İklim değişikliği bu yıl bahar havasında yansıdı ama bu mevsimde günlerdir süren yağışın faturası da ağır oldu. Hafta sonu mesleğimiz gereği sahadaydık yine. Sağanak yağış ve iri dolu taneleri, Batman merkeze yakın köy ve mezralarda oturan çiftçilere faturası ağır oldu… Kıra Dağı’na komşu Gündekire yani Yeşilöz köyünde heyelanın olduğu bölgeyi dolaşırken 25 dakika boyunca doluya tutulduk…
Bir zamanlar evrenin hayat ağacı olan ve bir bölgeyi sulayıp, hayvanların susuzluğunu gidererek doğaya can katan Batman Çayı’nın çevresi son günlerde kurşuni değil siyah renkte akıyor ve kötü bir koku yayıyor. Dün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günüydü. Mesleğimiz gereği yine sahadaydık. Coğrafi koşulların zor olduğu kuş uçmaz, kervan geçmez Sason-Yücebağ dağlarındaydık…

HİÇBİR MESLEK KOLAY DEĞİL
3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü günü de geride kaldı.
Dolu, kar ve yağmur-çamur demeden Batman soluğu aldığımız Batman’da baharın ilk günlerinde doğa harikası kırsalda nabız tuttuk.
Sahada olunca her şeyi net bir şekilde görebiliyorsunuz.
Cuma günü de 885 rakımlı Kıra Dağı eteğindeydik.
Dostumuz, arkadaşımız Yeşilöz-Gündekire köy muhtarı Sadettin Okan, köye yakın mesafedeki tarlasına götürdü bizi.
Hava bulutluydu.
Köyün dört bir tarafının yeşile büründüğünü daha önce sizlerle paylaşmıştım ama komşu il Diyarbakır-Silvan tarafından gelen simsiyah bulutlar Batman’a doğru hızla ilerliyordu.
51 Yıl önce köy meydanında muhtar Okan’ın babası merhum Mehmet Emin Okan’ın taştan yaptığı binanın hikâyesini anlattı, biz de dinledik.
Köy meydanında diz boyunu bulan otlar arasında buzağılar etrafta görülüyordu.
Her şey güzel gidiyordu, mevsime uygundu.
Ta ki köyün 500 metre ötesindeki fıstık bahçelerine adım atıncaya kadar ama kısa sürede köyün üzerini simsiyah bulutlar kapladı.
Her mevsimde ihtiyatlıyımdır.
Tarlaların arasında dolaşırken üzerimde su geçirmez yağmurluğum vardı.
Arkadaşım İrfan Tapan ise yazdan kalma kıyafet ve spor ayakkabısıyla panik hâlindeydi.
Sağ olsun muhtar arkadaşım Okan, sarı çizmelerden bir tanesini bana verdi ama Tapan arkadaşım hiç beklemeden tarlaya atmıştı kendini.
Daha heyelanın olduğu bölgeye yetişmeden fındık büyüklüğünde dolu, kafayı kırarcasına üzerimize yağmaya başladı.
İçlerinde en rahatı bendim.
Tapan, makinesinin hasar görmemesinin derdindeydi.
Muhtar Okan ile bir kaçışları vardı ki görülmeye değerdi.
Ben rahattım çünkü kıyafetim koşullara uygundu.
15 Dakika içinde yemyeşil ova beyaza bürünmüştü.
Ne yazık ki iri dolu taneleri tarlalarda ne varsa alıp götürmüştü.
İşte doğa böyle bir şey; bir günde üç mevsim yaşatabiliyormuş.
Sabah güneş, öğle saatlerinde ise hafif bulut, ikindi saatlerinde dolu ve yağmur.
Saha notlarımızdan, yaşadığımız bir anekdotu da sizlerle paylaşmış olduk böylece.

BATMAN ÇAYI’NIN ÇIĞLIĞI
1926 Yılında Elmedina’yı haritadan silen Batman Çayı’nın su debisinin ne kadar yükseldiğini son günlerde hep okurlarımızla paylaşıyoruz.
Bir hafta içinde suyun köprü ayaklarına verdiği hasardan ötürü bu yol güzergâhı ulaşıma kapalı.
Köprünün manzarası bir yana, etrafta biriken evsel atıklar ile lağım suları etrafa yaydığı kötü koku katlanılmazdı.
Batman Çayı’na komşu olan bu lağım suları, yeni bir çevre felaketinin habercisi.
Daha önce de değinmiştik.
DSİ, akarsu içine olması gereken bir kanalı kazandırdı.
Artık bundan böyle geçmişte yaşanan boğulma vakaları da önlenmiş olacak bir yerde.
Peki bu lağım suları için DSİ veya diğer kuruluşlar yeni bir ıslah projesini hayata geçirecek mi?
Batman Çayı’na paralel olarak bu sular, simsiyah akıyor.
Daha önce uyarı amaçlı haberleştirdiğimiz bu sessiz çığlığa artık kulak vermenin ertelenemez zamanı geldi.
Ancak akarsuya komşu bu evsel ve lağım sularının Batman Çayı’na ve doğaya karışmaması için şimdiden harekete geçilmeli.
Bu su nereden buraya geliyor, kaynağı neresidir? Kanımızca bu kaynağı bulmak zor olmasa gerek.
Balpınar’da doğa ve yayla sessiz çığlığı haykırıyor.
Bu evsel atıklar ile lağım sularına acilen çözüm bulunmalıdır…
Dicle Nehri’ne akan, Balpınar başta olmak üzere çevredeki köy ve mezralardaki hayvancılığın temelini oluşturan bir ekosistemin yok olmaması için ilgili kurum ve kuruluşlar hemen harekete geçmeli.
Bu kirlilik, sadece çevreyi değil, insan ve hayvan sağlığını da tehdit ediyor.
7000 Nüfuslu Balpınar beldesinde oturan belde sakinleri bu suyu kullanıyor.
Hayvanlar bu sudan içiyor.
Ürünler bu suyla sulanıyor.
Haliyle bizler de bu hayvansal ve bitkisel ürünlerle besleniyoruz.
Biz de bu kirlilikten azade olamayacağız.
Aman dikkat…
Orada onlarca sera tesisi de bu sudan beslendiğini de hatırlatalım.
Gıda güvenliği ve halk sağlığını riske atan bu lağım suları ve evsel atıklar, halk sağlığını riske atmamalı.
Palyatif çözümler değil, kalıcı önlem ve çözümler şart.
Bizden hatırlatması.
Sağlıkla kalın, Çağdaş’la kalın…
Next