Büyük kentler yalnızlaşır,

Bayram günleri ıssızlaşır.

İnsanları gibi.

Herkes memleketine…

Köyüne, atalarına koşar.

Birkaç gün bir nefes...

Gidemeyenler de

derin bir nefes alır tenhalıkta.

Oh hayat varmış…

Acaba bu bayramda

kaç kişiAtalarını ziyaret etti,

hal hatır sordu.

Ellerini öptü,

Hayır duası aldı.

Köylerde yaşlılar yapayalnız!

Bayramda seyranda

evlatlar gelecek diye

yollarını gözlerler.

Yalnız yaşamak

dünyada yaygınlaşıyor.

Nerede ise köylerde

tek kişilik haneler şeklinde

çoğu kez nineler tek başlarına.

Bu durum Türkiye’de

Köyden kente göçle başladı evet.

1950’li yıllardan sonra.

Geniş aileler küçüle küçüle,

çekirdekleşti,

belki de tekleşti,

ve yalnızlaştı.

Ancak yalnız olmak ve

yalnız hissetmek

aynı anlama gelmez.

Pek çok insan, fiziksel olarak

yalnız olmasalar bile

kendilerini yalnız hisseder; 

Ve fiziksel olarak

yalnız olanbirçok insan

kendini yalnız hissetmiyor. 

Peki yalnızlık salgını mı var?

Son birkaç yıldır

KOVİD etkisi ile de

insanlar yalnızlaştırıldı.

Sosyal ortamlardan koptu,

uzaklaştı.

Bu durum yalnızlık salgınına

yol açmamalı.

Bazı medya organlarına bakarsanız

Yalnızlık salgın gibi nerdeyse…

Bu haksızlık!

En azından memleketimiz için.

'Salgın' kavramını

hepimiz yaşayarak öğrendik.

Salgın her şeyin

çok daha kötüye gittiğini ve

yalnızlığın hızla arttığını ima eder.

Ne var ki sosyal ağlarla bile olsa

İnsanlar her zamankinden daha çok

birbirleri ile bağlantılı.

Sosyal medya bağlantıları,

Görüntülü görüşmeler…

İnsanların yalnızlığa zamanları

yok nerdeyse!

Arkadaşlıklar, aile çevresi ile

bağlantılar yaygın ve hızlı.

Bağlantıda olmak sağlığımız ve

duygusal iyilik halimiz için önemli.

“Yalnızlık Allaha mahsustur!” lafını

Atalarımız boşuna söylememiş.

Bu bayram bir fırsattı

atalarımızın ziyaretine.                                                                                                                     Hayatımız bir bayram sevinci

içinde geçsin!