Tıp tarihi, özelde salgın hastalıklar tarihi dramlarla doludur.
Ortaçağ’da kara veba hastalığı nüfusun çoğunu sildi süpürdü.
En son salgınla yüz yüze gelişimiz
2020 yılı Kovid ile.
Bir düşünürsek insanlık tarihini yazan biraz da mikroplardır salgınlar tarihi, bizler ve mikroplar arasında süregelen bir savaştır.
Ne yazık ki bu uzun savaş tarihinin büyük bir bölümünde, bu savaşın mağlup tarafındaydık.
Çok açık bir şekilde kaybediyorduk.
Milyarlarca çocuk bulaşıcı hastalıklardan ölüyordu.
Çocuk ölüm oranının bu kadar yüksek olmasının başlıca nedeni bulaşıcı hastalıklardı.
Nerede ve ne zaman doğmuş olurlarsa olsunlar, yaklaşık yarısı çocukken ölüyordu.
50-60 yıl öncesi bile bugünden çok farklıydı.
Tekrarlayan grip, ayrıca kızamık,
70 li yılların Türkiye’sinde bile kolera, difteri,
Dünyanın değişik bölgelerinde veba ve çiçek hastalığı salgınları da yetişkin nüfusun büyük bir bölümünü öldürdü.
Bir de 1400’lü yıllarda sömürgecilerin
Avrupa'dan Amerika'ya götürdüğü salgınlar –özellikle çiçek hastalığı, ancak kızamık, tifüs ve diğer hastalıklar da dahil olmak üzere– genellikle yerel nüfusun daha da büyük bir bölümünü öldürdü.
Bunu en iyi anlatan“ Tüfek, Mikrop ve Çelik’ adlı kitapta
JARED DIAMON’dur.
O günden bugüne köprülerin altından çok sular aktı.
Bugünün dünyası çok farklı.
Bulaşıcı hastalıklar, ölümlerin 6'da 1'inden daha azına neden oluyor.
İnsanlık ve dünya mikroplara karşı ilerleme kaydettikçe yaşam sürelerimiz çok daha uzadı.
Dünyanın her bölgesinde ortalama yaşam süresi iki katına çıktıktan sonra, küresel ortalama yaşam süresi şu anda 73 yıldır.
Düşünelim; yakın zamana kadar hastalıkların nereden geldiği bilinmiyordu.
Binlerce yıldır mikroplara karşı verdiğimiz savaşı feci şekilde kaybederken, birkaç nesil boyunca durumu tersine çevirebildik.
Bilim, şüphesiz başarımızın temelidir.
150 yıl önce, hastalıkların nereden geldiğini kimse bilmiyordu.
Ya da daha doğrusu, insanlar bildiklerini sanıyorlardı, ama yanılıyorlardı.
O zamanlar yaygın olarak kabul edilen fikir, hastalıkların "miasma" teorisiydi.
Bu teoriye göre miasma, hastalığa neden olan bir tür "kötü hava" idi.
Sıtma kelimesi, "malaria"nın -ortaçağ İtalyancasında
"kötü hava"- hastalığın nedeni olduğu fikrinin bir kanıtıdır.
19. yüzyılın ikinci yarısında bir dizi doktor ve kimyagerin çalışmaları sayesinde insanlık, bulaşıcı hastalıklara zararlı havanın değil, belirli mikropların neden olduğunu öğrendi.
Pastör’ün Mikrop teorisi, mikroplarla mücadelede bir atılım oldu.
Bilim insanları, farklı hastalıklara neden olan patojenleri tanımlayarak, onlarla mücadelemizdeki belki de en önemli teknik yeniliğin, yani aşıların temelini attılar.
Aşılar, vücudumuza hastalığa neden olan mikroplarla savaşma konusunda bir eğitim vererek bizi bulaşıcı hastalıklardan korur.
"Aşının temel fikri, bir mikrobun nispeten zararsız veya ölü bir versiyonuna kasıtlı olarak maruz kalmaktır.
Bağışıklık sistemi daha sonra bu mikropla tekrar karşılaşıldığında onu tanıyacak ve hızla ortadan kaldıracaktır."
Buradaki püf nokta, patojenin etkisiz formunun hastalığa neden olmaması, ancak etkili patojene o kadar çok benzemesidir ki, vücudumuzun doğal bağışıklık sistemini tetikleyerek bu patojeni yok eden antikorlar üretmesini sağlar.
Vücuda sağladığı bu eğitim seansı, daha sonra gerçek patojenle enfekte olduğumuzda bağışıklık sistemimizin istilacıyı tanımasını sağlar.
Bağışıklık sistemimiz, aşı cevabından öğrendiklerini hızla bir araya getirebilir ve hemen patojenle savaşmaya başlayabilir.
Aşılar sadece aşılanan kişinin sağlığını değil, toplumun sağlığını da korur.
Toplumdaki aşılama oranları yeterince yüksekse, bulaşıcı hastalıkların toplumda yayılması engellenir; bu da aşılanmamış olanların bile korunma sağladığı anlamına gelir.
Kalkınmada sıklıkla olduğu gibi, ilerlemeyi tek başınıza sağlayamazsınız.
Daha sağlıklı bir yaşama doğru ilerlemeniz, herkesin daha sağlıklı bir yaşama doğru ilerlemesine bağlıdır; başkaları da aşılanırsa siz de daha güvende olursunuz.
Halk sağlığında tek başınıza başaramayacağınız sağlık iyileştirmeleri ve bulaşıcı hastalıklarla mücadelede en önemli müdahalelerin çoğu bu nedenle sosyal olarak finanse edilmiştir.
Kamu harcamaları, sanitasyondaki hayati iyileştirmeleri ve birçok büyük aşılama programını finanse etmiştir.
Aşı programları, bulaşıcı hastalıklara karşı ilerleme kaydettiğimiz birçok stratejiden biridir.
Avrupa'da insanlar tarafından başarıyla alt edilen ilk patojen
– 17. yüzyılın başlarında – veba olmuştur.
Bu, karantina önlemleri, sağlıklı alan kordonları ve temas takibi gibi stratejiler birleştirilerek başarılmıştır.
O zamandan beri, çeşitli mikroplara karşı birçok ek strateji bulduk.
Antibiyotikler, güvenli içme suyu, daha iyi konutlar, daha iyi eğitim, yoksulluğun azalması, yetersiz beslenmenin azalması, pastörizasyon, hijyen, daha iyi sanitasyon ve diğer halk sağlığı gelişmeleri çok önemliydi ve hala da öyle.
Kısacası 19. yüzyıldan beri kaydedilen ilerlemede daha iyi sanitasyon, hijyen ve diğer halk sağlığı önlemleri kritik rol oyandı.
Günümüzde de aşılar, mikroplarla mücadelede bulduğumuz birçok stratejiden sadece biridir.
COVID-19 pandemisinde gördük ki, aşı ile birlikte halk sağlığı önlemleri ile hastalığa karşı mücadele verdik.
Bugün aşı reddi/çekimseri veya karşıtlarının sesinin gür çıktığı bir ortamda bulaşıcı hastalıklarla mücadele tarihini bir daha düşünmek, okumak gerekir.
Next