*Tabiri caizse yerden alev fışkırıyor. Son yılların belki de en sıcak yaz mevsimiyle karşı karşıyayız. Tüm uyarılara rağmen anız yangınları durmak bilmiyor. Bu konuda söylenecek o kadar çok şey var ki… Daha önce de dikkat çekmiştik. ‘Sadece ovamız değil, ciğerlerimiz yanıyor’ diye uyarıda bulunmuştuk ve hala devam eden anız yangınları için ne söyleyebiliriz ki. Bu denli ikaz ve yaptırım uyarıları neden sonuç doğurmuyor? Biz de anlamış değiliz! Neden? Diye tekrar yüksek sesle soralım ve uyarmış olalım…

*Bu yıl çevredeki akarsulara 7 can verdik. Önceki akşam 2 arkadaşıyla Kantar Köprüsü çevresinde serinlemek isteyen 36 yaşındaki Nihat Ulusal da Dicle’nin sularında boğularak yaşama veda etti.  Yazık… Hem de çok yazık. Göz göre göre gençlerimiz serinleme uğruna canından oluyor. Bir yandan serinleme isteği, diğer yandan can kayıpları! İkisini bir arada düşünmek, eleştirmek gerçekten çok zor! Daha önceki yazılarımızı ve bu yeni uyarımızı basın olarak, üzülerek, tekrar yapmış olalım…

HİÇ DERS ALMIYORUZ

Adına ne derseniz deyin, hasat sonrası Batman Ovası tabiri caizse yanıyor.

İhmal mi, yoksa göz yumma mı?

Her nasıl anlaşılıyorsa anlaşılsın.

Bu anız yangınlarının son olmasını istiyoruz.

Her şey var, bu anız yangınlarında.

Hiç ders almıyoruz, alamıyoruz.

Hatta önlem ve müdahalede de çok yetersiziz.

Belki kurumlar arası yeni bir perspektif ve ortaklaşma ile bu sorun kökünden çözülür ve çözülmesi gerekiyor artık. 

Gece gündüz anız yangınlarının sürdüğü Batman Ovası’nın manzarası hep aynı.

Oysa iki yıl öncesine kadar anız yangın vaka sayısının düştüğü yerlerden biri de Batman’dı ama yeniden başa dönüldü.

Hasat sonrası tabiri caizse tarlalar alev alev.

Eylül’den sonra hasadı yapılacak mısır tarlalarında sapların ateşe verilecek olması ve yaratacağı sonucu düşünmek bile istemiyoruz! 

Çünkü mısır hasadı sonrası anız yangınları daha korkunç hale geliyor.

Hep uyarıyoruz, ‘Sigara izmaritlerini yol kenarındaki hasadı yapılan tarlalara atmayın.’ 

Ama dinleyen kim…

Bu dönemde her birey kendi üzerine düşeni yapsın diyoruz.

Geçmişten günümüze anız yangınları can ve mal kaybına yol açmamış mıydı?

Anız dumanları Batman-Bismil arasında hayatlarının baharında 3 gencimizi canından etmişti yıllar önce.

Aradan seneler geçse de yine ders aldığımız yok.

Bu yangınların hasat sonrası peş peşe olmasının açıklaması ‘Yaz aylarında hasat sonrası hep oluyor’ diye mi birileri tekrar mı mazeret uyduracak!

Sason ve Kozluk, Batman’ın küçük ormanlık alanları.

Allah korusun bu dönemde bir kıvılcımla o küçücük ormanlardan da olabiliriz.

Her yangın felaketlerinin ardından gönüllü kişiler ve bekçiler kısa bir süre o bölgelerde dolaşsalar da bir süre sonra her şey unutuluyor.

Bu da bizim kaderimiz sanki!

Duyarlılık, olayın hemen ardından oluşuyor, sonrasında ise umursamazlık alıyor yerini hemen. 

Ve hiçbir şey yokmuş gibi hayatımıza devam ediyoruz.

Kırsaldaki ağaçlarımız azalırsa… Hava kirliliği ve her türlü hastalıkların gelişi de kapımızda olacak.

AKARSULAR CAN ALIYOR

Yaz mevsiminde anız yangınları kadar en çok üzerinde durduğumuz konulardan biri de boğulma vakaları.

Ne yazık ki boğulma vakalarının önlenmesi konusunda da çok ama çok yetersiziz.

Önceki akşam Kantar Köprüsü dibinde serinlemek isteyen 36 yaşındaki Nihat Ulusal’ı da Dicle’nin azgın sularına kurban verdik.

Ne gençlerimizi kaybediyoruz…

Serinleme uğruna Batman’ın çevresindeki akarsularda yüzmek isteyenleri hep uyarıyoruz ama ne yazık ki boğulma vakalarının önüne de geçilmiyor.

Hiçbir can, en basit serinleme olanağıyla yitmemeli.

İki arkadaşın çaresizliği karşısında Nihat Ulusal, Kantar Köprüsü’nün hemen dibindeki belki de o bataklık bölgede yaşama veda etti.

O sıkıntılı bölgelerde DSİ başta olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşların ne yazık ki aldıkları önlem yok.

Kantar Köprüsü yapılırken yer yer toprağın çekirdeği o alanlar bir tuzak gibi.

Bu derin bölgelere tel örgü çekilmesi ya da uyarı levhalarının asılması gerekmez mi?

Düşünün, yaz sıcağında biraz olsun serinlemek için suyun bol olduğu kantar çevresine giden 3 arkadaştan biri köprü dibinde yüzmeye çalışıyor.

Belki de balçık olan o bölgede o genç, boğularak hayatını kaybediyor. 

Eğer o bölgeye bir tel örgü çekilseydi ya da ‘uyarı levhası’ olsaydı belki de şimdi Nihat Ulusal aramızda olacaktı.

Her zaman uyarıyoruz.

Lütfen bu mevsimde daha radikal önlemler alınsın.

Neden baştan alınacak tedbirleri almıyoruz?

Her yaz mevsiminde ortalama 10-15 canı Batman’ın çevresindeki akarsulara kurban veriyoruz.

Akarsuların derin olduğu bölgede neden önceden alınması gereken önlemlere gidilmiyor?

Özetle; gençlerimize çok ama çok yazık oluyor.

Henüz hayatlarının baharında o fidanları serinleme uğruna kaybediyoruz.

Mademki Çay, Nehir veya Baraj Gölü’nde uyarılara rağmen yüzülüyorsa; buradan can kayıplarını önlemek adına etkili olabileceğine inandığımız kısa bir uyarı yapalım.

İnsanların kolaylıkla ulaşabileceği yerlere, plajlar veya iskeleler yaparak, gözetleme kuleleriyle işinde uzman can kurtaranları yerleştirmek gibi bir proje, bu tür can kayıplarını önleyebilir diye düşünüyoruz. 

Amacımız olumsuz bir tablo çizmek değil.

Tek gayemiz; bu mevsimde gerek anız yangınlarına gerekse de boğulma vakalarına karşı işin ciddiyetini kavramak kadar da bu iki önemli konuyu da ciddi bir şekilde masaya yatırmalıyız.

Artık gençlerimiz boğulmasın.

Ovamızda anız yangınları yükselmesin.

Yaşanan tüm olumsuzlukların son bulması dileğiyle...