Doğanın ve insanın zamana emanet ettiği eserler yüzyıllar boyunca sessizce konuşmaya devam eder. 12 bin 500 yıllık Hasankeyf, Batman’ın gururu olan anıtsal yapılardandır. Tarihimizi ve tarihsel dokuyu bu antik kentin varlığından öğrendik. Dört medeniyetin hüküm sürdüğü Hasankeyf, Ilısu Baraj Gölü projesiyle bu anıt mekanın bir bölümünü kaybetti.
Yıllara ve zamana meydan okuyan Hasankeyf Kalesi’ne çıktığınızda ovaya, Dicle’nin sessiz ve derin aktığı manzaraya baktığınızda binlerce yıl önce buradan geçen insanların ayak seslerini hayal edersiniz. Hasankeyf’te eski çağlara ait mağaralara ve eski mekanların olduğu taş konaklara dokunduğunuzda bu yapıların geçmişin hikayelerine sessizce tanıklık ettiğini görürsünüz. İnsan burada ister istemez yavaşlar. Hasankeyf’in eski kale girişindeki taşlı merdivenlerden çıktıkça manzara büyür, geçmiş yakınlaşır.

HASANKEYF YAŞANIR, ANLATILMAZ
Kimine göre yerleşik hayatın başlangıcı Mezopotamya’dır.
Diyarbakır’dan Urfa-Göbeklitepe… Adıyaman’dan Malatya’ya… Batman’dan Mardin’e kadar bu derin coğrafyanın olduğu bölgede 12 bin 500 yıllık Hasankeyf de çağlar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış antik şehrimizdir.
Her ne kadar Şanlıurfa’daki Göbeklitepe tapınakları Mezopotamya coğrafyasını yeniden yazdırmışsa; da bu coğrafyanın tarihsel dokusunun Hasankeyf olduğunu iddia ediyoruz.
Uzun yıllar arkadaşlarımızla ‘Hasankeyf Gönüllüleri Derneği’ çatısı altında; Hasankeyf’in tarihi dokusunun korunmasına yönelik mücadele etmiştik. Antik kentteki tarihi dokunun korunması, yatırımın da yapılması o dönemde mücadele veren herkesin arzusuydu.
Yarım asırdan fazla süren Ilısu Barajı projesi öyle veya böyle hayata geçirildi.
Hasankeyf’in kalesi halen zamana meydan okuyor.
O kaleye çıktığınızda birçok eser, hikayenin kendisini anlattığı yerdir.
Binlerce yıl önce Hasankeyf Kalesi’ndeki amfi tiyatroda sahneye çıkan insanlar da bizim gibi umut ettiler.
Hayallerini yaşama geçirmek istediler.
Hasankeyf yaşanır, anlatılmaz.
Elbette Hasankeyf’te halen keşfedilmeyen tarihi dokunun olduğu ve henüz keşfedilmemiş birçok yer var.
KEŞFEDİLMEYİ BEKLEYEN YERLER VAR
‘Hasankeyf Kalesi’nin tamamını dolaşmak istiyorum’ derseniz bir gününüzü ayırmak zorundasınız. Kaleyi uzaktan izleyerek ya da arkeoloji parkındaki taşınan bazı eserlerin önünde, gezinin anısına fotoğraf çekmekle Hasankeyf’in her yerini dolaştım denemez.
Çünkü Hasankeyf’in henüz keşfedilmemiş onlarca yeri var.
Zaman zaman bu konuda Belediye Başkanı Hamit Tutuş’un da yakınması var.
Yerli ve yabancı konuklar geliyor.
Hasankeyf’in eşsiz tarihi mekanlarında tekne turu yapıyor.
Sonradan ayrılıp, Hasankeyf’i gördüm diyor.
Hasankeyf için bu gezintinin yeterli olmadığını belirtelim.
Aslında Hasankeyf’te gezecek, görülecek çok yer var.
