Hiç düşündünüz mü, aşıların ve antibiyotiklerin kullanılmaya başlanmasından bu yana, bulaşıcı hastalıkların genel halk tarafından tehlikeli olarak görülmediği bir toplumda büyüyen bir nesiliz bizler.
İnsanlar hayatlarının en güzel çağında zatürreden, kızamıktan, boğmacadan, difteriden ölmüyor.
Geçmiş zamanlarda aileler çocuklarına çiçek hastalığı ve kızamık geçirene kadar isim vermiyordu, sağ kalacak mı acaba diye.
Bugün çocuk servisleri menenjitli çocuklarla dolup taşmıyorsa, doğuştan kızamıkçık sendromuyla doğan çocuklar görmüyorsak aşılar ve antibiyotiklerin insana hayat bağışlayan bir mucizeden kaynaklı.
Aşı ve antibiyotik devrinden önce büyüyen insanlar çok acılar çekti.
Bugünkü başarıyı, hastalıkların riskini küçümsüyoruz belki de.
Ayrıca, diyelim ki iki çocuğu olan bir aile düşünelim, onların tamamen sağlıklı olmalarını ve herhangi bir sorun yaşamadan yetişkinliğe ulaşmalarını bekler aileler.
Dolayısıyla, bu gidişata, plana uymayan şeyler olduğunda bunun bir nedeni olmalı ve bu yüzden suçlayacak bir şey veya birini bulmalı insanlar;
işlerin sadece kötü şans veya genetik nedenlerle ters gittiği kabul edilemez.
Mesela bugün “doğal olan en iyisidir”, “sadece ekolojik ve doğal gıdalar tüketin”,
“adında kimyasalın en ufak bir izi bile olan her şeyden uzak durun” diyen bir bakış açısı var.
Oysa yüz yıl önce her şey organik gıdaydı ve çok az kimyasal madde vardı;
eskiden yetersiz beslenmeden, açlıktan, en çok da enfeksiyonlardan öldüğümüzü, hatta kadınlar normal doğal doğumda öldüğü için yeniden evlenildiği unutuluyor.
Bazı insanlar aşılar ve korkutucu iğneleri, bir çocuğun erken yaşamında ters giden her şey için kolay bir hedef oluşturuyor diye düşünüyorlar.
Bu nedenle aşılar, gerçekte olduğundan daha yüksek yan etki oranlarıyla ilişkilendiriliyor.
İnsanlar, en saçma iddiaları bile destekleyen ve karşılaştıkları herkesi korkutan kapalı gruplar halinde bir araya gelebiliyorlar.
Bunun en son örneğini kovid salgını ve aşıları konusunda karşılaştık.
Aşılar da dahil olmak üzere her şeyin bazı merkezlerin komplosu olduğuna inanan komplo teorisyenleri de var.
Aşıların tehlikeli olduğuna gerçekten inanan ve bunu bilimsel olarak kanıtlamaya çalışan, ancak teorilerini araştırmak için kusurlu yöntemler kullanan ve bunda başarısız olanlar var.
Ve sonra, korkmuş insanlardan kâr elde etmek isteyen, aşı üreticilerine dava açmaya çalışan kişilerin finanse ettiği kalitesiz çalışmalar yayınlayan, herkesi rakiplerinden uzaklaştırdıktan sonra pazar boşaldığında kendi aşılarını satmak için patentini alan, başka bir grup insanlar da olabiliyor.
Ama planlar ters teptiğinde, tüm kalpleri ile bilim dışı tarafa yönelebiliyorlar.
Devletlerin Anayasaları kendi yetki alanı içindeki her bireye güvence altına aldığı özgürlük, her bireyin her zaman ve her koşulda tamamen kısıtlamalardan muaf olma hakkını doğurmaz.
Her bireyin ortak iyilik için zorunlu olarak tabi olduğu çok sayıda kısıtlama vardır.
Nüfusun güvenliğini koruma göreviyle yükümlü olan her düzenli toplumda, bireyin özgürlüğüne ilişkin hakları, büyük tehlikelerin baskısı altında, genel kamu güvenliğinin gerektirdiği ölçüde, makul düzenlemelerle uygulanacak kısıtlamalara tabi tutulabilir.
Pandemiler ve bulaşıcı hastalık tehdidi karşısında aşılama söz konusu olduğunda, insanların mutlak özgürlüğü yoktur.
Bu konuda kamu yararı ve kamu güvenliği önceliklidir.
Next