*Batman-Siirt yol güzergahındaki İkiköprü (Aviske) beldesine komşu Uğurca (Xoriğ) köyü, 7-8 yıl önce Suriye’deki iç savaştan kaçan Ezidi ailelerinin sığındıkları yerleşim birimlerinin başını çekiyordu. 5000’i aşkın sığınmacının derme-çatma baraka-konteynırlarda kaldığı o günlere tanıklık yapmıştık…
*Beşiri Ovası’nda eski köylerden biri de Uğurca’dır. Hala kendine özgü kerpiç ve taş evlerin yapısının bozulmadığı Uğurca’nın eskiden günümüze dek gelen ilginç hikayeleri var. En dramatik öykü de Suriye’den kaçıp burada bir süre kalan Ezidi’lerin Avrupa ve diğer ülkelere göçü…
5000’DEN 50 KİŞİ KALDI
15 Mart 2011 Tarihinde Suriye’deki iç savaş patlak verdiğinde, tıpkı şimdi Afganistan’daki göçmenlerin Türkiye’ye akın etmesiyle Suriye’den önce sınıra yakın yerleşim birimdekiler geldi, ardından Ezidi topluluğunun ağırlıklı olduğu Şengal Bölgesi’nden binlerce sığınmacı akın etmişti bölgemize.
Batman, sığınmacılar için ideal yerdi.
Özellikle Ezidiler, Ata topraklarına yıllar sonra geçici de olsa yerleşmenin sevincini yaşamıştı.
Batman’ın Beşiri ilçesinde Ezidi’lerin eski köylerinin hemen hemen tümüne Şengal’deki Ezidiler yerleşmişti.
O zaman Batman Belediyesi başta olmak üzere bazı ilçe ve belde belediyeleri de viraneye dönüşen ve içine girilmeyen evlerin elektriğinden içme suyuna kadar sorunları çözmüştü.
60 ve 100 Yıl öncesinde bu coğrafyada sayıları 10 binlerden söz edilen Ezidi’lerin kaldığı eski köyler tabiri caizse sığınmacılarla dolup taşmıştı.
Buraya gelen sığınmacıların hiç birinin burada ‘kalma’ ya da Suriye’ye dönme gibi bir düşüncesi yoktu.
Kafalarında Kanada, Avustralya ve Avrupa ülkelerine gitmek vardı.
Oğuz (Şımız) Köyünde 85 yaşında konuştuğumuz yaşlı bir Ezidi vatandaşın söyledikleri halen kulağımda;
“Çocukluğum bu köylerde geçti. Sonradan Şengal bölgesine yakınında yerleştiğim köyde 70 yılı geçirdim. DEAŞ korkusundan kendimizi buraya kattık. Benim ve ailemin burada kalma gibi bir düşüncesi yok. Yakınlarımızın çoğunun bulunduğu Avrupa’ya gitmek istiyoruz…”
Aralarında akademisyenler, İngilizce’yi ana dillerinden çok iyi konuşanlar ve sanatçıların da olduğu Üniversiteli gençler de burada kalmayı kafalarının ucunda bile geçirmiyorlardı.
Kimi Birleşmiş Milletlerin kanalıyla kimi ise kaçak yollara Avrupa ve diğer ülkelerin yolunu tuttu.
Sonuçta yaşlı Ezidi’nin dediği çıkmıştı.
Azınlık topluluktan kimse kalmamıştı.
1980 Darbesiyle birlikte buradan yüzlerce kişi nasıl Avrupa’ya gidip dönmediyseler son Ezidi’ler de o yolu takip etti.
KAMPTA YER YOKTU
7-8 Yıl önceydi.
Şengal bölgesinden gelen Ezidiler için Beşiri-Uğurca’da bölgenin büyük sığınmacı kampı oluşturulmuştu.
Gelenek ve göreneklerini en rahat sürdürdükleri Uğurca’da yemekhaneden barınmaya, elektrik sorunundan içme suyuna kadar tüm sorunları çözülen sığınmacıların çocukları için eğitim ve sağlık sorunlarının giderilmesi için de birçok gönüllü seve seve kampın eksikliklerini gidirmişti.
