Eylül ayı.

Burdur’un Güney köyü.

Ata yurdu.

Çocukluk yıllarım.

Köyden şehre göç.

Belediyelikten köye dönüşen.

Üzümler iyice tatlandı.

Bağ bozumu zamanı.

Bağlarda insanlar.

Günler bağda geçiyor.

Sepet sepet üzümler kırılır.

Küfeler dolar.

Sofralık olanlar ilçeye,

Yeşilova Perşembe pazarına.

Ya pekmezlik üzümler.

Sultan dimlitler.

Küçük daneli,

sulu mu sulu,

tadından yenmez.

Toplanan üzümler,

eski zamanlarda “şarapkına”

denilen pekmez yapım atölyelerine.

Lakapları ile “Uruştuların”,

“Çingillerin” şarapakınaları meşhur.

Bağ aralarına kurulmuş.

Pekmez kaynatma

imece usulü ile.

Aileler,akrabalar

birbirine yardımcı.

Pekmez yapımı zordur.

Tecrübe ister.

Nesilden nesile aktarılır.

Emek yoğundur.

Eşek yükleri ile

önce odunlar yığılır şarapkınaya.

Kaynatma bazen günlerce sürer.

Şarapkınaya getirilen üzümler,

yalak gibi bir yapı içine boşaltılır.

Birkaç gün çiğneme faslı.

Çıplak küçük ayaklar.

Bu iş çocukların.

Bir de gençler.

Gücü kuvveti yerinde olanlar.

Çocuklar çıplak ayaklar,

Yetişkinler bulabilirlerse çizme.

Çocukluğumun eğlenceli hatıraları.

Çocuklara eğlence,

Büyüklere zor bir iş.

Geçmiş yıllar.

Şimdi o mekanlar harabe.