ne iyi ahde vefa yazıları. Aramızdan ayrılanları rahmetle anıyorum. Güzel hatıralarla anılmak ne güzel!

Geçen hafta yazar Georgi Gospodinov’un “Bahçıvan ve Ölüm” adlı romanını okudum. Babasının ölümüne ilişkin duygu ve düşüncelerini yazdığı kitap.

Kitapta yeri doldurulamaz bir kayıp karşısında insanın hissettiklerini, hayat ve ölüm, sevgi ve yas üzerine varoluşumuzu anlamlandıran ve yola devam etmemiz şeyler üzerine yazılmış, duygusal olduğu kadar hayat dersleri ile dolu bir roman.

YAŞLILIKTAN ÖLMEK Mİ?

Buradan hareketle “Yaşlılıktan ölmek” diye bir söz yaygındır Türk kültüründe.

Çoğu kişi, kişinin uzun bir ömürden sonra huzur içinde uykusunda ölmesi anlamına geldiğini düşünür.

Ancak ben de babamın ölümü nedeniyle ve tanıdıklarımın başına gelenleri gördükten sonra, özellikle çok yaşlılıkta bunun oldukça karmaşık bir süreç olduğunu anladım.

Yaşlılıktan ölüm, belirli bir faktöre bağlı değildir, daha ziyade kademeli bir tükenme sürecidir.

Organlar eskisi kadar hızlı yenilenmez. Bağışıklık sistemi yavaşlar. Kas kütlesi önemli ölçüde azalır ve denge bozulur, bu da olası kaymalara ve düşmelere yol açar.

Vücudun olumsuz faktörlere karşı direnme olasılığı azalır. Gençlikte bununla kolayca başa çıkılır, ancak bir noktada rezervler tükenir.

İhtiyarlıkta, iyileşme süreci yavaşlar. Bahçede veya alışverişe, camiye gidiş gelişlerde insan takatsiz kalır.

Üstelik bağışıklığın düşmesi nedeniyle soğuk algınlığına daha sık yakalanır, daha uzun sürebilir.

Bu durum, ihtiyarların gelecekte hayatın nasıl olacağını düşündürtür.

Her şeye rağmen hayattan kopmayan ihtiyarlar vardır. Aktif olarak yürüyüş yapanlar. Hatta kısmi zamanlı çalışan bazı ihtiyarlar tanıdım.

Bu tür istisna durumlarda yaşıtlarının çoğunun evde oturmaktan başka bir şey yapamadığını biliyoruz.

Belki biyolojik olarak yaşlanmayı durdurmak elimizde olmasa bile sağlığın yavaş yavaş gerilemeye başlamadığını bilmek birçok kişiyi rahatlatır.

Her şeyi değiştiremeyiz ama tamamen çaresiz de değiliz.

DÜNYA BİR SAHNE

Kendini ihtiyar olduğunu düşünenler bir de şöyle düşünsünler;

Hava güzel olursa bugün yürüyüşe çıkacağım, arkadaşlarımla sohbet edeceğim, alışveriş yapacağım, yapılması gerekenleri derleyip toparlayacağım.

Yaşlı olmayan ve ölümün yakın olduğunu bilen çoğu insanın yaptığı şeyi yapacağım, çünkü yaşlılık hissi diye bir şey yok!

Eskiden yaptıklarınızı artık yapamayacağınız hissinden kurtulun.

Bağımsızlığınızı kaybedebileceğiniz veya zaten bağımsızsanız bile, yapabildiğiniz kadar çok şeyi kendi başınıza yapmanız gerektiğini hissedin.

Birlikte olmaktan hoşlandığınız kişilerle mümkün olduğunca çok zaman geçirmeniz gerektiği hissi varsa, durmayın!

İhtiyarlıkta zaman su gibi akıp gidiyor. Zamanın kıymetli olduğu hissediyoruz.

Zaman hep öyleydi ama insan bunun daha çok farkına varıyor.

Bir de yaptığımız birçok şeyin son kez yapılacağı hissi de var.

İhtiyar olduğunuz için size hürmet edenler ve yaşlı olduğunuz için sizi küçümseyenler de var.

Bu nedenle insanın aklından çeşitli düşünceler geçiyor.

Hayatın her gün duyduğumuz, gördüğümüz yeni gelişmelerle birlikte hızla değiştiği bir yönü var.

Hayatın hiçbir şeyin değişmediği bir yönü de var.

Anneler hâlâ bebeklerine gülümsüyor. Çocuklar hâlâ ilk evcil hayvanlarına hayran kalıyor. Bisiklet sürmeyi öğrenmek hâlâ çok eğlenceli.

Yetmişli yaşlarda bile doğum günü mumlarını üflemek, yedi yaşında olduğu kadar keyif verici.

Önemli olan ihtiyarlığın getirdiği ölümün yakın olması hissi değil, perde kapandığında izleyicilerin bir tatmin duygusuyla ayrılmasıdır.

Bir zamanlar birinin dediği gibi, dünya bir sahne.

“Sen de rolünü hakkıyla oynadın. Sahneden ayrıl ve selam ver!”

TOPLUMDA İHTİYARLIK İMAJI

Hiçbir zaman unutmamalı; uzun yaşamak ihtiyarlamakla aynı şey değildir.

Yaşlı bir insan için normal imaj şudur:

Yalnızlık,

zihinsel yeteneklerin kaybı,

bunama,

başkalarına bağımlı hale gelme,

dünyayla bağını koparma,

alzaymır,

sürekli hastalık,

kafa karışıklığı,

eve kapanma,

yalnızlaşma,

topluma katkıda bulunamama,

isteksizlik,

yakın arkadaşlarını-akranlarını- kaybetme,

geçmişte yaşama,

gençlerin sabırsız olduğunu düşünme,

genel olarak dünyada ihtiyaçlarının karşılanmaması hali,

yani muhtaçlık.

Ama belki de en kötü şey yaşlı olarak görülmektir.

Hayat işte.

Dünya bir varmış, bir yokmuş misali!