Sinop, efsane kent.
Antik çağda Miletosluların bir ticaret kolonisi Sinop.
Sinop’un bilinen en eski adı Sinope.
Kentin bu ismi mitolojidekiAsapos’un kızı Sinope’ye dayanır.
Kurucuları olduğu rivayet edilen Sinope adlı bir amazondan veya mitolojide
Irmak Tanrısı Asopos’un su perisi kızı olarak anlatılan Sinope.
Gitmeyi hep arzuladığım,Her gittiğimde de hüzünlendiğim bir kent.
Dokuz Eylül Dağcılık Spor Kulübü üyeleri ile Haziran’ın ikinci haftasında bir kez daha Sinop’tayız.
Sinop aynı zamanda Turizm’in şahlandığı bir kent.
Sinop denilince akla ilk gelenler Mantısı.
Peynirlisi, kıymalısı, üzerinde bir kısmında bolca cevizi, bir kısmında yoğurt.
Mantı ağızda eriyor.
Sinop’un o kadar çok güzellikleri var ki;
Hamsilos Koyu ve çevresi bir tabiat parkı olmuş.
Hamsilos’un tarihi önemi de var, savaş sırasında sığınan savaş gemileri yönüyle.

Ya İnceburun Feneri,
1800’lü yıllardan beri ayakta. Türkiye’nin en kuzeyi ve dalgalı Karadeniz manzarası seyirlik yer.


Erfelek Tatlıca Şelaleleri Tabiat Parkı ise 28 sıralı şelaleden oluşan
Erfelek şelalelerinde hatıralarımızı tekrar yaşadık.
Sinop’un en ünlü tabiat harikası şelaleler.
Keşki Ana şelalenin dibine kadar yapılaşma olmadan otantikliğini koruyabilseydi.
Sinop Kalesi kentin simge yapısı, deniz kıyısına kadar uzanmış.
M.Ö. 7. Yüzyıldan beri Roma, Bizans,
Anadolu Selçukluları ve Osmanlı dönemlerinde yenilenmiş ve kullanılmış.

Kale ve tarihi Sinop hapishanesi iç içe.
Hapishaneye varmadan önce bembeyaz bir anıtla karşılaşıyoruz.
Elindeki feneri ve fıçısı ile hemen dikkat çeken
Diyojen Anıtı.
Dünyaca ünlü antik Yunan KİNİK filozofu Diyojen.
Elindeki feneri ile belli ki insanlığı ve hakikati arıyor.

Sanki Diyojen’in bilgeliğini anımsatırcasına;
İçimizdeki Şeytan adlı eserinde Sabahattin Ali, roman kahramanının dilinden;
“İnsanların en zayıf tarafları, sormadan, araştırmadan, düşünmeden, kafalarını patlatmadan inanmak hususundaki hayret verici temayülleridir.
Dünyadaki yalancı peygamberleri yetiştirmek ve beslemek için en iyi gübre, işte bu bilmeden inanmak için çırpınan kalabalıktır” der.
Sinop’ta beni benden alan ise Tarihi Hapishanesiydi.

1881 yılında inşa edilmiş.
Bugün Tarihi Sinop Cezaevi, uzun yıllar cezaevi olarak kullanmış simgesel bir yapı.

Hapishaneyi ünlü yapan orada yatanlardır.
Eskiden bizi kapıda karşılayan
Sinop Hapishanesinin eski gardiyanı
Pala’sı da bu dünyadan kayıp gitmiş.
Ne güzel bir insandı!

Sabahattin Ali ve Refik Halit Karay bu hapishanede ömür törpülemiş.
Cezaevi günümüzde ise bir müze.
Cezaevini müzesi sıradan bir müze değil.
Hem hapishanehem müze.
Yeniden düzenlenmiş hapishanenin her bir köşesinde anılar insanı hüzünlendiriyor.
Tarihi geçmişi ile bölümlere ayrılan müze
Hollerde ve duvarlarında geçmiş dönemleri yansıtan resim veayrıntılı açıklamalar var.
Bu arada bir Sabahattin Ali bölümü açılmış.
Odanın üst kısmı mavi silüette..
Bir hücre köşeden köşeye voltalarken okuduğu şiirler hüzünlendiriyor.
Bir de Sabahattin Ali’nin şiirinden esinlenmiş
-…Dışarda deli dalgalar… - dalgalarla simülasyon odası var.
Fonda şiir.
Gel de hüzünlenme.
Bize de “ Ağladığım duyulmasın….
Aldırma Gönül Aldırma…” demek düşer.
Sabahattin Ali’nin anısına saygıyla.
Next