*Gazetecilik öyle bir meslek ki… Cenazeniz olsa bile görevinizin başında olmak zorundasınız. 2011 Yılında annemi, 1 yıl sonra ise merhum babamı kaybettim.. Anne ve babamı toprağa verdikten sonra tekrar gazetenin başına geçip, bir gün sonra çıkacak sayıyı ne şartlar altında hazırladığımızı dün gibi hatırlıyorum…

*Önceki gün de böyle acı bir tabloyla daha karşılaştım. Akrabamız Fırat ailesinin büyüklerinden yazar Abdurrahman Fırat, yakalandığı amansız hastalığı yenik düşüp, aramızdan ayrıldı. O gün aynı saatlerde kadim dostum eski Telekom Başmüdürü Bedrettin Ay’ın, hayatının baharındaki oğlu Ümit Ay, trafiğe kurban gitti. Bir günde iki acıyı yaşasam da gazetecilik gereği görevimin başındaydım...

GAZETECİLİK BÖYLE BİR MESLEK
45 Yıllık gazetecilik mesleğimde birçok olayla karşılaştım.

Hele sizin bir yaşam parçanız, yakınınız ve her şeyiniz olan sevdiklerinizi kaybettiğinizde bile görevinizin başından ayırmayan bir meslek içindeyseniz vay halinize…

Tarih 28 Kasım 1992.

Batman Çağdaş’ın kurucusu ağabeyim Enver Arslan, Ankara dönüşünde Batman-Kozluk-Silvan yolu güzergahında Dövecik (Malegır) virajında geçirdiği trafik kazasında yaşama veda etmişti.

Kar yerdeydi.

İnsanları donduran bir Pazar günüydü.

Eski 16 Mayıs Şehir Stadında Batman Belediyespor-Adana Demirspor maçındaydık.

O buz gibi havada daha maçın ilk yarısı bitmeden acı bir haber ulaşmıştı bize.

Eski Devlet Hastanesine daha varmadan Batman’ın eski Valilerinden Zeki Şanal ile acil servis girişinde karşılaşıp; ‘Başınız sağ olsun’ sözlerini duyduğumda her yer ve her şey donmuş gibi bedenimdeki bütün duygularım işlevini yitirmişti.  

Gazetemizin kurucusu merhum ağabeyim morgdaydı ama onun hep üzerine titrediği Çağdaş’ı bir gün sonra okurlarıyla buluşturmak da görevimdi.

Ağabeyim Enver Arslan’ı soğuk bir kış gününde Seyitler Mahallesi’ndeki Bozooğulları mezarlığında toprağa vermiştik.

Ağabeyim Arslan’ın yakın dostu eski Esnaf Sanatkarlar Odası Başkanı Şevki Taş, o kar, çamur demeden elleriyle düzelttiği mezarın başında göz yaşlarıyla ağabeyime veda etmiştik.

Mezarlık çıkışında eski Tekel Caddesi’ndeki gazete bürosunda soluklanmıştık.

Şimdiki teknolojinin olmadığı, o dönemlerde  ‘entertip’ dizgisiyle hazırladığımız gazeteyi ne sıkıntılarla çıkardığımızı bir ben bilirim.

Tarih 27.03.2011… Annemi kaybetmiştim.

Asri Mezarlığı’nda toprağa verdiğimiz annemin mezarının yanına babamın vasiyeti gereği yanındaki mezarlık alanını boş bırakmıştık.

Kadere bakın… 1 Yıl sonrası…

Tarih 04.04.2012… Annemin vefatının üzerinden bir yıl, bir hafta geçmişti.

Bu kez babam hakkın rahmetine kavuşmuştu. 

Asri Mezarlığında annemin bulunduğu mezarının yanı başına babamı toprağa verdik.

Mekanları cennet olsun.

Daha acınızı yaşamadan en değerli varlıklarınızın yokluğunu hissetmeden mesleğiniz gereği işinize dönüyorsunuz.

Acınız hafiflemeden işinizin başındasınız.

İşte gazetecilik böyle bir şey. 

Bu yönüyle bakıldığında belki de en zor mesleklerden biri de gazeteciliktir.

İki acıyı aynı anda yaşamak… Umarım, bugün duygu yoğunluğuyla yazdığım bu yazıyı anlayışla karşılarsınız.

Başka türlü yazmak istediysem de bir türlü yazamadım.

Kusura bakmayın lütfen.

İKİ ACIYI AYNI ANDA YAŞAMAK…
Tarih 11.07.2024.

Batman’ın tanınan ailelerinden Fırat ailesinin büyüklerinden Abdurrahman Fırat akrabamızdı.

O da bir petrol emekçisiydi.

Yılları Tüpraş Batman Rafinerisi’nde geçmişti.

Emekli olmuştu ama iş hayatından kopmamıştı.

Bir dönem de inşaat sektöründe de hizmet veren Fırat, son yıllarda kendisini yazarlığa vermişti.

‘Hayat Romana Benzemez’, ‘Hayat Bana Çok Şey Öğretti’ kitaplarının yazarı Fırat, bir süredir mide kanseriyle mücadele veriyordu.

O amansız hastalığı son evresinde fark etmişti.

Yapılacak bir şey yoktu.

Kurban Bayramı’nda görüştüğümüzde de üçüncü kitap hazırlığını yaptığını söylemişti bize.

Ne yazık ki hayat çok ama çok kısa…

Hayalleri ve umutları da yok ediyor.

Yazar ve petrol emekçisini kaybetmiştik.

Mekanı cennet olsun.

Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesinin morgunda daha cenazeyi kaldırmadan yine çok yakın bir dostumuzun oğlu trafik kazası sonucu yaşama veda etmişti.

Hayatının baharındaki 24 yaşındaki Ümit Ay’ın,  trafik kazasına kurban gittiğini duyunca… Bir süre yaşadığım şoku üzerimden atamadım.

O kazaya inanmak istemedim.

Tekrar kaza, tekrar bir hayatı kopardı.

Ve son olsun dileğimizi içimizde acı içinde bıraktı. 

Batman eski Telekom Başmüdürü Bedrettin Ay’ın oğlu Ümit Ay, otomobili ile dorse bir araçla feci şekilde çarpışmıştı.

O korkunç kazada bu yıl Batman Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünü bitiren Ümit Ay’ın fotoğrafını sürmanşete taşıyınca kadim dostum Bedrettin Ay’ın ağlaması hep kulağımda çınladı.  

Baş sağlığını telefonla dilediğim gözü yaşlı baba Bedrettin Ay, konuşmakta zorlanıyordu:

 “Sabah saatlerinde aracını Küçük Sanayi Sitesi’ne götüreceğini söyledi Ümit. Kazanın nasıl olduğunu biz de bilmiyoruz. Bu yıl Batman Üniversitesi’nden mezun olmuştu. Acımız büyük.”

Bir günde iki acı olay, tuşlara dokunan parmaklarımı titretti ve uzun süre ekrandaki hüzün ve acı veren resimlere bakmak zorunda kaldım.

Özetle; bu meslek öyle bir ağır ki… Çok yakınlarınız aranızdan ayrılırken bile acısını bile paylaşamamak en büyük üzüntü.

Kazaların olmadığı, herkesin yatağında huzurla uyuyor gibi ilerleyen yaşının gereği sonsuzluğa yolcu edeceğimiz günler dileğiyle…