Adı üstünde Milli Eğitim!
Türkiye’de toplumu en çok etkileyen üç kurum: Sağlık, Adalet ve Eğitim.
Geçen hafta Eğitim ve sınavlar en çok konuşulan meselelerdi.
Farklı bir dönemde yaşıyoruz.
Çelişkilerle dolu bir dönem.
Sosyal medya çağı; her zamankinden daha fazla bağlantılıyız, ancak aynı zamanda giderek daha fazla bölünüyoruz ve yalnızlaşıyoruz.
Teknolojiler bizi birbirimize yakınlaştırırken, ideolojiler ise uzaklaştırıyor.
Eğitim sorgulanıyor, sınavlar sorgulanıyor.
Hatta okulların ve yüksek öğretimin değeri bile sorgulanıyor.
Öyle ki akademik özgürlükler bile kuşatma altına alınabiliyor.
Ya öğretmenlik mesleğinin geçmişteki itibarından ne kaldı?
Öğrenciler-öğrencilerimiz-‘e gelince; bir ülkenin istikbali olmaktan ziyade, sınavdan sınava koşan, bir at yarışına giren, başarılı olanlar parmakla gösterilirken, ya öteki öğrenciler çoğu zaman birer sayı topluluğu gibi görülebiliyor.
Eğitim bir lüks değil.
Eğitim herkesin hakkı.
Üstelik memleket için bir can simidi.
Her kademede eğitim toplumun aynı zamanda bir aynasıdır.
Aynı zamanda eğitim bir toplumun vicdanı da olmalıdır.
Eğitim konusunda şimdi ahlaki berraklığın zamanıdır.
Her şey açık seçik olmalı.
Bu yıl eğitimde bir değişimin de zamanı olmalı.
İlk sınav şaibesi konusundaki mağduriyeti
1972-73 yılında Üniversite giriş sınavı soruların sızdırılması ve sonradan iptal edilmesi, sonrasında sınav tekrarı ile yeni bir stres yaşamıştık.
O zamandan bu yana pek çok sınav şaibesi ve mağduriyeti yaşandı.
Basında da manşette yer aldı geçmiş zamanlarda.
Bilgisayar çağını geçtik, yapay zeka çağındayız.
Eğitim her aşamada gelişmeye açık olması gerekir.
Güncel kalabilmek için kendimize şu can sıkıcı soruları sormalıyız:
Gerçekten kamu yararına hizmet ediyor muyuz?
Sadece vaatlerimizde değil, uygulamada da kapsayıcı mıyız?
Bugünün sistemlerini mi tasarlıyoruz yoksa geçmişin sistemlerine mi bağlı kalıyoruz?
Eğitim konusunda inşa edilecek sistem herkes için inşa edilebilir.
Hele öğrenci odaklı bir eğitim döngüsü ile öğrencilerin istatistik olarak değil, hikâye anlatıcıları ve çözüm bulucuları olarak görüldüğü bir sistem inşa edebiliriz.
Bilginin ezberlenmediği ve biriktirilmediği, birlikte yaratıldığı bir sistem talep etmek yoksa hayal mi?
Sonucun ve etkinin yalnızca sıralamalarla değil, dönüştürülen hayatlarla ölçüldüğü bir sistem neden olmasın?
Sistem değişimi, aklın ötesinde hayal kurmaya cesaret eden her öğrenci, öğrenmenin/öğretmenin onuruna inanan her eğitimci ve cesareti rahatlıktan, insanları siyasetten üstün tutan her kurum/kuruluş ile ilgili olabilmelidir.
Her veli ve eğitimci kısaca herkes bu işin sorumlularıyız.
Artık şimdi, özlemden eyleme geçme zamanı değilse peki ne zaman?
Teoriyi bırakalım, pratiğe geçelim!
Gelenekten dönüşüme yenilenelim!
Cesur olalım.
Eğitimde köprüler kuralım.
Eğitimciler sadece eğitimci olmadığını bilmeli, ortak bir geleceğin mimarları olduğunu unutmamalı.
Atatürk’ün özdeyişini bir kez daha düşünelim!
“Öğretmenler,Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır!”
Anladığım; geleceğin bir amaca dayanmasını, Bu amacın da “Çağdaş Uygarlık Seviyesine Erişmek!...” en yüksek ideallerimiz olmalı.
Eğitim için yapılacak her şeyin önemli olduğuna dair sarsılmaz bir inançla ilerleyelim.
Ve şu Afrika atasözünü hatırlayalım:
"Kökler derin olduğunda, rüzgardan korkmak için hiçbir sebep yoktur."
Birbirimizle bağlantılarımızı geliştirelim,,
Eğitimimizi güçlendirelim.
Eğitimde yeni bakış açıları,amaçlar olmasını diliyorum.
Birlikte değişmeye cesaret edelim ve ilerleyelim.
Next