Bu haftalarda medyada orman yangınları manşette.

Avrupa, Amerika, Kanada, Avustralya ve Türkiye’nin ormanları alev alev.

Her orman yandığında biz de yanıyoruz.

Şu anda insanlar endişeli.

İklim değişikliğinin getirdiği “yeni normal” mi?

Birkaç yıldır yaşadığımız yangınlar normal değil.

Gelecekte iklim değişikliğinin ön sahnesi gibi değerlendirenler de var.

Bahar ayları yağışlı geçmesine rağmen yaz döneminde aşırı hava olayları bunaltıyor.

Hükümetler, yetkililer ve insanlar elinden geleni yapıyor.

Görünen o ki sadece orman yangını çıktığında acil durum müdahaleleri yapılıyor.

Bunlar bir nevi savunma amaçlı eylemler sayılabilir.

Oysa üzerinde durulması gereken iklim krizini önleyici bir şekilde ele alan müdahaleler.

Orman yangınlarının aciliyeti nedeniyle herkes yangınları söndürmek için seferber oluyor.

Peki orman yangınlarını önlemek için niçin seferber olmuyoruz?

Bu tür olaylar her yaşandığında, medyada ve toplumda yangınlara daha iyi hazırlanmamız, ormanlarımızı daha dirençli hale getirmemiz ve bu “yeni normal”e uyum sağlamamız gerektiği konusunda görüşler dile getirilir, tartışmalar sürer gider.

Ancak kamuoyu tartışmalarında çok fazla göz ardı edilen daha temel bir gerçek var:

Fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecini önemli ölçüde hızlandırmak için gerçekten harekete geçmedikçe, asla öne geçemeyeceğiz.

Ne kadar yangın hazırlığı ve planlama yaparsak yapalım, şu anda yaşadığımız dehşetlerin daha da kötüleşmesini engelleyemeyiz.

Bizi her gün ürküten bir iklim krizi ile yüzleşiyoruz.

İklim krizine karşı bir savaş stratejisi olmalı her devletin.

Bu konuda toplumun her ferdi seferber edilmeli, siyasetçilerimiz harekete geçmeli, ekonomi ve tarımı temelden yeniden şekillendirecek ve fosil yakıtlara olan bağımlılığımıza son verecek yeni bir zihniyet geliştirmeliyiz.

Yangınlar sadece tabiatı kül etmiyor, dumanı ve külleri ile de insanı hasta ediyor.

İzmir Karşıyaka Yamanlar Dağı ormanları yandığında duman altı olmuştuk.

Duman Karşıyaka ve körfezin üzerine kapladığında nefes almakta zorlanıyordu.

Balkonlara, sokaklara, her yere kül yağmıştı.

Üstelik bir de genzinizi yakan bir yanık kokusu.

Orman yangınları dumanı, solunum yollarını tahriş eden zehirli gazlar ve akciğerlere nüfuz edip kan dolaşımıyla vücuttaki her organa ulaşan minik parçacıklarla doludur.

Bunu soluyan pek çok insanın sağlık yönünden sıkıntı yaşadığı ve hatta öldüğü bildiriliyor.

Yanmış bitki dumanı ve külleri akciğerlerde bıraktığı hasar o kadar şiddetli ki, yangınlardan uzakta yaşayan insanlar bile hayatını kaybedebiliyor.

Kötü hava kalitesi partikül varlığı ile değerlendiriliyor.

Partikül yüksekliği hava kirliliğinin oranını belirler.

Eski dönemlerde (doğalgaz öncesi) şehirler alarm verirdi.

Hava kirliliği konusunda uyarılar yapar, 70’li yıllarda Ankara’da iken soğuk aylarda Sıhhiye Meydanı’nda dolaşamazdık hava kirliliğinden.

Sağlıklı olun ya da olmayın ve özellikle kronik solunum yolu hastalığı olanlar orman yangını dumanı yoğunlaştığında maske takmalı, pencerelerin kapatmalı ve özellikle yalnız yaşayan kronik hastalığı olan yaşlılar gibi savunmasız komşuların kontrol edilmesi gerekir.

Orman yangınları önlenebilir mi?

Bilim insanlarına göre; yanan alanın büyük kısmının kırsal bölgelerdeki orman olduğunu ve bunun arazi kullanımındaki değişiklikler ile ilişkili olduğunu belirtiyorlar.

Türkiye’de ve Akdeniz kıyısı ülkelerde kırsal bölgeler boşaldı ve her bahar yağmurları ile daha fazla bitki örtüsünün oluştu.

Eskiden köylüler eker biçerdi, hayvan otlatırdı.

Hatta haziran ayında kırsal bölgelerde “ot biçme mevsimi” denilen ve imeceyle biçilen otlar küme küme toplanıp kış için hayvanlara yiyecek olurdu.

Şimdi bazı yörelerde bu geleneğin sürdüğünü biliyorum.

Yaz gelince kırsal bölgelerde kuruyan otlar ve iklim değişikliğinin getirdiği daha sıcak hava dalgaları sırasında yangınların daha kolay yayılmasına neden oldu.

Bu iki faktörün birleşimi önümüzde “söndüremeyeceğimiz bir yangın çağına mı girdik?” düşüncesine yol açıyor.

Gelecek aylarda döngüsel bir ısınma hava modeli olan güçlü bir El Nino’nun etkisi bekleniyor.

Şimdi dünyanın her yerindeki insanların iklim felaketleri nedeniyle bir tür çaresizlik hissetmek yerine harekete geçme zamanı.

Herkes iklim savaşçısı olmaya hazırlanmalı bugünden.