Maalesef memleketimizde yetkinlik kriterlerinin umursanmadığı, kişilerin sorumluluk aldığı mesleki veya görev alanlarında konuya hâkim olunamadığından dolayı her yerde verim düşüklüğü yaşanıyor. Kimse kendi işini yapmıyor veya yapmak istemiyor. O yüzden kendi alanı olmayan bir işi bile “yaparım” diyen bir anlayış her yerde hâkim oluyor. Bize göre asıl mesele de burada başlıyor…

Herkes olur olmaz ve her yerde her şeye müdahil olarak kendi asıl sorumluluğundan kaçınıyor ya da öyle bir anlayışla hareket ediyor. Sadece vatandaş değil, bazı kurum ve kuruluşlarda da benzer bir anlayış görülmekte maalesef. Bazı kurumların başındaki ilgili ve yetkililer, önce kurumların sorumluluğunu sahiplenmesi gerekirken kendi asli görevini bir kenara bırakıp ilgisiz başka alanlarda boy gösteriyor…

‘HER İŞİ YAPARIM’ ANLAYIŞI

Ne acıdır ki bu memlekette birçok kesim üzerine düşen görevi tam anlamıyla yerine getirmediği gibi yapıyor görünmesidir.

“Ne iş yapıyorsun?” diye sorulduğunda,

“Her işi yaparım” cevabıyla karşılaşmak bize göre en kötüsüdür.

Çünkü bu cevap, hiçbir şey yapamamanın en büyük göstergesidir.

Hemen herkes her şeye müdahil ama kendi sorumluluğunu layıkıyla üstlenen yok gibi.

Sadece vatandaş değil, bazı kurum ve kuruluşların başındaki yönetici ve ilgililer de aldıkları sorumlulukların farkında değil.

Öncelikle başında bulunduğu kurum veya kuruluşun sorumluluk alanından çıkmaması gerekirken, ilgi alanı dışındaki her şeye müdahale ediyor ve kendi asli görevini de bir kenara itmiş oluyor.

Bazı kurum ya da kuruluşların başındaki ilgili veya yetkililer bile kendi yetkilerinin sınırını aşarken sorumluluk almaktan kaçıyor.

Denetlemesi gerekenler ortalıkta yok ya da sadece izlemekle yetiniyorlar.

Haliyle bizim de aklımıza, “Görevi denetleme olan yetkililer de denetlenmeli mi acaba?” diye ironik bir soru sormak geliyor…

Bazı esnaf kesimi ise sürekli “müşteri memnuniyetini” dile getiriyor ancak sattığı ürünün geri dönüş ve garanti sorumluluğunu da üstlenmeye yanaşmıyor.

Kalitesiz ve piyasaya sürülmemesi gereken ürünü satıp enflasyonu bahane ederek aşırı kârla satarak vatandaşı mağdur ediyor.

ÜRETEN DEĞİL, TÜKETEN TOPLUM

Batman’ın çevresindeki köy ve mezralara bakalım…

Gerçekten köylerde üretim yapan biri kalmış mı?

Kesinlikle yok.

Herkes kravat takarak işe gitme peşinde.

Oysa değerlendirebilen için köy yerleri müthiş bir iş alanıdır, Gire sıra örneğinde olduğu gibi.

Köylerde süt ürünlerine yönelik ne bir mandıra ne de bir tavuk ya da hindi palazı üretim tesisi yok.

Köylüler bile süt ürünlerini, sebze ve meyvelerini tamamen şehir merkezindeki AVM’lerden alıyor.

Besi çiftliklerinde büyükbaş hayvan sayısı yok denecek kadar azaldı.

Baba meslekleri unutulmuş durumda.

Çiftçi artık tarladan kopmuş.

Hemen herkes ithalatçı, tüccar ya da komisyoncu olmanın derdinde.

Yerli üretici kalmadı gibi.

Üretmek artık kimsenin umurunda değil.

Çalışanlara gelince… Sabah akşam emek harcayıp çalışıyorlar ancak hak ettikleri karşılığı bir türlü alamayan kesim yine emekçilerdir.

Bordro mahkûmu tabirinin bugün bile geçerli olması çok üzücü.

Çünkü emeğinden başka sunabileceği hiçbir şeyi yok.

Haliyle gözleri zorunlu kabullenişle işverenin ellerinde.

TPAO’ya petrol arayan TPİC, sosyal haklardan hızla uzaklaşıp işçinin hak ettiği emeğin karşılığını vermemekte direniyor.

Petrol-İş Sendikası yöneticileri ile her görüştüğümüzde petrol emekçilerinin emeklerinin karşılığını alamadığını söylüyor ve emekçilerin bir de hayat pahalılığıyla mücadele etmek zorunda kalarak çifte mağduriyet altında ezildiklerini, bununla başa çıkamadıklarını belirtiyorlar.

Emeğin değerini, gerçek karşılığını vermeye ve bu konuda yapılması gerekenlerle ilgili kimse sorumluluk almak istemiyor.

Herkes her konuda uzmanmış gibi bir tavır takınmak istiyor.

Her şeyi biliyormuşçasına konuşmayı sürdürüyor.

Hele hele mantar ürer gibi kurulan bazı sendika temsilcileri var ki akla ziyan.

Genel merkezlerde tek tip hazırlanan, “Basına ve kamuoyuna” başlıklı açıklamalarla kamuoyunu meşgul ediyorlar.

HAK ARAMANIN YERİ

Ne yazık ki vatandaşın hakkını arayabileceği mecraların sayısı azaldı.

Vatandaş nereye başvuracağını bilemez durumda.

Mahalle muhtarları bile ilgili kurumlara götüremediği ve çözemediği sorunları yerel gazetelere ulaştırmak zorunda kalıyor.

Mahalle toplantılarında sorunları ilgili kurum ve kuruluşların yetkililerine iletemeyen bazı muhtarlar, “İsmimizi yazmayın ama bazı kurum ve kuruluşlar söz verdikleri sorunlarımızı çözmüyorlar” diyerek sorunlarını yine yerel basına havale edip çözmeye çalışıyorlar.

Yukarıdan aşağıya kadar yazdığımız bazı sorunların çözümü aslında oldukça basit:

Herkes kendi işini hakkıyla yapacak…

Kurumların başındaki ilgililer görevlerini layıkıyla sürdürecek…

Esnaf işine sahip çıkacak…

Muhtar mahallesindeki sorumluluk alanını eksiksiz yerine getirecek…

Aksi halde bu manzara son bulmaz.

“Herkesin işiyle ilgilenirim, ben hallederim” derken esas işleri birlikte sekteye uğratmaya, sorunları çözmek yerine sorun yumağı yaparak orta yere bırakmaya devam ederiz.

Özetin özü; herkesin her işi üstlendiği bir yerde kimse kendi işini yapamaz.

Bu böyle biline.

Bunu hatırlatmakla, basının kamu sorumluluğu ilkesinin gereğini yerine getirdiğimizin bilinmesini isteriz…