Şahsen eğitim hayatım hep devlet okullarında geçti.

Hatta lise hayatım parasız yatılı olarak.

Tanıdığım ailelerin, devlet okulu mu, özel okul mu tercihi konusunda kafası karışık.

Devlet okulu sistemi yani müfredat ben bildim bile hep elden geçiyor, değiştiriliyor.

Ne var ki geçmişteki müfredatın bugün yaşadığımız dünyaya göre tasarlanmadığı ortada.

Ezbere dayalı, test usulü sınav vb. bir sistem yıllarca sürdü.

Bu sistem ne yazık ki yaratıcılığın değil uyumluluğun hedef alındığı bir dönemin inşası.

Geçmiş dönemlerde, öğrencileri bir altın bilezik için hazırlamak mantıklı görünürken merak yerine uyumluluk ön plandaydı.

GÜNÜMÜZÜN GENÇLİĞİ

Bugünün gençleri -Z ve Alfa kuşağı- bir meslek edinip fabrikaya, iş yerlerine yönelmek arzusu taşımıyor.

Son birkaç yılda bile bilim ve teknoloji dünyasında sürekli değişimin yaşandığı -yapay zeka, enerji sistemleri- bir hayat döngüsü yaşanıyor.

Bunun yanı sıra değişimin ve uyumsuzluğun getirdiği ruh sağlığı sorunlarının ve hatta felsefi olarak varoluşsal belirsizliğinin yaygın olduğu bir dünya hepimizi düşündürüyor.

Eğitim sistemimiz bu değişime ayak uydurdu mu?

İyileştirmeler olsa da değişimin hızına yetişmek imkansız gibi.

Bu nedenle müfredat ile değişimin getirdiği sonuçlar çelişki doğuruyor.

Son yıllarda bazı okullarda yaşanan olumsuzluklar -silahlı baskın, zorbalık, vs.- öğrencileri üzüntüye ve umutsuzluğa gark ediyor.

Bunlar aslında münferit sorunlar da değil uygun olmayan bir yaklaşımın genel göstergeleri denebilir.

STANDARTLAŞTIRMA

Genel olarak kamu eğitiminde başarıyı değerlendirmek için kullanılan temel ölçütler, standartlaştırılmış testler ve not-akademi kıyaslama ölçütleri etrafında şekilleniyor.

Bu tür ölçümler ve değerlendirmeler bir öğrencinin stresi yönetmeyi, eleştirel düşünmeyi veya anlamlı, pozitif ilişkiler kurmayı bilip bilmediğini ortaya koymuyor.

Mevcut eğitim modeli genellikle bu yetenekleri köreltiyor.

Varsa yoksa sınav, not, daima başarı beklentisi…

Devlet okullarındaki en büyük sorun sadece ne öğrettikleri değil aynı zamanda neyi göz ardı ettikleridir.

Okulların öğrencileri hayata hazırlaması gerekiyor.

Hele ergenlik dönemi sonundaki gençlerin -lise öğrencisi- çoğu yetişkinliğe duygusal olarak hazır olup olmadıkları sorulduğunda muhtemelen size boş bir bakış fırlatacaklardır.

Bu nedenle, okullardaki duygusal desteğe kadar her şeyi kapsayan hiç olmazsa “Yetişkinliğe Giriş” -bizdeki yurttaşlık derslerine benzer- dersleri yeniden planlanmalı.

Gençlerin hayata hazırlanması desteklenmeli.

Öğrencilerin ayakları yere basacak gerçek dünya eğitimine çok ihtiyaçları var.

Okulu sadece öğrencilerin kafalarına bilgi depoladıkları bir yer olarak görmeyi bırakma zamanı çoktan geldi.

Okul, öğrencilerin kim olduklarını ve neden önemli olduklarını keşfedebilecekleri bir yer olmalıdır.

Çocukların başarısını değerlendirmesi test puanlarına indirgenirse, gelecek potansiyellerini de azaltmış olur.

Başarı farklarını kapatmak için kimlik oluşumuna, duygusal dayanıklılığa ve amaca odaklanma zamanı.

Eğitim anlayışı standartlaştırma kültürünün ürünü olamayacak kadar önemlidir.

Eğitimin planlamasında özden çok benzerliğe değer veren bir sistem uygulanıyor.

Her yıl değiştirilen ve yeniden düzenlenen reform çabaları genellikle yüzeysel kalıyor, yeni müfredat standartları getiriyor ancak daha derin bir soruna inilmiyor.

Eğitimin asıl amacını unuttuk neredeyse.

Hatta sanat okulları ve yüksek okullarda bile -üniversite sanayi iş birliği çerçevesinde- okulları fabrikalara dönüştürmeye eğilim gibi algılanıyor.

OKUL TOPLULUĞU

Oysa okullar bir topluluktur.

Bu zihniyet değişikliği önemlidir.

Topluluklar karakteri besler, zorlar ve şekillendirir.

Okullardaki eğitim deneyimini iyileştirmesi için, onları endüstriyel üretime değil insan gelişimine odaklanarak yeniden şekillendirmek önemli.

Eğitimdeki gidişatın daha iyi olması için;

1. Hiç olmazsa standartlaştırılmış sınavları altın standart olarak görmeyi bırakmalı.

Öğrencinin başarısı yaratıcılığı, iş birliğnii ve karakteri içermelidir.

Eğitimin rolünü yeniden tasarladığımızda, onu kolaylaştıran eğitimcilerin becerilerini ve yöntemleri -eğiticinin eğitimi- de yeniden tasarlanabilir.

2. Öğrencilere bire bir koçluk fırsatları sağlanabilir:

Her okul, öğrencilerin akademik performansın ötesinde değerlerini ve potansiyellerini anlamalarına yardımcı olacak bireysel koçluk imkanı sunabilir.

3. Sadece müfredatı değil, kültür de ele alınmalı:

Eğitim reformları genellikle başarısız olur çünkü sadece öğrencilerin ne öğrendiğini değiştirir, nasıl öğrendiklerini veya bu süreçte kim olduklarını değiştirmez.

Öğrencilere özgüvenli, yetenekli ve kendi kendine yeten bireyler olmak öğretilmezse, eğitim sisteminin etkisi olmaz.

Bu durumda eğitim reformlarının ötesine geçip, geleceği öngörme zamanı.

Eğitimi yeniden düşünürken, eğitimdeki değişimi, alternatif eğitim yollarını desteklemek ve okul yöneticilerine yenilik yapma özgürlüğü sağlamak için eski eğitim modelleri belki de yeniden değerlendirilmeli.

Bunlar yeni fikirler değil elbet.

Standartlaşma büyük sıkıntı.

Eğitimi yeniden düşünmek, bir sonraki reformlarla başlamaz.

Öğrenciler sevildiklerini ve yetenekli olduklarını bildiklerinde hem onlar hem de eğitimciler geleneksel eğitim modelindeki sistemik işlev bozukluklarını ortadan kaldırmaya başlayabilirler.

Mevcut eğitim sistemini bir de bu açıdan kafamızda evirip çevirmeli.

Her şey bir adımla başlar.