Odaklanmamızı engelleyen, dikkatimizi çeldiren hepimizin dikkatinden kaçan az bilinen faktörler de vardır.
Teknoloji ve post modern kültür dikkatin başlıca çeldiricileri olsa da biyolojimiz ve çevremiz de odaklanmamızı çalmak için işbirliği yapıyor.
Johan Hari, kitabında zihinlerimizi parçalayan fiziksel ve toplumsal güçlere birkaç bölüm ayırıyor.
UYKU EKSİKLİĞİ
En büyük suçlulardan biri de uyku eksikliği.
Modern yaşam, iş ve boş zamanları genellikle yapay ışık ve sürekli uyarı altında geç saatlere kadar uzatıyor.
Uyku bilimcileri, 7/24 dünyamızda artık yaygın olan kronik uyku eksikliğinin yaratıcılığa, hafızaya, ruh haline ve konsantrasyona ciddi zararlar verdiği konusunda uyarıyor.
Tek bir uykusuz gece bile odaklanmayı yarı yarıya azaltabilir ve sinirliliği artırabilir.
Ancak birçok insan bütün gece çalışmakla veya internette gezinmekle övünür; ancak bunun bulanık ve odaklanamayan bir beyne davetiye çıkardığını fark etmezler.
ABUR-CUBUR ASLA
Beslenme de bir diğer güçlü risk faktörüdür.
John Hari, rafine şeker ve işlenmiş yağ bakımından zengin endüstriyel beslenmenin enerjide ani yükselmelere ve düşüşlere neden olduğunu belirtiyor.
Beyin bu dalgalanmaları kısa süreli odaklanma anları ve ardından gelen uzun süreli bulanıklıklar olarak deneyimliyor.
Abur cubur ayrıca iltihaplanmayı tetikliyor ve
Sinirlerde (nöronların) sürekli enerji için ihtiyaç duyduğu glikoz düzenlemesini bozuyor.
Buna karşılık, omega-3 ve antioksidanlar açısından zengin besin değerlerine sahip diyetlerin daha keskin bilişsel yeteneklerle bağlantılı olduğu görülmüştür.
Ne yazık ki, modern beslenme düzenleri bu beyin dostu gıdalardan uzaklaşmıştır.
Hari’nin önemli bir uyarısı da; sözde aşırı hareketlilik ve dikkat eksikliği patlamasının kısmen yetersiz beslenme ve beyin toksinleriyle dolu bir ortamdan kaynaklandığını savunması.
Der ki; bebek mamalarındaki kurşun kirliliği, pestisitler, ağır metaller ve hatta kimyasallar dikkat bozukluklarını taklit edebilir veya kötüleştirebilir.
Çoğu zaman, insanlar bu altta yatan nedenleri ele almadan hemen ilaçlara yönelirler.
GÜNDELİK HAYATLAR
Şehir hayat tarzındaki değişiklikler, dikkatin nasıl geliştiğini de yeniden şekillendirdi.
Günümüz çocukları dışarıda çok daha az zaman geçiriyor.
Geçmişte, yapılandırılmamış açık hava oyunları odaklanmayı geliştiriyordu.
Her bir çocuk okul bahçesinde veya mahallenin sokaklarında oynayabiliyordu.
Bu sayede çocuklar riskleri yönetmek, doğanın karmaşıklığını fark etmek ve ekranlar olmadan eğlenmek zorundaydı.
Günümüzde ise birçok çocuk içeride, yakından gözetim altında ve dijital cihazlarla eğleniyor.
Bu çifte darbe vuran bir durum.
Bir yanda evde hapis gibi kapanmak sonuçta egzersizin-hareketin- azaltılması ve ekran süresinin artırılması , onların hayatlarının erken dönemlerinde uzun vadeli odaklanma şanslarını ellerinden alıyor.
DİJİTAL STRES
Elbette ruh sağlığı da buna bir katman daha ekliyor.
Kaygı, depresyon ve kronik stres halleri, konsantrasyonu neredeyse imkansız hale getiriyor.
Son yıllarda, özellikle sosyal medyaya bağımlı gençler arasında kaygı bozukluklarının belirgin bir şekilde arttığı vurgulanıyor.
Vücudumuzda Kortizol gibi stres hormonları, uzun süre yüksek kaldığında hem hafızayı hem de dikkati olumsuz etkiliyor.
Dijital stresin kaygıyı körüklediği ve ardından konsantrasyon yeteneğimizi daha da zayıflattığı kısır bir döngü.
Tüm bunlar, dikkat krizinin sadece cihazlar veya alışkanlıklarla ilgili olmadığını gösteriyor.
Bedenimize, kültürümüze ve hatta duygularımıza kadar uzanıyor.
İçinde bulunduğumuz ortamlar tarafından an be an şekillendiriliyoruz.
Ve bu şekillendirme, zihnimizin sığ ve dikkatsiz mi yoksa keskin ve düşünceli mi olacağını belirliyor.
Neil Postman diyor ki; "Gördüğümüz şeye dönüşürüz."
Sosyal medyada sonsuz bir kaydırma -bir zamanlar TV’lerde zaplama- görürsek, sığlaşırız.
Zorlu fikirler, anlamlı çalışmalar ve sürekli düşünme görürsek, tekrar düşünceli hale geliriz.
Son söz olarak; Odak noktamız çalınmış gibi görünüyor.
Ama kaybolmadı.
Önümüzdeki görev basit ama kolay değil.
Bütün mesele onu geri almak.
Next