30 EKİM 1923 Cumhuriyet kuruldu.

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda yani 30 Ekim 1923 sabahında vatanın umumi ahvali: yeni kurulan Cumhuriyet’te nüfus

13 milyon kadar olduğu bilinir.

Yüzde 80’i kırsal kesimde yerleşik.

Çoğu göçebe tarzı hayat sürdürüyor.

Bu nüfusun eğitim durumu tam bir felaket.

Zorunlu eğitim alması gereken okuma yaşındaki her 4 çocuktan sadece 1’i okutulabiliyor.

Erkeklerin yüzde 7’si, kadınların da sadece binde 4’ü okuma yazma biliyor.

Doğudaki vatandaşların yüzde 1’i bile okuma yazma bilmiyor.

Tüm ülkede toplan 4894 ilkokul bulunuyor.

Bu okullardaki öğrenci sayısı 341 bin 941.

Bu sayı ise zorunlu eğitim görmesi gerekenlerin sadece 4’te biri.

Memlekette sadece 72 Ortaokul var.

Bu ortaokullardaki öğrenci sayısı ise toplam 5 bin 905 öğrenci öğrenim görüyor.

Yine tüm ülkede sadece 23 lise var ve yalnızca 1241 öğrenci okuyabiliyor.

Ortaokullarda okuyan öğrencilerin sadece 543’ü, lisede okuyan öğrencilerin ise sadece 230’u kız öğrenci.

Öğretmenlerin 3’te biri eğitim görmemiş,

Türk okullarının azlığı ve niteliklerinin yetersizliğine karşın, yabancıların okulları daha çok ve nitelikleri üstündü.

Medreseler askerden kaçanlar ve bağnazların yuvası haline gelmiş, hurafeleri din diye öğreten bir anlayış egemen.

Yine tüm medreselerde Türkçe yasak edilmiş,

Arapça hâkim olmuş.

Ülkede sadece 1 üniversite var

(Darülfünun) o da yüksek medrese düzeyinde eğitim – öğrenim veriyor.

Çağın gelişmelerine kapalı, akıl ve bilim çoktandır içeri girememiş.

Okuryazar halk arasında kitap okuyan yok.

Matbaa Osmanlı ülkesine 300 yıl geç gelmişken Matbaanın gelişi olan 1729’dan 1830’a kadar olan 100 yılda Osmanlı’da basılan kitap sayısı sadece 180 adet.

Aynı dönemde batıda 90 bin adet.

Ülkede basının toplam tirajı ise 100 bini geçmiyor.

Gazete ve dergi sadece İstanbul ve İzmir gibi büyük şehirlerde ve o da az sayıda bulunabiliyor ve okunuyor.

Kütüphane, müze çok az hatta yok gibi.

Resim ve heykel yok, spor yok, ulusal ve evrensel müzik yok.

Tiyatro yok, sinema sadece birkaç büyük ilde ve çok az sayıda var.

Radyo yok, halkı bilinçlendirecek, aydınlatacak kurumlar yok.

Halk adeta kendi kaderine terk edilmiş vaziyette,

Halk cami imamlarına, tarikat şeyhlerine, medrese ehlinin bilgi ve inisiyatifine terk edilmiş durumda.

Halkta tarih bilinci yok, tarih denince peygamberlerin ya da padişahların hayat hikâyeleri anlaşılıyor.

Halk Arkeolojik tarihten zaten bihaber durumdadır.

Türkçe ihmal edilmiş, sözcükler unutulmuş,

Türkçe Türkçe’likten çıkartılmış gibi, dilin adına yeni bir icatla “Osmanlıca” denilmiş, dahası eklemeli ve sesli harf sayısı çok fazla olan Türkçemiz varken,

Türkçeye hiç uymayan çekimli ve sesli harf sayısı çok az bir dil olan

Arapça alfabeyle yazılmaya çalışılır olmuş.

Bunca yokluk, yoksulluk ve geri kalmışlık içinde

Atatürk ve çevresindeki bir avuç devrimci kadro sadece 15 yıl gibi kısa bir süre içinde dünyaya parmak ısırtacak bir başarıya imza atmıştır.

Çağdaş dünyanın kullandığı alfabe, takvim ve saat ölçüleri, hafta sonu tatili kabul edilerek ticari ve kültürel alanlarda tüm dünya ile entegre olunması sağlandı.

Tevhid-i Tedrisat Kanunu”yla yamalı bohça görünümündeki çok başlı eğitim sistemine son verilerek eğitim-öğretim birleştirildi.

İlkokuldan üniversiteye cumhuriyet okulları açıldı.

Atatürk, Türkiye’nin dört bir yanında

Halkevleri-Halkodaları açtırarak, yüzyıllardır cahil bırakılmış, eğitimle, sanatla, kültürle, bilimle bütün bağları kopartılmış

Anadolu insanını her konuda aydınlatmaya çalıştı.

Cumhuriyet’in, Atatürk ilke ve inkılapları ile

Sarsılmaz bir şekilde temelleri atılmış.

O halde Yaşasın Cumhuriyet.

Cumhuriyet Bayramımız Kutlu olsun.