Büyük Türk şanlı tarihinin zafer ayı Ağustos:
1071 Malazgirt,
1514 Çaldıran ve
1922 Büyük Taarruz.
Türk milleti, ordusuyla birlikte Ağustos ayında bu kahramanlık destanlarını tarihe yazdırmıştır.
30 Ağustos 1922, Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük yolunda yazdığı en büyük destandır.
Büyük Zafer’in 103. yılında, Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere tüm kahramanlarımızı minnet, rahmet ve şükranla anıyor; 30 Ağustos Zafer Bayramı’mızı gururla kutluyoruz!
30 Ağustos 1922, Türk milletinin var olma-yok olma savaşının zaferle taçlandığı, tarihin akışını değiştiren kritik bir dönüm noktasıdır. Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlandığı, Anadolu’nun 9 Eylül’de işgalci güçlerden temizlenmesinin ve Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yolunun açılmasının miladıdır.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Başkomutanlığında, Türk ordusunun emperyalist işgal güçlerine karşı “Ya İstiklal, Ya Ölüm” parolasıyla giriştiği harekât, bir milletin topyekûn direnişinin en büyük misalidir.
Sadece bir askerî zafer değil, aynı zamanda millî irade, azim ve kimlik mücadelesinin de zaferidir.
30 Ağustos sadece bir savaşın kazanıldığı gün değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık ruhunu her kuşağa hatırlatan en önemli millî bayramlarımızdan biridir.
Ağustos, kısaca Türk Milleti’nin umut ve özgüven ayıdır.
“Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır.
Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim!” der.
Tarihi bir yıl geriye saralım!
(Atatürk, 5 Ağustos 1921) Atatürk Başkomutan’dır:
“Milletimizi esir etmek isteyen düşmanları mutlaka mağlup edeceğimize olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır.
Bu dakikada, bu tam güvenimi hem yüksek heyetinize hem bütün millete ve bütün dünyaya karşı ilan ediyorum.”
Zafer kolay kazanılmadı! Cephe Dumlupınar, Sakarya’dır. O günlerde cepheyi gezen milletvekillerinin anlattığına göre:
• Askerin pek çoğunda çarık yoktu, çoğu yalınayaktı.
• Askerin yüzde 80’inde gerekli elbise, üniforma yoktu.
• Var olanlar da eskiydi; kimi askerler sivil giysiler içindeydi.
• Gece soğuk olmasına karşın askerin kaputu yoktu.
• Askerin yeterli iç çamaşırı bile yoktu.
• Yeterli suyu yoktu, çoğu matarasızdı.
• Kırbaları, fıçıları eksikti.
• Posta hizmeti aksıyordu.
• Askerin yüzde 20’sinin süngüsü yoktu.
• Birçok süvarinin kılıcı yoktu.
• Ağır yaralıları taşıma olanağı yoktu.
• Geri hizmetler iyi değildi.
• Ayrıca asker yakınları da geçim sıkıntısı içindeydi.
İşte bu koşullarda Başkomutan Atatürk, 7/8 Ağustos 1921’de Tekâlif-i Milliye Emirleri’ni yayınladı. Buna göre, bedeli sonradan ödenmek koşuluyla halkın elindeki yiyecek, giyecek maddelerinin yüzde 40’ı, öküz ve at arabalarının yüzde 10’u, binek ve taşıt hayvanlarının yüzde 20’si, ayrıca her evden bir kat çamaşır, birer çift çorap ve çarık istendi.
Türk halkı, Başkomutan’ın çağrısına kayıtsız kalmadı; elinde avucunda ne varsa orduya verdi.
“HATTI MÜDAFAA YOKTUR, SATHI MÜDAFAA VARDIR, BU SATIH BÜTÜN VATANDIR.“
Sakarya Meydan Muharebesi’nde orduların durumu şöyleydi:
Türk ordusu: 96.326 er, 5.401 subay, 54.572 tüfek, 825 makineli tüfek, 1.309 kılıç, 196 top, 32.137 hayvan ve 2 uçak.
Yunan ordusu: 120.000 er, 3.780 subay, 57.000 tüfek, 2.768 makineli tüfek, 1.350 kılıç, 386 top, 3.800 hayvan, 600 adet 3 tonluk kamyon, 240 adet 1 tonluk kamyon ve 18 uçak.
Üstünlük Yunan ordusundaydı. Düşman belli bir hat üzerinde karşılanamayacak, durağan bir mevzi muharebesi de yapılamayacaktı. Vuruşa vuruşa Polatlı-Haymana’ya, Mangal Dağı’na sırtını dayayıncaya kadar geri çekilecekti. Yani alan savunması yapılacaktı.
Böylece düşmanı 100 km’lik genişlikte, 20 km’lik derinlikte sürekli hareketli biçimde savaşmak durumunda bırakacaktı. Sonra en uygun zamanda, kaybedilen yerleri karşı taarruzlarla geri alacaktı.
Bu taktik, “sathı müdafaa stratejisi”ydi. Düşmanı “Anadolu’nun harimi ismetine” çekerek orada boğacak bir taktiktir.
100 km’lik genişlikte, 20 km’lik derinlikteki bir cephede gerçekleşen muharebede Türk ordusunun sol kanadı Ankara’nın 50 km güneyine kadar çekildi. Ordunun yönü değişti.
27 Ağustos’ta Yusuf İzzet Paşa’nın,
“Bu hat giderse hangi hattı savunacağız?” diye sorması üzerine BAŞKOMUTAN ATATÜRK, “sathı müdafaa stratejisini” şöyle açıkladı:
“Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır.
O satıh bütün vatandır.
Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz.
Onun için küçük büyük her birlik,
ilk durabildiği noktada yeniden düşmana cephe kurup savaşa devam eder…”
“MEVZU BAHİS VATANSA, GERİSİ TEFERRUATTIR!”
Başkomutan, bu stratejiyi ordulara emir olarak da bildirdi. Verilen emir “YA İSTİKLAL, YA ÖLÜM!” idi.
Türk milleti, Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde ordusuyla istiklali kazandı!
30 Ağustos ruhu bize
“EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR!” şiarını öğretmiştir!
Ne mutlu!
Bugün Büyük Zafer’in 103. yıl dönümünde, Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını saygı ve minnetle anıyoruz. Milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!
Next