Daha önce birkaç gittiğim Serhat şehir Edirne.

Osmanlı İmparatorluğunun başkentliğini yapmış, şehzadeler kenti.

Eskiyle yeninin yaşatıldığı bir kent.

Pek çok müzesi var Edirne’nin.

Sultan II. Bayezid Külliyesi.

1488 tarihinden bu yana ayakta.

Yapıldığı dönemden itibaren sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın en iyi sergilendiği yerler imarethanelerdir.

Bayezi̇d Külli̇yesi̇

Beslenme ve sağlıklı yaşamın ilişkisi bu tür mekanlarda hep gözetilmiş.

Külliyedeki hastalara uygun yemekler hazırlanmış.

Hasta yakınlarını ve fakir-fukarayı da gözeten bir sosyal dayanışma örneği imarethane.

Bu tür uygulamalar ancak

Ramazan aylarında Belediye ve sivil toplum ilişkisi ile hayırseverlerin katkısıyla yapılmakta.

Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılan ve kendi ismiyle anılan külliyenin içerisinde yer alan imarethane aynı zamanda

Edirne’ne bulunduğu semte adını vermiş:

Yeni İmaret adıyla.

Yeni ziyaret ettiğim müzelerden biri de;

Osmanlı imaret geleneğinin yaşatıldığı

İMARET müzesi.

Bayezi̇d Külli̇yesi̇ 2

Müze, Osmanlı İmparatorluğunun sosyal devlet anlayışının yaşatıldığı

SULTAN II. BAYEZİD KÜLLİYESİ içinde.

Külliyede, cami, şifahane, imarethane var.

II. Bayezid Külliyesi'nin mutfağı,

Trakya Üniversitesi tarafından

İMARET MÜZESİ olarak düzenlenmiş.

Bayezi̇d Külli̇yesi̇ 3

O döneme tarihi bir bakış sunuyor.

Canlı gibi duran heykeller ve eskinin mutfak araç ve gereçleri o dönemi yansıtıyor.

AHÇI YAHYA BABA

Yahya Baba

Osmanlı döneminde Aşçı Yahya Baba imaretin aşçılığını yapmış.

O dönemde pişirilen yemekler, kullanılan malzemeler ve beslenme alışkanlıkları levhalarla ve görsellerle anlatılıyor.

Ahçı Yahya Baba elinin bereketiyle ün salmış.

Yemekten arta kalan yemekleri

Tunca Nehri'ndeki balıkları beslediği söyleniyor.

Şikayet edilmiş.

Padişah tebdili kıyafet

Yahya efendiyi yakalar.

Ne yapıyorsun diye sorar ve balıkların da rızıktan hakkı var der

Yahya efendi.

Aşçı Yahya Baba'nın mutfağında

Hayır severlerin destekleriyle yemek pişiriliyormuş.

Ramazan aylarında da müzede iftar geleneği yaşatılıyormuş.

Türkiye’de o kadar çok tarihi mekânlar var ki korunması ve geleceğe taşınması için saymakla bitmez.