Yağmur yere düştüğünde hikâye bitmez; aslında yeni başlar.

Bir damla yağmurun önünde birkaç yol vardır. Bir kısmı yüzeyden akarak dere ve nehirlere ulaşır. Bir kısmı bitkiler tarafından kullanılır. Bir kısmı ise toprağın içine süzülerek yeraltı sularını besler. Bu nedenle toprak, yalnızca üzerinde yürüdüğümüz bir yüzey değil; aynı zamanda doğal bir su deposudur.

Batman gibi yazları sıcak ve kurak geçen bölgelerde bu depo daha da önemlidir. Çünkü yağmur yıl boyunca eşit dağılmaz. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uzun yıllar Batman verilerine bakıldığında, yağışın büyük bölümünün kış ve ilkbahar aylarında toplandığı görülür. Haziran, temmuz, ağustos ve eylül aylarında toplam yağış oldukça düşüktür. Yani Batman’da suyun kaderi çoğu zaman birkaç ay içinde belirlenir.

Bu yüzden asıl soru şudur: Yağmur yağdığında bu su toprağa girebiliyor mu?

Yağmur yavaş ve düzenli geldiğinde toprak suyu daha kolay emer. Su, toprağın boşluklarına girer; bir kısmı bitki kökleri tarafından kullanılır, bir kısmı daha derine süzülerek yeraltı sularını besler. Bu süreç, yalnızca tarım için değil, akarsuların yıl boyunca canlı kalabilmesi için de önemlidir.

Ama yağış kısa sürede ve şiddetli olduğunda tablo değişir. Toprak suyu ememeden yağmur hızla yüzey akışına dönüşebilir. Bu durumda su, bölgeye hayat vermek yerine, çoğu zaman toprağın üst tabakasını da beraberinde taşıyarak uzaklaşır.

Toprağın yapısı burada belirleyici bir rol oynar. Kumlu topraklar suyu hızlı geçirir; killi topraklar suyu daha yavaş geçirir ama sıkışma riski taşıyabilir. Organik madde bakımından zengin topraklar ise suyu daha iyi tutar.

Batman üzerine yapılan değerlendirmelerde, il topraklarının organik madde bakımından yeterli seviyede olmadığını; bunun da su tutma kapasitesi, havalanma ve kök gelişimi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiği belirtilmektedir.

Bu nedenle iklim meselesi sadece gökyüzünde yaşanan bir olay değildir. İklim, toprağın içinde de yazılır.

Ayrıca tarım uygulamaları da bu dengeyi etkiler.

Toprağın sürekli ve yanlış işlenmesi, bitki örtüsünün azalması, anızın yakılması, organik maddenin düşmesi ya da yanlış sulama yöntemleri toprağın suyu tutma kabiliyetini azaltabilir. Böyle olduğunda aynı yağmur, bir yerde bereket olurken başka bir yerde yüzey akışı, erozyon ve su kaybı anlamına gelebilir.

Batman’da suyu konuşmak bu yüzden yalnızca barajları, nehirleri ya da yağış miktarını konuşmak değildir. Suyu konuşmak, toprağın sağlığını da konuşmaktır. Çünkü toprağın suyu tutamadığı bir yerde kuraklık sadece yağmurun azlığıyla değil, yağan yağmurun kalamamasıyla da ilgilidir.

Bu noktadan sonra mikro iklim meselesi de karşımıza çıkar. Aynı şehir içinde bile bir vadi ile açık ova, bir baraj gölü çevresi ile çıplak arazi, bitki örtüsü güçlü bir alan ile betonlaşmış bir yüzey aynı iklim hissini üretmez.

Küçük ölçekli bu farklılıklara mikro iklim denir.

Hoşçakalın, bilimle kalın.