*Bize yaşam sevinci veren ağacın yaprakları birer birer dökülüyor. Her zaman yeşerecek o ağacın dalları… Fakat eskisi gibi görünmeyecek. Meymune’deki ağacın dalındaki en güzel koca bir yaprak daha düştü bugün. Süleyman amca yok artık…

*Oturamayacak o ağacın altında ve anlatamayacak artık bize. Tarih sayfalarına yazılmamış gerçek hikayeleri ve tarihin yazılacağı bir sayfa daha karardı. Süleyman amcayı kaybettik. Anısına 5 yıl önce yaptığımız söyleşi/röportajdan bir kesidi tekrar sizlerle paylaşıyorum…

BİZE TARİHİ ANLATAN BİR DEĞERİ KAYBETTİK
Henüz Raman Dağı’na çıkmadan Maden Teknik Arama Enstitüsü’nün üst düzey yöneticilerinin kaldıkları yer, ‘Raman ve Şark Petrollerinin Arama ve Kuruluş Barınağı’ diye tabir edilen yer, Meymune Boğazı’ndaki konaktı.

O konak, 1940 ile 1952 yılları arasında ilk petrolcülerin kaldığı yerdi.

O iki katlı tarihi konakta kimler ağırlanmamıştı ki…

1940’lı Yılların Başbakanı Dr. Refik Saydam’dan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye, Türkiye’nin ilk petrolcülerinden Cevat Eyüp Taşman’dan ilk küçük Rafineri Müdürü Şemsi Ağar’a, Polonyalı ilk Rafinerici İhsan Ruhi Berent’ten Mehlika Taşman’a kadar halen petrolcülerin ayak izinin olduğu yer, Meymune Boğazı’dır.

Çocukluğu ve gençliği Meymune Boğazı’nda geçen Süleyman Özdemir ‘Kara Altın’ın keşfedildiği o bölgeyi o kadar güzel anlatmıştı ki… Eski petrolcülerin bile unuttuğu anıları bize o anımsatmıştı.

Meymune Boğazı’nda 1940’lı yıllarda ‘Sere Kaniye’ Çeşmebaşı Köyü’nün 40 haneli olduğunu Süleyman Özdemir amcadan öğrenmiştik.

1940’lı Yıllarda Maden Teknik Arama’nın konuşlandığı Meymune Boğazı’ndaki ‘Raman ve Şark Petrolleri’nin Arama ve Kuruluş Barınağı’ olan o konağı, şöyle anlatmıştı Süleyman amca;

“Raman Konağı, o zaman ihtişamlı bir yapıydı çünkü o dönemlerde taş ve kerpiçten konaklar yoktu. Burada Maden Teknik Arama’nın ilk yöneticileri ve petrol mühendisleri kalıyordu. Benzinli jeneratörlerin ürettiği elektrik bu konağa verilirdi. Kamp şefi Abdurrahman Durukal’dı, İdare Amiri ise Selahattin Özkan’dı. Selahattin beyin Halil babamla diyaloğu iyiydi. Selahattin Özkan, atla dolaşırdı. Çevreyi gezdiğinde yanından kurt köpeğini de ayırmazdı. Özkan bey arada sırada köyümüze konuk olurdu, büyüklerimizle sohbet ederdi. İlk dönemin petrolcülerini unutamıyorum.”

KONAĞI EN İYİ BİLENLERDENDİ

5 Yıl önce sohbet ettiğimiz Süleyman Özdemir, bu coğrafyada ilk bulunan ‘Kara Altın’ın öyküsünü en iyi bilenlerdendi.

Meymune Boğazı’nda 12 yıl süreyle petrolcülere ev sahipliği yapan o tarihi konağı şöyle özetliyordu bize Süleyman amca;

“2 Katlı büyükçe kerpiç ve taştan yapılı binanın altı yemekhane üstü ise ofis hizmeti veren odalardan oluşuyordu. Dönemin Sondör, Mühendis ve Doktorları da o konakta kalırdı. Konağın etrafında ise jip araçlar vardı. 1941 Yılında yapıldığını hatırladığım konakta şimdilerdeki gibi klima ve buzdolabı yoktu. Testilere su doldurulur, bezlere sarılır, kapıların önüne bırakılırdı. Eski petrolcüler sabahları termometreyle ölçüm yaparak hangi suyun daha fazla soğudunu ölçerlerdi. Köyümüz Meymune’de hane sayısı 20’ civarındaydı. O küçük rafineri de çalışan ‘Kara Hasan’ lakaplı emekçi petrolcü de köyümüzde otururdu. Konak ve çevresindeki küçük yerleşim biriminin suyu da köyümüzden karşılanırdı. Uzun yıllar petrolcülerle iç içeydik. Ben de 1964 yılında TPAO’ya girdim. 15 yıl süreyle çalıştım, daha sonra emekli oldum. TPAO’da çalıştığım yıllarda Melih Genca, Batman Bölge Müdürü idi.”

