Sosyal medyada sınıf grupları kuruluyor.
Ya olmasaydı ne yapardık?
Arkadaş edinmek ve sürdürmek zaman alır.
Sınıf arkadaşlığı grupları bu bağlamda çok özel.
Bizi rahatsız eden her şeyden, insandan ve karşılaşmadan uzaklaşma davranışı eğiliminin arttığı günümüzde arkadaşlığının kıymeti ölçülemez.
Toplumdaki olaylar medyaya da yansıyor.
İnsanlar çıra gibi, birbirimizle anlaşmazlığa düşmek için sebepler bulmaya bahane çok.
Gazete manşetleri ele veriyor, sudan bahanelerle küçük çaplı anlaşmazlıklarla dolu.
Siyaset oyunları, mahalle anlaşmazlıkları, birbirlerine tahammül edemeyen komşular, grup arkadaşları.
Günlük hayatımız da giderek bununla dolu.
Anlaşmazlıklar, kinlenmeler ve kavgalar.
Maalesef düşmanlık her yerde mevcut.
50 yıl önceki okul hayatımı düşündüğümde O zamanlar da gençlik ideolojik kavgaları vardı.
O günler geride kaldı ama o zamanlardan bugüne ne değişti?
Gittikçe kutuplaşmaların arttığı bir dünyada arkadaşlıklarının-mesela aynı üniversitedeki siyasi görüş farklılığı olan- giderek azaldığını gösteren olaylar medyaya da yansıyor.
Son yıllarda, Amerika da bile her şey aşırı siyasallaştığında ortak bir zemin oluşturmak daha da zorlaştı.
Bazen ideolojinin, yaşam tarzımızın her yönünü etkilediği hissediliyor: geçimimizi nasıl sağladığımız, paramızla ne yapıp ne yapmadığımız, ilk etapta ne kadar paramız olduğu (ve bunu nasıl kazandığımız), kullanılan dil, savunma stratejileri…
Ne kadar üzücü bir durum, özellikle de kutuplaşmış bir sivil toplumun ahlaki zorbalığa ve oradan da düpedüz nefrete çok çabuk yol açabilmesi nedeniyle arkadaşlık ve dostluk kurmak, sağlıklı bir zeminde tartışmak hiç kolay değil!
Her zaman böyle miydi, yoksa insanlarla dost olma, arkadaş olma ve geçinme sanatını mı kaybettik?
YALNIZLIK SALGINI
İnsan insana yabancılaşıyor.
Yalnızlık salgını nerdeyse kaçınılmaz bir kader gibi.
Evet arkadaşlıklar azalıyor ve giderek toplumu kuşatan bir yalnızlık salgını söz konusu.
Tek başınalık insanının kendini izole etmesidir.
İzolasyonun da uzun vadeli fiziksel ve ruhsal sağlığımız için tehlikeleri bilinse de sorun son sürat devam ediyor.
Diğer insanlardan giderek artan bu izolasyon duygusunun bir kısmı, yaşam tarzımızdaki değişikliklerle açıklanıyor.
Küreselleşme çağı, giderek daha fazla sayıda insanın büyük, geniş şehirlerde yaşamak için taşınmasına ve ürkütücü derecede sessiz, açık planlı ofislerde uzun saatler çalışmasına yol açtı.
Sıfırdan uzun vadeli topluluklar kurmak en iyi koşullarda bile zordur; ancak bu rekabetçi ve bölünmüş koşullarda neredeyse imkansızdır.
Çünkü arkadaşlık kurmak zaman alıyor.
Sorun sadece arkadaşlıklar kurmak değil, onları sürdürmek için gereken zaman sıkıntısı var.
Modern hayatın en büyük zorluklarından biri, sahip olduğunuz ilişkilerin tadını çıkarmak için gereken zamanı bulmaktır.
Yoksa arkadaş özlemini kim çekmez?
Arkadaşlarla buluşma coşkusu insanlara mutluluk verir.
Bazıları için hoşlanmama ve reddetme de söz konusudur.
Bizi rahatsız eden, yoran her şeyden, insandan ve karşılaşmadan uzaklaşma alışkanlığı ediniyoruz git gide.
Onları terk ediyor ve zaten zamanımıza değmedikleri bahaneleriyle kendimizi avutuyoruz.
Her güzelin bir kusuru olabileceğini unutuyoruz.
Kusur gösteren herkesi silmeniz gerektiği fikri kurtuldum demek için size iyi gelebilir ama çok yalnız kalacağınız bir deryaya da adım atmış olacaksınız.
Acaba Aşık Veysel,
Kara Toprak şiirini
“Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır
Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yârim kara topraktır…”
Derken, bugünü mü görmüştür?
KUSURSUZ DOST ARAYAN DOSTSUZ KALIR!
Arkadaşlık söz konusu olduğunda nicelikten çok niteliğe önem mi veriyoruz?
Ancak günümüzde arkadaşlıkların bozulma veya tamamen dağılma olasılığı daha yüksekse, bu bizi riske atıyor.
Arkadaşlık konusunda
“Kusursuz dost arayan dostsuz kalır!”
Atasözünü herkes biliyor.
Bizler her şeyimiz ile kabul edilmek istiyoruz ama bizden aynı şeyi bekleyenlere karşı sınırlı bir hoşgörümüz var.
Kara gün dostu edinmek zordur.
Zor zamanlarda yanınızda olan insanlar yok denecek kadar azdır.
Hepimiz haklı olmak için fazla hassas ve fazla kararlı hale geldik.
Çünkü insanların zaman geçirmeleri gerektiğini düşündükleri kişilere yönelik analizlerinde duygusal zarara karşı aşırı duyarlılığın her şeyden önce geldiği toplumsal bir değişime söz konusu.
Kendi kendime sorduğum soru:
Nasıl daha iyi bir arkadaş olunur?
Ben kendimi bu konuda iyimser buluyorum, pek çok arkadaşım, dostum var.
En önemli ön koşul ise; arkadaşlarımı kendimden daha çok düşünmek.
Çünkü; “İyilik et denize at, balık bilmezse halik bilir” anlayışına sahip olmak her zaman rehberim olmuştur.
Almak değil, vermek!
Ve eğer onlar da aynısını yapıyorsa, işte o zaman sihir gerçekleşir.
Dostlukların artması dileği ile!
Next