Dünya genelinde milyarlarca insan sel riskiyle karşı karşıya.
Sel baskınları, dünya genelinde insanların yaşamlarını ve geçim kaynaklarını alt üst eden en yaygın ve
ciddi tehlikelerden biridir.
Sel baskınları, özellikle selden korunma gibi altyapı sistemlerinin daha az gelişmiş olduğu düşük gelirli ülkelerde, telafisi mümkün olmayan hasara ve acıya neden olur.
Her gelişmişlik düzeyindeki ülkeler sel riskiyle karşı karşıya olsa da,
dünyadaki selden etkilenen insanların büyük çoğunluğu düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşamaktadır.
Önemli olan nokta şu ki, yoksulluğun azaltılması ve kalkınmada yıllarca kaydedilen ilerlemeyi tersine çevirebilecek olanlar sadece büyük ve seyrek görülen seller değil, aynı zamanda daha küçük ve sık görülen sellerdir.
Milyarlarca insan dünyada doğrudan şiddetli sel riskine maruz kalır.
Bunların üçte birinden fazlası yoksul olduğu belirtiliyor.
Dahası, bu maruz kalan nüfusun yarısından fazlası için sel suları daha da yüksek seviyelere ulaşarak,
özellikle çocuklar ve engelliler için hayati tehlike oluşturabilir.
Sel riski ve yoksulluk bir araya geldiğinde geçim kaynaklarına yönelik risk en şiddetli hale gelir.
Sellerin en yıkıcı uzun vadeli sonuçları genellikle en yoksul haneler tarafından yaşanır.
Bunlar neredeyse hiç tasarrufu olmayan ve destek sistemlerine sınırlı erişimi olan hanelerdir.
Yoksulluk boyutunu dikkate alarak, sellerin geçim kaynakları ve refah üzerinde uzun süreli olumsuz etkiler yaratacağı yerleri belirlemek mümkündür.
Sel riski altındaki bölgelerde yaşayan insanlar için, selden korunma altyapısına yapılan büyük ölçekli yatırımlar, riskleri azaltmalarını sağlayabilir.
Hele vuku bulabilecek bir afet sonrası durumlarda hızlı devlet destek sistemlerine erişme olasılığı da çok önemlidir.
Bu nedenle, yoksulluk ve sel riskinin bir arada bulunduğu bölgelerde afet önleme ve iyileştirme kapasitesinin güçlendirilmesine en acil ihtiyaç vardır.
Her olası afet için değişen riskler acil eylem gerektirir.
Sel riskleri sürekli olarak değişmektedir.
Nehir kıyılarında ve kıyı kentleşme sürecinin sel riskinin artışını hızlandırdığına dair kanıtlar mevcuttur.
Güvenli alanlar zaten yerleşime açılmışken, yeni yerleşimler ve gelişmeler giderek daha yüksek riskli alanlarda gerçekleşmektedir.
Bugün pek çok yörede ovaları beton diktik.
Mekansal planlama ve altyapı yatırımları (örneğin drenaj sistemleri) kentleşme hızına ayak uydurmakta zorlanırken, riskler birikmekte ve kalıcı hale gelmektedir.
Gelecek yıllarda, çarpık kentleşme ve iklim değişikliği sel risklerini daha da artırabilir.
Yüksek riskli bölgelerde gelecek nesiller için bu riskleri azaltmak için kapsamlı eylem planları benimsemek gerekir.
Batman gibi hızla büyüyen kentlerde sel direncini güçlendirmek gerekir.
İklim değişikliğiyle birlikte her zamankinden daha sık görülen kentsel seller, yaşamları ve geçim kaynaklarını tehdit ederken, kentlerin büyüme ve kalkınma motoru olma potansiyelini de baltalamaktadır.
Bu nedenle, gelişmekte olan ülkeler uzun vadede sellere karşı dayanıklı kentler inşa etme çabalarını hızlandırmalıdır.
Bu bağlamda Kentsel Sel Riski Yönetimi kurulmalı.
Ayrıca Afet Azaltma ve Kurtarma Fonları (Türkiye Afet Yeniden İmar Fonu) ile doğal afetlere ve iklim değişikliğine karşı farkındalıklar artırılmalı.
Ancak bu çabalarla yaşanabilir kentler inşa edilebilir.
Bu tür girişimlere Dünya Bankası da desteklemektedir.
Dünya Bankası, Türkiye için afet risk yönetimi, belediye altyapısı, su kaynakları yönetimi, konut ve sağlık alanlarında desteklemektedir.
Next