Takvim yaprakları yaz aylarına doğru değişirken, kış mevsiminden baharın en güzel günlerini yaşadığımız şu günlerde kırsalın havası bir başka esiyor, ferahlatıyor. Son 30 yılın en yağışlı mevsimini geçirdiğimiz şu günlerde kırsaldaki vatandaşları dinliyoruz…

Hemen hepsinin bahar mevsimiyle ilgili değerlendirmesi aynı; “Böyle bir yağış dönemi hatırlamıyoruz…” Bu işin muhatabı olan uzmanlar da her şeyi dört kelimeyle özetliyor: “İklim değişikliği böyle bir şey.”

İKİ İLİN SINIRINDA İKLİMİN ETKİSİNİ GÖZLEMLEDİK

Diyarbakır, Muş ve Batman il sınırını; Kulp ile Zore Çayı akarsuları belirliyor.

Sınırdaki sıfır noktada Yücebağ-Cacas ile Diyarbakır-Kulp’un Sarıçoban köylerini birbirinden ayıran akarsular, son yağışlarla birlikte su debisi bir hayli yükselmiş.

Sınırdaki dağların tepesi hâlen beyaz örtüyle kaplı.

Bu yıl baharın mevsim normallerinden farklı olmasından dolayı, zirvedeki karlar daha uzun süreyle yaz aylarına kadar erimeyeceğini gösteriyor.

Masa başı gazetecilikten ziyade, ziyaret ve hasbihal haberlerinden çok sahada olmak bizim için çok değerli.

Zamanımızın çoğu kırsalda geçiyor dersek abartmış sayılmayız.

Yağışlı bir günde yolunu tuttuğumuz Sason’un Cacas-Yücebağ beldesi, belki de yağışlardan en fazla hasar gören yerleşim yerlerinden.

3.500 nüfuslu beldenin altyapısını heyelan yıkıp geçmiş.

100 yıllık taş evler bile heyelana dayanamamış.

Yerle bir olan o taş evlerin yerinde şimdilerde yeller esiyor.

Heyelanın tahribata yol açtığı taş evlerde oturamayacak duruma gelen bazı köy sakinlerinin gözü, AFAD İl Müdürlüğü ile yöneticilerde.

Gelin bugün kırsalda not tuttuğumuz Yücebağ-Cacas’ın kırsalına bakalım.

En etkili yağışın yaşandığı bu beldede altyapının büyük bölümü hasar görmüş.

Cadde ve sokakların altından su fışkırıyor.

Yolların kenarındaki devasa kayalar yola yuvarlanacak gibi.

Bazı cadde ve sokaklarda yarıklar ve çatlaklar oluşmuş.

Sason Kırsal

KIRSALI DOĞAL AFET VURDU

Sason ilçesi ve çevresi doğa harikası bir yerleşim birimi.

Tıpkı Karadeniz bölgesini andırıyor.

Kuş uçmaz, kervan geçmez o dağ eteklerindeki köy ve mezralarda oturan sakinler, heyelandan sonra yaraların sarılması adına çok kaygılı.

Daha önce köy statüsünde olan bazı mahalleler, Yücebağ beldesine bağlanan mahalleler hâline getirilmiş.

Örneğin Koçkaya ve Günlüce gibi…

Günlüce, 2005 yılında yine heyelandan büyük hasar gören yerleşim birimi.

Bu köyde oturan ‘Rusipi’ dediğimiz yaşlılardan 80 yaşındaki Sabri Kaban ile 70 yaşındaki Mehmet Oğuz’u dinliyoruz.

Hayvancılıkla geçimini sağlayan köyde başka şehirlere göç etmişler.

Köyde kalan tek tük yaşlıyı ise heyelan korkusu sarmış.

Mahalle sakinleri ile köyün içini dolaşıyoruz.

Heyelanın derin iz bıraktığı çatlaklardan ürken mahalleliler haklı olarak ilgili mercileri göreve davet ediyor;

“20 yıl önce de böyle bir afetle karşı karşıya kalmıştık. Heyelan korkusundan evlerimizde oturamayacak hâle geldik.”

Su debisi konusunda uzman Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Halil Demirel hocanın suyla ilgili bilimsel makalelerine gazetemizde yer veriyoruz.

Öğretim görevlisi Demirel’in kuvvetli yağışlarla ilgili analitik bir değerlendirmesi var;

“Batman gibi yazları sıcak ve buharlaşma baskısı yüksek olan bölgelerde kış ve bahar yağışları önemlidir. Ama yaz aylarında artan sıcaklıklar, bu suyun önemli bir kısmını tekrar atmosfere taşıyabilir. Bu yüzden son yağışları sevindirici bir gelişme olarak görmeliyiz. Ancak bunu kalıcı bir rahatlama olarak okumamalıyız.”

Yağışların iklim değişikliğiyle bağlantısı var mı yok mu? Bunu da Demirel, şöyle özetliyor:

“İklim değişikliğinin su döngüsünü daha düzensiz hâle getirdiğini biliyoruz. Artık birçok bölgede uzun kurak dönemler ile kısa sürede değişen kuvvetli yağışlar aynı şekilde görülebiliyor. Yani iklim değişikliği sadece ‘daha az yağmur’ demek değildir. Bazen daha yoğun, daha ani ve yönetilmesi daha zor yağışlar anlamına da gelir.”

Sason Kırsalı

TEHLİKE GELİYORUM DEMEDEN

Aslında kırsalda bu afetin yanında güzel manzaralara da şahitlik ediyoruz.

Cıfırna Dağı’nın zirvesinde beyaz örtü var.

Bu dağın zirvesi, bir yerde ters lalelerin diyarı.

Ters lalelerin olduğu bölgeye birkaç kilometre kalmıştı ama çamur ve bataklıktan ulaşamadığımız o bölgede eriyen kar sularının aktığı derede doğa harikası manzara vardı.

Birkaç kilometre ötedeki Koçkaya Mahallesinde ise hemen her bahçede yıllar önce tohumu atılan ters laleler bizi o doğa dostu semt sakinleri ile buluşturdu.

Koçkaya’da hemen her evin bahçesinde yetiştirilen ‘ağlayan gelin’ olarak bilinen ters laleler, görsel şölen sundu bize.

Koçkayalılar, bu lalelere gözü gibi bakıyorlar.

İşte bu sakinlerin her biri doğa dostu bir çevreci.

Koparılması hâlinde 700 bin TL para cezası olan bu ters lalelere, küçük çocuklar bile sizi yanaştırmıyor.

Kırsalda böyle güzel gelişmeler de yaşanıyor.

Hep olumsuzluklar değil, güzellikler de var kırsalda.

Ancak doğanın her zaman dost olmadığını da unutmamak gerek.

Facia yaşandıktan sonra… Eğer hâlâ geçmişteki risklerin afete dönüştüğünü görmezden geliyorsak o zaman ihmali edilen ve çözümde gecikilen her risk tekrar karşımıza çıkar, belki öncekinden daha acımasız….

Bizden hatırlatması…