Onları savaş atmosferinden uzaklaştırmak için de müzik dinletileri, doğum günü şölenleri ve özel futbol müsabakalarına dek bir dizi etkinliğin yapıldığı Uğurca kampında; herkes üzerine düşeni yapmıştı.
O dönemler yardım seferberliğinin başlatıldığı Batman’da, belki de ‘dayanışma’nın en güzel örnekleri sunulmuştu.
Hiç unutmuyorum, halen Batman Sebze ve Meyve Hali Komisyoncular Derneği Başkanlığı’nı yürüten Abit Taymur, Mersin’den getirdiği 3 kamyon dolusu sebze ve meyve’yi Yolveren (Çınera) köyündeki Şengalli Ezidi ailelere dağıtmıştı.
Batmanlı kimi esnaf ise kuru gıda kimisi ise giyim yardımıyla sığınmacıların yaralarını sarmaya çalıştı.
Geçmişte bu azınlık topluluğa olan ön yargılar, o dayanışma kültürüyle kırılmıştı bir yerde.
O günler film şeridi gibi gözümün önünden geçiriyor.
Esentepe’deki Belediye’nin eski dinlenme tesisinde de Şengalli Ezidi’ler aylarca barınmıştı. Hatta bazı Batmanlılar, kiraya verdikleri evlerini boşaltıp sığınmacılara tahsis edip savaş mağdurlarının yanında olmuştu.
Uğurca Köyü başta olmak üzere Beşiri’nin köyleri ile Batman merkezinde uzun bir süre kalan o çileli sığınmacıların hikayeleri Batman Çağdaş’ın arşivinde…
O KAMP YOK ARTIK
Dün yolumuzun düştüğü Uğurca Köyündeydik.
Kampın daha önce kurulduğu ilkokul çevresindeki o derme-çatma barınak ve konteynırların hiçbir yoktu.
Eğitim ve sağlık sorunlarının karşılandığı okulun çevresindeki binalarda in-cin top oynuyordu.
Uğurca Muhtarı Erhan Tağay konuşuyordu:
“Kampta kimse kalmadı. Köyümüzde boş evlere yerleşen 19 Ailenin nüfusu 60’a yakın. Bu ailelerin de yarısı vize aldı. Korona salgını biterse, bu aileler de vize aldıkları ülkelere gidecek. Köyümüzde kalan bu ailelere halen yardımseverler üzerine düşeni yapıp ihtiyaçlarını karşılıyor.”
Kampın bitişiğindeki evde oturan 40 yaşındaki Hacı Avun Murat El Nasuh’la ayak üstü sohbet ediyoruz.
Eşiyle birlikte tek başına Uğurca’da yaşayan Nasuh, Avustralya’dan vize aldığını söylüyor ve ekliyor; “3.5 Yıldır buradayım. Batman, Beşiri, İkiköprü ve Uğurca Köyünde iyilik gördük. Burada çok memnunuz. Allah razı olsun, halen yardım yapanlar var. Ancak kayınpederim ve yakınlarımın tamamı Avustralya’da. Tek başıma burada yapamam. Korona salgını olmamış olsaydı, ben de gitmiştim. Geride bıraktığımız topraklara dönüşümüz artık çok zor…”
Kampın bulunduğu alandan çıkarken, kerpiç evde oturan ve ailesinin geçimini kümes tavuğuyla sağlayan 5 çocuk babası Bereket Xanım’ın gözü de Avrupa’dan gelecek davetiyedeydi.
İlginç hikayelerin yaşandığı o kamptan şimdi de eser yok.
Sığınmacıların sadece izlerinin kaldığı Uğurca Köyü’nün dili olsa da o çile dolu günleri anlatabilse…
Uğurca Köyü, 19 Ailenin ayrılmasıyla eski ‘Sessiz’ ortama dönüşecek gibi…
Sağlıkla kalın…
Next