5 Haziran Dünya Çevre Günü geride kaldı ama önceki gün de Batman Çayı üzerindeki ikinci köprünün trafiğe açılmasından sonra gördüğümüz manzara karşısında şok olduk. Daha önce de bu konuya değinmiştik ama bugün tekrar evsel ve lağım atıklarının yaydığı dayanılmaz kokunun o bölgede çevre felaketi yaşanıyor diye yazarsak abartmış olmayız. Bu şehrin sevgisini kendimizle birlikte büyüttük. Bir ayağımız sahada, kırsalda, bir ayağımız Batman’ın olduğu farklı etkinliklerde…

3 Yıl önce turizm yolu olarak bilinen Hasankeyf güzergâhında son kez toprağını eken Tilmizli çiftçilerle sohbetimiz olmuştu. Onların itiraf gibi dile getirdikleri, “Bu toprakta son ürünü görüyorsunuz. Seneye burada çok katlı bloklar göreceksiniz” sözleri bugün gerçekten olmuştu artık. Mısır ve patates tarlalarının yerinde modern konutlar var artık. Dün de benzeri bir manzarayla Petrolkent ile Ermi arasındaki tarlada karşılaştık. Eyvah demek zorunda kaldık!

Batman Çayı-52

ÇEVRE GÜNÜNE TEZAT MANZARA

5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde manzaralar hemen hemen aynı.

Bir şey değişmiyor, sadece bilindik açıklamalar ve bilindik etkinlikler var.

Ne bir STK ne de bir yetkili merci Çevre Günü’nün ruhuna yönelik bir etkinliği kalıcı olarak hayata geçiremiyor.

Neden derseniz, size;

2 aydır evsel atıklar ile lağım suları Balpınar ile İkiztepe arasındaki alanda biriken evsel atıkları ve bu atıkların Batman Çayı Köprüsü’nde ciddi hasara neden olduğunu kanıt olarak sunabiliriz.

İki kez köprünün bağlantı yollarında çökme olmuştu.

Bir de köprü ayaklarının fore kazıklarında da yer yer hasar gören bölgeler var.

Hasarın olduğu bölgelerde tehlike geliyorum diyor.

Umarız ki yetkililer gereken önlemi alır ve bir daha da çöküntü yaşanmaz, köprü üzerinden araç sürücüleri güvenle yolculuk yapmış olur.

Ya tahıl ambarı olan Balpınar-Giresira’nın verimli topraklarına yavaş yavaş yayılan evsel atıkların ve lağım sularının yaydığı katlanılmaz kokular için ne önlem alınacak?

Yeni bir atık su arıtma tesisi mi ya da o suları tahliye edecek bir kanal sistemi mi yapılacak onu da bilmiyoruz.

Bu konuda bir açıklama yapılırsa hemen duyurmayı görev biliriz.

Ama bildiğimiz tek şey var; o da 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde kurşuni renkte akan Batman Çayı’nı evsel atık ve lağım sularıyla kirletilmesiydi.

İlgili merciler o manzaranın farkında.

Neredeyse 60 gün aradan geçti.

Batman Çayı’nı kirleten o evsel atıklar için henüz çözüm bulunmuş değil.

Batman Çayı’nın kıyısına akan bu evsel ve lağım suları, güzelim sebze ve meyve deposu olan Balpınar’ı da yok ediyor.

Mercimek-13

VERİMLİ ARAZİLER BETONLAŞIYOR

3-4 Yıl öncesiydi.

Batman-Hasankeyf yol güzergâhı yapılaşmaya henüz yeni açılmıştı.

Tarlalarda insan boyunu aşan yükseklikte mısır hasadı yapılıyordu.

Tilmiz Köyü’nün karşısındaki arsalarda da hasat yapılıyordu.

Bu köyde oturan bir iki çiftçiyle sohbet etmiştik.

Yıllarca geçimini topraktan sağlayan o çiftçi bir gerçeğin altını çiziyordu;

“Seneye bu verimli tarlanın yerinde çok bloklu modern yapılar göreceksiniz. Bu yıl son kez toprağa attığım tohumdan iyi de verim aldım ama günümüzde artık çiftçiliğin pek önemi kalmadı. Konutlar daha çok prim yapıyor. Burada müteahhitten iyi teklif aldım. Çok bloklu bir apartman planlıyoruz. 30-40 yıldır yaptığım çiftçilikten kazandığımın çok daha fazlasını inşaat sektöründen kazanacağım. Ürün için mazot, tohum ve diğer girdileri hesaba kattığımda maliyetleri karşılayamıyorum. Ben de komşularım gibi bu verimli araziyi konut alanına dönüştüreceğim.”

Bir yıl sonra o çiftçinin verimli arazisi şimdilerde 3-4 konut sitesinin olduğu, Batman’ın modern yapılarının yükseldiği bir köşe oldu.

Çiftçi istediğini topraktan alamayınca hâliyle farklı arayışlara yöneliyor.

PETROLKENT’TE DE AYNI MANZARA

Önceki gün de benzeri bir manzarayı bu kez Petrolkent ile Ermi arasında gördüm.

Yeni Şehir Hastanesi’ne yakın mesafedeki alanda yetişen kırmızı mercimek hasadı yapılıyordu. 500 yatak kapasiteli hastanenin kaba inşaatı bitti bitecek.

Yıl sonunda hastanenin eksikleri tamamlanmış olacak.

Bu dev sağlık yatırımı bittiğinde Batman Ovası’nın belki de en verimli köşelerinden biri olacak.

Bu bölgede yeni konut siteleri, işyerleri ve mekânlar olacak.

Mercimek, buğday ve en iyi arpanın yetiştiği bu araziler bir bir betona dönüşecek.

Birkaç ay sonrasında yeni hastane bitiyor, çevresindeki araziler de betona teslim oluyor.

Haziran’ın ilk haftaları gelince okurlarımızın karşısına hep hüzünlü haberlerle çıkıyoruz.

Keşke hep güzel haberler verebilsek.

Hasat mevsiminde çiftçileri bir dinle, bir ah işit.

Ama asıl sorun 1955 yılında ülkenin ilk rafinerisi burada yapılırken tarım arazilerini koruma altına alacak hiçbir çalışma yapılmamış.

Tam 75 yıl önce ovayı kendi elimizle betona teslim etmişiz.

Haziran ayında bu şehrin sorunları kendini dışa vuruyor sanki.

Kış mevsiminde de sorunlarla boğuşuyoruz ama havalar ısındıkça bazı sorunlar kendini iyice hissettiriyor.

Toplumsal sorunların çözümünde ne yazık ki uzmanların da bizlerin de önerileri hep havada kalıyor.

Çevre Günü’ndeki manzaraya bir de verimli topraklarımızın betona yenik düşmesi gelecek adına umudumuzu yok ediyor.

Ne yazık ki gördüğümüz manzara bizde bu hissi uyandırıyor…

Sağlıkla kalın, Çağdaş’la kalın.