Batman 1991 yılı.
Bir söylenti yayılmıştı ortalığa.
Saddam bir bomba atacak,
Gaz herkes ölecek diye.
Kimse sokağa çıkamamıştı o günlerde.
Hatta gaz sızıntısı olmaması için pencerelerini sımsıkı naylonlarla kaplayanlar olmuştu.
Kontrol için ise pencereden görünecek şekilde bir tavuk kurbanlık bekleyecekti.
Gazdan boğulursa vay halimize…
Ancak Bush yönetiminin
Irak'taki kitle imha silahları hakkındaki yalanları çıktı sonradan.
Şimdi de İran’a savaş gerekçesi;
Trump yönetiminin İran'dan gelen yakın bir tehdit uyarısı.
Yönetime geçtiğinde siyasi imajını yabancı askeri maceralara karşı çıkmak üzerine kuran
"Önce Amerika" diyen Trump
İran’da rejim değişikliğini hedefleyen isteğe bağlı bir savaş başlattı.
Oysa göreve geri döndüğü ilk yılda yedi ülkeyi bombaladı : Yemen, Suriye,
İran, Irak, Nijerya, Somali ve Venezuela.
Bu hafta Cumartesi sabahı erken saatlerde
Trump, şimdiye kadarki en kapsamlı ve tehlikeli askeri harekatını başlattı:
İran'a karşı bir savaş.
Gerekçesi hazırdı.
İran'ın nükleer programı ve füze yeteneklerini gerekçe göstererek, rejim değişikliğini hedef olarak ilan etti .
Trump, "Amacımız, İran rejiminden kaynaklanan yakın tehditleri ortadan kaldırarak
Amerikan halkını savunmaktır" dedi ve ekledi:
"Tehditkar faaliyetleri doğrudan Amerika Birleşik Devletleri'ni, birliklerimizi, denizaşırı üslerimizi ve dünyadaki müttefiklerimizi tehlikeye atıyor.”
Operasyonu bir kurtuluş savaşı olarak nitelendiren Trump, İranlılara;
" hükümetinizi ele geçirin " çağrısında bulundu.
Medyadan kaos ve bombalamanın yol açtığı yıkımı görebiliyoruz.
Ancak kaos hali ve yakmak-yıkmak, siyasi başarı anlamına gelmez.
Rejim değişikliğini hedefleyen ABD
Bombalama yaptığı ülkelere dönüp bakarsak; –Afganistan, Irak ve Libya - hepsinin durduğu yer – savaşların son bulduğu zamanda kaldığı /olduğunu gösteriyor.
Yıkım strateji olmamalıdır.
Bombalama/ füzeler ve yıkımlar askeri kapasiteyi azaltabilir ve altyapıyı yok edebilir, ancak hükümetleri saldırganla daha işbirlikçi hale getirmez.
Yıkım kendi dinamiklerini üretir: halk arasında birleşme, radikalleşme ve misilleme kısır döngüsü.
Siyasi sonuçlar, müzakere, barış inşası ve meşru iktidar geçişleri gibi siyasi süreçleri gerektirir.
O nedenle savaşın kazananı olmaz!
Next