Batman bir fuarlar, festivaller şehri.
Kitap fuarı,tarım fuarı…
Tarım ve gıda fuarı ile birlikte hayvancılık konususuda eklenerek tarım,hayvancılık ve gıda fuarı şeklinde düzenlenebilir seneye.
Tarım ve gıda fuarı pek çok konuyu da beraberinde getirmiştir.
Çünkü Batman aynı zamanda seracılık yönünden de gelişmekte.
En önemli tarım konularından biri belki de organik tarım mı, geleneksel tarım mı.
Ve bunların hangisinin çevre için daha iyi olduğu meselesi.
İmaj olarak hafızalarda organik iyidir, geleneksel kötüdür anlayışı var.
Ancak organik tarımın daha kötü performans gösterdiği bazı alanlar da tespit edilmiş
Özellikle su kirliliği ve arazi kullanımı yönünden.
Organik tarım genellikle daha düşük verim elde eder ve bu nedenle daha fazla arazi kullanır.
ORGANİK Mİ, GELENEKSEL Mİ?
Organik tarım ile geleneksel tarım arasındaki fark nedir?
Organik tarım, sentetik girdiler kullanılmadan yapılan bitki veya hayvan yetiştiriciliğini ifade eder.
Buna sentetik gübreler, böcek ilaçları, bitki büyüme düzenleyicileri ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO'lar) dahildir.
Bu, organik tarımın kimyasal veya böcek ilacı içermediği anlamına gelmez.
Kimyasallar genellikle organik tarımda kullanılır ancak çoğu sentetik olarak üretilmez.
Geleneksel -bazen “endüstriyel” olarak da adlandırılan- tarım, yukarıdaki sentetik girdilerden birini veya
daha fazlasını kullanan herhangi bir tarım sistemidir.
Geleneksel ve organik sistemlerde yabancı ot ve zararlı kontrolü için uygulanan yöntemler, ekim ve toprak işleme tekniklerini de etkileyebilir.
Geleneksel tarımda yabancı ot kontrolü için genellikle sentetik herbisitler kullanılır;
bu yaklaşım genellikle düşük veya sıfır toprak işleme tekniklerine daha uygundur.
Organik tarımda herbisit uygulamaları yaygın olarak benimsenemediğinden, sıfır toprak işleme seçenekleri daha sırlı olabilir.
Bitkisel üretimde, besin maddeleri toprağa yeşil kompost, hayvan gübresi organik madde olarak eklenebilir.
Hayvancılıkta ise organik yöntemler, hayvanların organik sertifikalı yemle beslenmesi (veya sentetik kimyasal girdi içermeyen arazilerde otlatılması) ve hastalık veya enfeksiyon salgını gibi acil durumlar dışında ömürleri boyunca antibiyotik kullanılmaması anlamına gelir.
Geleneksel hayvancılık üretiminde yem sertifikasyonu konusunda herhangi bir kısıtlama yoktur ve antibiyotikler ve büyüme hormonları sıklıkla kullanılır.
Organik sertifikasyon için hayvan refahı standartları ülkeden ülkeye değişebilir; birçok ülkede hayvanların dışarıya erişimi olacak şekilde yetiştirilmesi gerekir (örneğin, kafeslerde tavuk beslenmesine izin verilmez).
Geleneksel hayvancılık, çeşitli üretim yöntemlerini kapsar:
“serbest dolaşım” veya “kafes2 koşullarında üretilebilirler.
Bunlar genellikle izlenir ve ürün ambalajında bu şekilde etiketlenir.
Tekrar soruya dönersek;
Organik ürünler çevre için daha mı iyi?
Eğer bu konuya “bu arazi parçasındaki çevresel etkileri nasıl sınırlandırabilirim ?” sorusu üzerinden bakarsak, organik yöntemler genellikle daha iyi bir seçim olacaktır.
Bu hektarlık alandaki sera gazı emisyonları, su kirliliği ve biyoçeşitlilik üzerindeki etkiler genellikle daha düşük olacaktır.
Tahminlere göre, bugün dünya nüfusunun yaklaşık yarısı tükettiği gıdalar için sentetik gübreye bağımlı.
Bu, “Tarımın çevresel etkilerini sınırlayacak şekilde dünyayı nasıl besleyebiliriz?” sorusundan farklıdır.
Bu soru için, kilogram başına ölçümler daha önemlidir.
Orada, organik tarım ekotoksikoloji açısından hala önde olsa da, geleneksel tarım iklim veya su kirliliği etkileri açısından daha kötü değil ve arazi kullanımı açısından çok daha iyidir.
Eğer dünya %100 organik tarım sistemine geçerse, çok daha fazla orman ve doğal yaşam alanını tarım arazisine dönüştürmek zorunda kalacağız.
Bu durum, sera gazı emisyonlarını azaltma ve biyolojik çeşitliliği koruma amacımıza ters düşebilir.
Daha az tarım arazisi ancak daha fazla organik tarım içeren bir gelecek ancak bitki bazlı, daha az arazi tüketen beslenme biçimlerine yaygın geçişler ve gıda israfında büyük azalmalarla mümkün olabilir.
Next