Yıllarca hep yazdığımız gibi; Batman ülkenin hiçbir yerinde olmayan sinerjinin yarattığı bir Batmanlı olma, Batman’da yaşamış olma ruhu var ve petrolün başkenti olan bu şehir, tarihi dokusu ile verimli topraklarıyla bölgenin hatta ülkenin ‘en yaşanılabilir’ şehirlerinden birinin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz…

Nedense şehirde yaşayanların önemli bir kısmı Batman’a bir aidiyet hissiyle bağlı olmalarına rağmen çoğunluğun, bu aidiyet duygusunun bilinciyle sorumluluğun gereğini yerine getiremediğini üzülerek görüyoruz...

GÖÇ DALGASININ KESİŞTİĞİ YER

1940’lı Yıllarda petrol yatağı emarelerinin bulunduğu Maymuniye Boğazı aslında bir petrol şehrinin kurulmasının habercisiydi.

Geçen Hasankeyf yolculuğumuzda dikkatimizi çekti.

Yola sıfır olan küçük rafinerinin yerleşkesi taştan arındırılmıştı.

O bölge hayalet yerleşkesine dönüşmüştü.

Taş temizliği yapılmıştı.

70-80 Yıl önce petrolcülerin ilk ayak izinin olduğu Maymuniye artık ‘Toprak Ana’ olmuştu.

Şark Petrollerinin ilk alanı ‘Tarım Alanı’na doğru gidiyor.

Maden Teknik Arama Enstitüsü’nün, Şark petrollerinin ilk binasının Maymuniye Boğazı’nda kurulduğu yıllar 1930’ların sonuydu.

O yerleşkede kimler yoktu ki…

Bolulu Cevat Eyüp Taşman’dan Ankaralı İhsan Ruhi Berent’e… Trabzonlu Selahattin Malkoç’tan İstanbullu Abdurrahman Durukal’a kadar ülkenin ilk yüksek petrolcüleri Batman’ın temeline ilk harcını koyan önemli isimlerdi.

Batman’ın bugünlere gelmesinde yukarıdaki isimlerin katkısı büyük.

50’li Yıllarda Raman yerleşkesi ve ardından ‘Site’ ve 80 yılda yarım milyona ulaşan Batman… Batman’daki aidiyet duygusunun ‘şehirlilik’ bilinciyle henüz örtüşmediğini belirtelim.

Umarız bugünkü yazımız bu iki duyguyu birleştirir ve her yanda bu hissedilir.

Siyah altının bulunmasından bu yana Batman ‘Göç Dalgası’nın birleşim noktası olmuştu.

MOZAİĞİN GÜZEL DESENLERİ BURADA

Farklı kültürler en güzel mozaiğin desenlerini oluşturdu.

Bu ülkenin ilk petrolcüleri farklı kültürlerinden dolayı Batman’ın mozaiğinde en canlı rengi, en güzel gerçeği olduğu şüphe götürmez.

‘Kardeşlik coğrafyası’ olarak da tanımlanan bu çeşitlilik şehrin zenginliği gibi görünse de; oluşan güçlü ‘Aidiyet’ duygusunun herkesi kapsayan ortak bir şehir kimliği yaratamadığını üzülerek belirtelim.

Oysa toprak aynı toprak, mekan aynı mekan.

Ortak oluşan kültür herkesin içinde, nüfus artışı bu özellikleri görünmez kılmamalı; aksine temeli çok sağlam olan bu şehrin en iyisini yapacak bilince sahip olduğuna inanıyoruz.

Şehir, kültürel mirasını koruma çabasında olduğunu görüyoruz.

Ama çabalar yeterli değil maalesef.

Burada yaşamını sürdüren Diyarbakırlı, Mardinli, Siirtli, Muşlu ve Bitlisli hep şehrini ön planda tutuyor.

Genç kuşak Batmanlılık bilincini pek de umursamıyor.

Başka şehirlerden yıllar önce buraya göç edenler, yeri geldiğinde ‘Batman ile bir ilgim yok’ diyor.

Hatta buraya yerleşen bazı çevreler “70-80 Yıl önce aile büyüğümün geldiği İl’denim’ diyerek özümseyen kimliği yok sayıyor.

Tabii bunların azınlık olduğunu sevinerek belirtelim.

Nedense; bu şehrin ekonomik ve sosyal dinamikleri, aidiyet hissini zayıflatan bir kesim de oluyor.

Batman, bölgenin belki de en dinamik şehri.

40’lı Yıllarda ‘sanayi’ buraya gelince geliştirilemedi.

Rafineri’ye Pet-kim gibi bir bölümü ekleyecek bir projeyi hayata geçiremedik.

Zamanında bu şehir büyük fırsatı kaçırdı.

BEYİN GÖÇÜ OLUNCA…

1992 Yılında Batman’da erken emeklilik furyası yaşanmıştı.

O dönemler TPAO Batman Bölge Müdürlüğü’nde 5000’i aşkın petrol emekçisi vardı.

Faili meçhullerin başladığı yıllardı.

Korku ve endişe…

Bir çok petrol emekçisini Mersin, Yalova ve İstanbul gibi şehirlere yönlendirmişti.

Hiç unutmuyorum; dönemin Batman Valisi Zeki Şanal, petrol emekçilerine yüklü orandaki tazminatlarını burada yatırıma dönüştürmesi için çağrıda bulunmuştu.

Yine de beyin göçü ve sermayenin Batı illerine gitmesi engellenememişti.

Cumhurbaşkanı merhum Turgut Özal’ın teşvik imkanı verdiği Batman’da irili-ufaklı birkaç yatırım gerçekleşmişti ama devamı gelmemişti.

1990’lı Yıllardaki beyin göçünden arta kalanlar ise genellikle “Burası geçici bir durak” algısıyla kalmıştı bir süre.

Batman, 34 yıl önce eğer o petrolcüleri burada tutsaydı, günümüzde bu hızlı gelişimle Gaziantep ile yarışır olacaktık.

Kozmopolit bir şehir yapısı olan Batman’ın kendine özgü bir hikayesinin ya da diğer şehirler gibi anlatıla gelen bir ‘marka’ kimliğinin olmaması da kuşkusuz aidiyet hissini zayıflatmış oluyor.

Bakın Batman’a mal olan petrolün başkenti unvanını bile son yıllarda petrolde ‘üretim merkezi’ gibi gözüken Şırnak bile almaya çalışıyor.

Oysa bu ülkede petrolün ilk ‘Dağ’ı olarak bilinen Raman, açık hava müzesi ve yine Raman’ın ardından Site yerleşkesi; bu şehrin ‘misafir odası’ sayılabilir.

Tarih, Batman’ı petrolle tanıtmıştır.

Ama ne yazık ki bu ün’e sahip bir ‘merkez’ olma potansiyelinin olduğu Batman yine kamuoyunda olumsuz haberlerle ön plana çıkıyor.

Kısacası; Batman’da aidiyeti güçlendirmek için yapılacak ilk adımda bu şehrin ortak öyküsü olan ‘Kara altın’la başlayıp büyüyen kapsayıcı özelliğini yine dillendirmeliyiz.

Batman’ın eski mahalle kültürlerini, gelenek ve görenekleri yaşatacak projeleri de hayata geçirmenin zamanı gelip geçiyor…

Batman bizim olduğu kadar, buradan geçenlerin de şehridir.

Biz hep birlikte Batmanlı olduk

Sağlıkla kalın, Çağdaş’la kalın…