Ne yazık ki yanı başımızdaki çok önemli antik bir kenti yeterince bilmiyoruz ve tanıtamıyoruz.
Aslında Hasankeyf için yazılacak, söylenecek çok şey var.
‘Ağlayan Mağara’ dahi Hasankeyf’e farklı turizm potansiyeli yaratır.
O Mağara’yı birkaç yıl önce haberleştirmiştik.
Yaygın basında o haber çıktığında; buraya gelen tur operatörlerinin sorduğu ilk yer ‘Ağlayan Mağara’ olmuştu.
Tanıttıkça Hasankeyf’te saymakla bitmeyecek mekanların olduğu görülecektir.

ARŞİVİMİZDEKİ HASANKEYF
2003 Yılında dönemin Batman Valisi ve eski İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın, Hasankeyf için çok güzel projeleri vardı.
Hasankeyf’in tanıtımında eski Bakan Ala’nın çok büyük çabaları olmuştu.
2003 Yılında ‘Turizm Haftası’ etkinliklerini Şaab Vadisi’ne kaydıran eski Vali Ala’nın davet ettiği ilk sanatçılar arasında İzzet Altınmeşe vardı. Arkasından da Mahsun Kırmızıgül gibi sanatçılar da Dicle Nehri kıyısında verdikleri konserlerde anlamlı mesajlarla Hasankeyf’in eşsiz bir yer olduğunun altını çizmişlerdi.
Hasankeyf’te her bir taşın hafızası var.
Oradaki yatırları ziyaret eden insanların da izleri, şifa arayanların umutları da vardır. Kuşkusuz sevdiklerini kaybedenlerin gözyaşları da vardır. Hasankeyf Kalesi’nde gezinirken; eski mezar taşlarında çok sevdikleri ve zamanın ruhunu yansıtan bazı figürler dikkat çekiyor.
Bütün bunlar mekanın yansıttığı hafızada yerini almıştır.
Belki de bu yüzden antik kentte insanın içine garip bir duygu ve hüzün çöker. Çünkü orada zamanın yanı başında akan Dicle gibi aktığını görürüz. Bir zamanlar bu coğrafyada ticaretin merkezi olan ve Artuklulara 130 yıl süreyle başkentlik yapan Hasankeyf; bugün sessizce yalnızlığı ve sular altında kalan diğer yarısı için yas tutuyor.
TAŞLARA BAKARKEN…
Hasankeyf’te eski dönemlere ait saraylar, önemli mekanların çoğu toprağa karışmış, isimleri unutulmuştur.
Geriye yalnızca taşlar kalmıştır.
Taşlara bakarken; “Sen de geçeceksin fakat bıraktığın iz kalacak” diye fısıldadığını hissediyoruz.
Hasankeyf’teki tarihi doku sizi ayrı bir dünyaya götürüyor.
Özellikle kaleye çıkıldığında, o mükemmel manzaranın sadece bir doğa harikası olmadığı görülür. Orada görülen sadece bir antik kent değil, bir taş yığını değil; bütün bunlar insanlığın kendisini bulmaya çalıştığı uzun hikayelerin sayfalarıdır.
Belki yüzyıllar sonra da insanlar bu dokuyu görecek ama Hasankeyf Kalesi’ne hep hayranlık duyacaklar.
Büyük Saray’a, Küçük Saray’a dokunacaklar ve belki de onlar da bizim gibi aynı soruyu soracaklar: “Bunca zaman sonra bizden geriye ne kalacak?”
Bizden geriye hep iyiliklerin ve güzelliklerin kalması en büyük temennimiz olmalı…
Özetle; bugün Hasankeyf’e bakarken yalnızca güzeli değil, zamanı da anmak gerektiğini anlıyoruz. Çünkü Hasankeyf’te insan sesleri arasında tarih konuşmaya başlar her zaman.
Sağlıkla kalın, Batman Çağdaş’la kalın…
Next