Bir nehre baktığımızda ne görürüz?
Bir mühendis akan suyu, debiyi, yatağın özelliklerini ve suyun nasıl kullanılabileceğini görebilir. Bir çiftçi aynı nehre tarlasının geleceği için bakar. Bir sanatçı onun taşıdığı hikâyeyi, bir tarihçi çevresinde kurulan yaşamları, orada büyümüş bir insan ise çocukluğunun izlerini hatırlar.
Peki bunlardan hangisi doğrudur?
Aslında her biri, aynı nehrin farklı bir tarafını anlatır.
22–24 Ekim tarihlerinde üniversitemizin ev sahipliğinde gerçekleştirilen “İlişkisel Ekolojiler: İklim, Sanat ve İnsan-Ötesi Dünyalara Posthümanist Perspektifler” başlıklı Uluslararası Kültürel Çalışmalar Konferansı’nda, farklı ülkelerden akademisyenler, sanatçılar ve araştırmacılar bir araya geldi.
Konferansın başlığı ilk bakışta biraz akademik ve uzak gelebilir. “İlişkisel ekoloji” nedir, “insan-ötesi” ne demektir diye sorulabilir.
Aslında mesele hayatın içinden.
Yaşadığımız çevreyi, insanı merkeze koyarak ve diğer bütün canlıları yalnızca insanın ihtiyaçları üzerinden değerlendirerek anlamaya çalıştığımızda bazı ilişkileri gözden kaçırabiliyoruz. Oysa bir nehir yalnızca bizim kullandığımız su değildir. Aynı zamanda balıkların yaşam alanı, kıyısındaki bitkilerin su kaynağı, toprağın besleyicisi ve birçok insanın hafızasının bir parçasıdır.
Konferansta Dicle Havzası’ndaki değişen mevsimsel döngüler, barajların toplumsal etkileri, su altyapıları, yerinden edilme, Hasankeyf sonrasında kayıp ve hafıza gibi konuların ele alınmasını bu açıdan önemli buluyorum. Bunlar bizim coğrafyamızdan uzak, yalnızca kitaplarda karşılaştığımız meseleler değil. Yaşadığımız bölgenin geçmişiyle ve geleceğiyle doğrudan ilgili.
Farklı alanların aynı masada buluşması
Konferansın organizasyon komitesi başkanlığını Prof. Dr. Pelin Tan yürüttü. Ben de düzenleme kurulunda ve konferansın konsept geliştirme ve tasarım sürecinde görev aldım. Bu nedenle çalışmanın yalnızca gerçekleştiği üç günü değil, hazırlık sürecini de yakından takip etme imkânım oldu.
Farklı alanlardan insanları bir araya getirecek ortak bir çerçeve oluşturmak, üzerinde düşünülmesi gereken bir iş. Her disiplinin kendi dili, soruları ve yöntemleri var. Bir mühendis, bir sanatçı ve bir sosyal bilimci aynı konuya farklı yerlerden yaklaşabiliyor. Bazen aynı kelimeyi kullanırken bile farklı şeyler kastedebiliyorlar.
Fakat tam da bu farklılık, birbirimizden öğrenme imkânı sunuyor.
Konferans boyunca iklim, çevre, mimarlık, sanat, kültürel çalışmalar, sinema ve teknoloji gibi farklı alanların bir araya gelmesi; suya, şehre ve ekolojik değişimlere başka pencerelerden bakabilmemizi sağladı. Oturumların yanında gerçekleştirilen atölyeler de katılımcılara düşüncelerini farklı yöntemlerle paylaşma fırsatı sundu.
Benim açımdan bu buluşmanın en kıymetli yönlerinden biri, kendi çalışma alanım olan suya bu farklı pencerelerden yeniden bakabilmekti. Çünkü bir konuda ne kadar uzmanlaşırsak uzmanlaşalım, bazen başka birinin sorusu bize alıştığımız çerçevenin dışında düşünmeyi hatırlatabiliyor.
Üniversite ve şehir için bir imkân
Böyle bir konferansın Batman’da yapılması da ayrıca değerliydi. Farklı ülkelerden gelen araştırmacıların, sanatçıların ve akademisyenlerin burada buluşması; kendi çalışmalarını paylaşırken bu coğrafyanın meseleleriyle de temas etmesi önemli bir fırsat oluşturdu.
Konferansın davetli konuşmacıları arasında ABD’deki Columbia Üniversitesinden Prof. Dr. Zainab Bahrani, Lübnan’daki Beyrut Amerikan Üniversitesinden Prof. Dr. Kirsten Scheid, İtalya’daki Özgür Bozen-Bolzano Üniversitesinden Prof. Dr. Elisabeth Tauber ve Avusturya’daki Viyana Uygulamalı Sanatlar Üniversitesinden Prof. Dr. Sofia Bempeza yer aldı. Türkiye’den İstanbul Üniversitesinden Prof. Dr. Murat İri ve TED Üniversitesinden Prof. Dr. Neşe Gurallar ile Norveç’teki Lofoten Sanat ve Film Okulunda görev yapan sanatçı Prof. Dr. Katya Sander de davetli konuşmacılar arasındaydı. Farklı ülkelerden ve disiplinlerden gelen bu isimlerin Batman’da bir araya gelmesi, konferanstaki tartışmalara farklı bakış açıları kazandırdı.
Programın sonunda düzenlenen Hasankeyf ve Midyat gezisiyle katılımcılar bölgenin tarihî ve kültürel mirasını yerinde tanıma imkânı buldu. Salonda konuşulanların bir kısmını yaşandığı coğrafyada görmek, bölge üzerine düşünmek için de ayrı bir imkân sundu.
Elbette bir konferans üç günde bütün soruları cevaplayamaz. Ama doğru soruları birlikte sormak, yeni tanışıklıklar kurmak ve farklı alanlar arasında bir konuşma başlatmak da önemli bir adımdır.
Bu buluşmanın gerçekleşmesinde emeği olan başta Prof. Dr. Pelin Tan olmak üzere düzenleme ve bilim kurulu üyelerine, destekleri için Rektörümüz Prof. Dr. İdris Demir’e, üniversitemizin ilgili birimlerine, katılımcılara ve katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.
Üç günün sonunda aklımda kalan düşünce şu oldu: Yaşadığımız çevreyi anlamak için bazen bildiğimiz soruların yanına yeni sorular eklememiz gerekiyor.
Bir nehre yeniden bakalım. Akan suyu, kıyısındaki toprağı, içinde yaşayan canlıları, çevresindeki yerleşimleri ve o nehre dair anlatılanları birlikte düşünelim.
Belki o zaman, aynı nehre bakarken aslında ne kadar çok şeye baktığımızı daha iyi anlayabiliriz.
Hoşçakalın, bilimle kalın.
Next