*Kum ocakları, Son yıllarda Batman Çayı’nın kıyısından, büyük ölçeklerde kum-çakıl çekmeleri sonucu akarsuyun debisi düştü, ayrıca akış yönü ve su yatağı hasar gördü. Haliyle bu olumsuz durumun çözümü için; Valilik, çevre örgütleri ve DSİ arasında sürekli tartışıla geldi.

*Balpınar beldesine her gittiğimde yol kenarında durup keyifle sera bahçelerini izliyorum. Bölgede sebze-meyvenin en fazla yetiştiği Balpınar çevresindeki verimli arazi dünyanın hiçbir yerinde yok. Yöre çiftçisi nedense bu beldedeki meyve üreticiliğini düşünmüyor…

ELMEDİNA’YI DA SU GÖTÜRMÜŞTÜ…

Akarsulara yapılan her türlü müdahale tehlikeyi davet etmektir.

Çünkü nehir yataklarının sürekliliği vardır ve bu süreklilik bazı doğal koşullardan dolayı arada bir kesintiye uğrasa da hiç aksamadan, kendi doğasındaki fizik kurallarına göre hareket eder.

O yüzden su yataklarına günlük çıkarlar uğruna el uzatmak, o elin aynı zamanda geleceğimize de uzanmakta olduğunun bilincinde olmamız gerek.

Aksi halde ülkenin değişik şehirlerinde gördüğümüz sel ve taşkınlar gibi faturası çok ağır olur.

Çok eski tarihlerden günümüze kadar insanlar, su kenarlarında yaşamayı tercih etmişler.

Önceleri bir plan dahilinde yaşam alanı yaratabilme şansları yoktu ki Elmedina’nın suda boğulması da buna çok iyi bir örnek.

Günümüzde ise her şeyin matematiğinin kesinlikle hesaplanabilmesi -doğa olayları ve afetler hariç-  sonucunda doğanın ve akarsuların korunabilmesi mümkündür.

Son dönemlerde kum ocaklarının yarattığı tahribat, akarsuyun debisini düşürdü.

Batman’a hayat veren Akarsuyun akış yönü ve su yatağının değiştiğini ve ne kadar vahim duruma düştüğünü artık çıplak gözle fark ediyoruz.

Kum ocaklarının, akarsuya verdiği zararın yanında, hava ve çevre kirliliğini tehlikeli boyutlara ulaştırdığını Vali ve Belediye Başkanvekili Ekrem Canalp’ın açıklamalarından öğreniyoruz.

İluh Deresi’ne akan atıklar, o verimli topraklara tehlike saçmaya devam ediyor.

Batman Çayı en tehlikeli sınırı aştı.

Evet, biz artık belli bir yaşa geldik.

Bundan sonra ne kadar daha bu kirli havayı teneffüs edeceğiz?

Ama bizim bu şehirde yaşayan geleceğimize, çocuklarımıza; temiz bir miras bırakmak zorundayız.

Bu şehrin toprağını, yeşilini korumak hepimizin görevi…

SERA MERKEZİ UNVANINI KAZANAN BALPINAR…

Batman’ın Balpınar beldesinde 1997 yılında bu yana seracılık gelişti.

Uçakla Batman’a geldiğinizde; Balpınar beldesinin üzerinde geçtiğinizde; o yerleşim yerini Antalya-Kumluca gibi görürsünüz.

İlk başlarda Balpınar’daki seraların çevresindeki köy mezralara da örnek olacağını düşünmüştüm.

Batman Ovası’nda çiftçi daha çok katma değeri yüksek ürünlere yöneliyor.

Batman Çayı kenarındaki çiftçilerin de meyve yetiştiriciliğine yöneleceğini tahmin etmiştim.

Fakat nedense bizim çiftçimiz bir türlü fıstıktan meyveye geçmedi.

Eminiz, seracılıkta Balpınar dışında meyve üreticiliğini düşünen yok.

Bakın, 1997 yılında Bakpınar-Zorköylü çiftçilerden Ramazan Tufan, belde de ilk seracılığı yaygınlaştıran örnek üretici olmuştu.

Bir anda Balpınar beldesinin dört bir yanı sera doldu.

Büyük şehirlere gidenler, ‘tersine göç’e başladı.

Köylerden tarımla geçinmenin zorlaştığı Batman’ın kırsal nüfusu giderek azalıyor.

Biz yine de Balpınar’ı bir örnek vererek diğer köylerdeki çiftçilerin dikkatini çekmeye çalıştık.

Son söz olarak; Dere yatakları mekanın asıl sahibine aittir.

Bu dere yatağı binlerce yılda gide gele oluşmuştur.

Bu mülkün binlerce yıllık sahibinin gelişi aksadı diye mekana hemen girilmez, mekan  işgal edilemez.

Günü geldiğinde mekanın sahibi gelir ve mekanını bıraktığı gibi görmezse yıkarak, yakarak mekanını tekrar eski haline getirir.

Ardından bize büyü bir yıkım bırakır, ağlar dururuz.

Atılacak adımların günlük çıkarları değil, bizden sonraki kuşakların geleceğini düşünerek atılması dileğiyle…

Sağlıkla kalın…