Kış dönemi solunum hastalıkları nedeniyle en çok kullandığınız ilaç nedir diye sorsam şüphesiz çoğu kişinin vereceği cevap antibiyotik olurdu.
Antibiyotikler mikroplarla bir savaşma aracıdır.
Elbette hekim uygun görürse kullanılması elzemdir.
Antibiyotik iki yüzü keskin kılıç gibidir.
Bir yüzü ile mikropları kontrol altına alıp,
Hastalıkları iyileşmesine yardımcı olurken diğer yandan aynı mikroplara zaman içinde antibiyotikler etkisiz kalırlar.
İşte bu durum bu duruma antibiyotik direnci denir.
Çocukluğumuzda kullandığımız antibiyotikleri bir düşünün
Çoğu şu anda antibiyotik direnci nedeniyle kullanılamaz durumda.
Mesela;kulak enfeksiyonu nedeniyle hastaneye gittiğinizi ve hekiminizin
"Başka seçeneğimiz kalmadı" dediğini düşünün.
Kulağa dramatik gelebilir, ancak antibiyotik direnci bu senaryoyu giderek artan sayıda insan için gerçeğe dönüştürüyor.
Hastaların bir kısmı çoğu antibiyotiğe dirençli bakteri enfeksiyonları nedeniyle zor iyileşmekte ve hatta hayatını kaybedebilmektedir.
Her ülkede milyonlarca antibiyotik dirençli hastalık vakası görülüyor.
En can sıkıcı yanı ise;
Küresel olarak, antimikrobiyal direnç yılda yaklaşık 5 milyon ölümle ilişkilendirilmesi.
Bakteriler doğal olarak, onları öldürmeyi amaçlayan ilaçların etkisini azaltacak şekilde evrim geçirirler.
Ancak antibiyotikler tıpta veya tarımda aşırı veya yanlış kullanıldığında, bu baskılar bakterilerdeki direnç sürecini hızlandırır.
Dirençli bakterilerin yayılmasıyla birlikte, hayat kurtaran tedaviler yeni komplikasyonlarla karşı karşıya kalıyor; yaygın enfeksiyonların tedavisi zorlaşıyor ve rutin ameliyatlar daha riskli hale geliyor.
Modern tıbbı tehdit eden bu durumları yavaşlatmak, yalnızca sorumlu antibiyotik kullanımı ve iyi hijyen gerektirmekle kalmaz, aynı zamanda günlük eylemlerin direnci nasıl etkilediğinin farkında olmayı da gerektirir.
İlk sentetik ilaç 1910 yılında sifilis tedavisinde kullanıldı.
Adı Salvarsan'dı.
Antibiyotiklerin ortaya çıkışından bu yana ,
bilim insanları direnç konusunda alarm veriyorlar .
ANTİBİYOTİK DİRENCİ TEHDİDİ
Antimikrobiyal direnci hayatları tehdit ediyor.
Aynı zamanda toplumu etkileyen bir halk sağlığı sorunudur.
Peki antibiyotik direncine nasıl karşı koyalım?
Gelişmiş laboratuarların yaygın olmadığı dönemlerde bakteriyel enfeksiyonların tedavisini büyük ölçüde tahmine dayalı bir süreç olmuştur.
Ağır bir hasta hastaneye geldiğinde ve hekimler hastalığa neden olan bakteriyi henüz tam olarak bilmiyorlarsa, genellikle geniş spektrumlu bir antibiyotikle başlarlar.
Bu ilaçlar aynı anda birçok farklı bakteri türünü öldürür ki; bu hayat kurtarıcı olabilir; ancak vücuttaki diğer birçok bakteriyi de antibiyotiklere maruz bırakırlar.
Bazı bakteriler öldürülürken, kalanlar çoğalmaya ve farklı bakteri türleri arasında direnç genlerini yaymaya devam eder.
Bu gereksiz maruz kalma, zararsız veya ilgisiz bakterilere uyum sağlama ve direnç geliştirme şansı verir.
Buna karşılık, dar etki alanlı (spektrumlu) antibiyotikler yalnızca küçük bir bakteri grubunu hedef alır.
Hekimler genellikle bu tür antibiyotikleri tercih eder çünkü enfeksiyona karışmayan bakterileri rahatsız etmeden enfeksiyonu tedavi ederler.
Bununla birlikte, enfeksiyona neden olan bakterinin tam olarak belirlenmesi birkaç gün sürebilir.
Bu bekleme süresi boyunca, hekimler genellikle geniş spektrumlu antibbiyotik ile tedaviye başlamaktan başka seçenekleri olmadığını düşünürler özellikle hasta ciddi şekilde hastaysa-.
HIZLI TANI HAYATİDİR
Ancak yeni laboratuvar teknolojileri,
Hastalık etkeni olabilecek bakteriyel patojenlerin tanımlanmasını hızlandırarak, örneklerin başka bir yere gönderilmesi ve sonuçların uzun süre beklenmesi yerine, tıbbi testlerin hasta başı testlerin yapılmasını sağlayabilir.
Buna ek olarak, başka yeni gen temelli incelemeler ve
hatta yapay zeka araçlarındaki gelişmeler , bakteriyel türleri ve bunlarla mücadele etmek için etkili antibiyotikleri günler yerine saatler içinde belirlemeyi mümkün kılıyor.
Tahmin araçları, direnç evrimini bile öngörebilir.
Hekimler için daha iyi testler, daha hızlı teşhis koymalarına ve direnci kötüleştirmeyecek daha etkili tedavi planları oluşturmalarına yardımcı olabilir.
Araştırmacılar için ise bu araçlar, ortaya çıkan direnç modellerini izleyebilen gerçek zamanlı gözetim ağlarıyla
teşhis yöntemlerinin entegre edilmesinin acil bir gerekliliğine işaret etmektedir.
Ne var ki laboratuar tanı yöntemleri tek başına direnci ortadan kaldırmaz, ancak önde kalmak için gereken hassasiyeti, hızı ve erken uyarıyı sağlar.
O nedenle daha hızlı bir tanı, antibiyotik direnci savasında yeni ön cephedir.
DEVAM EDECEK
Next