O TARİHİ KONAĞI ALMAK İSTEDİK AMA…

Türkiye’de ilk küçük rafinerinin kurulduğu Raman Dağı’nın eteğini en iyi bilen bilge simalardan biri Süleyman Özdemir’di.

Küçük rafinerinin parçalarının sökülüp Batman’a taşındığının hikayesini de bizlerle paylaşan Süleyman Özdemir, ilk petrol emekçilerini de unutmamıştı.

“O Küçük rafineride kimler çalışmadı ki… Muhittin Eren’den Yusuf Öney’e, Türko Öztürk’ten Ali Kanat’a kadar tanıdığım birçok sima vardı” diyen yörenin sevilen simalarından Süleyman Özdemir, küçük rafinerinin Batman’a taşındığı sırada tahliye edilen Meymune Boğazı’ndaki ilk konağın yıkım hikayesini de şöyle özetlemişti;

“O zamanlar konağın Amiri olan Selahattin Özkan, babama ‘Bu konağı sembolik bir fiyata size vermek istiyoruz. Bu cüzii bir bedel karşılığı da olabilir.’ Merhum babam düşündü taşındı, almak da istiyordu ama imkanlarımız yoktu. Bizim MTA’ya verebileceğimiz bir ücret yoktu. O konak ve çevresindeki binalar yıktırılınca hepimiz hüzünlenmiştik. O eski yapıların yıkımından sonra arkadaşım fırıncı Mahmut ve Mehmet Özdemir ile özellikle konağın bulunduğu alana gittik, o konağın bahçesinde güzel koku veren bir kırmızı gül vardı, o gülü alıp eve buruk bir halle dönmüştük.”

Bir petrol mühendisi kadar MTA ve TPAO’un dününü en iyi anlatanlardan Süleyman Özdemir, sıkıntıların büyük olduğu o döneme de değinmişti;

“O dönemler ulaşım yoktu. ABD yapımı araçlarla güçlükle Raman Dağı’na çıkılırdı. Batıdan ya da yurt dışından gelen üst düzey idareci ve mühendisler önce DDY Batman Garı’ndan karşılanırdı, sonradan Meymune boğazındaki konağa yerleşirdi. Selahattin Özkan, babama hep söylerdi; ‘Halil ağa biz ekinlerinize zarar veriyoruz, siz bizden bir şey istemiyorsunuz.’ Babamın da onlardan bir isteği vardı; ‘Siz yolda kalan vatandaşları araçlarınızla taşıyın bize yeter.’ Meymune Boğazı petrolcülerin küçük bir mahallesi oluşmuştu. Onlarla hep iç içeydik. Küçük rafinerinin yakınında Gürgin Yıldız, fırın açmıştı. Herkes o fırından ekmek alırdı ama köyümüzdeki tandır ekmeği, petrolcülerin daha çok ilgisini çekerdi. Eski Meymune Boğazı ve Raman, şen bir yerleşim birimiydi.”

ÜÇ FİDAN…
Süleyman amcayı anlatmak ve yazmak kolay değildir.

Bağrımıza taş ağırlığı bırakan ve onun bağrında her geçen, büyüyen, 3 evladını birlikte büyük bir karanlıkta yitirmesinin acısı karşısındaki dayanma gücünü hiçbir kalem yazamaz.

Süleyman Özdemir, Meymune Boğazın’da yıllar önce petrolcülerin yaşamından kesitler anlatmıştı.

Petrol şehrinin dününe tanıklık yapan saygın simalardan Süleyman amcayı kaybettik ama bizim onunla ilk küçük rafinerinin kurulduğu yerleşim birimlerinin olduğu bölgeleri gezmeye dair bir planımız vardı.

Ne yazık ki sağlığı el vermedi, aramızdan sessizce ayrıldı.

Yaşamının büyük bölümü Meymune Boğazı’nda geçen Süleyman amca, vasiyeti gereği aile mezarlığında; yani doğup büyüdüğü Meymune (Demirbilek) Köyü’nde toprağa verildi.

Mekanı cennet olsun.