Kasım ayı Batman'ın kırsalı için yalnızca sonbaharın habercisi değil. Özellikle kırsal alanda sonbaharın estiği rüzgarları iyice hissetmek mümkün. Dicle, Raman ile Mava Dağı'nı birbirinden ayırıyor. Mava Dağı, tamamen meşe ağaçlarıyla büyük bir ormanı andırıyor. Yıllarca bu dağa çıkmak, bu dağın eteklerinde ve zirvesinde yaşayanlar için zorlu bir süreçti. 1.5Yıldır rahat ortamın oluştuğu Mava, Kasım’da bir başka güzel…
Batman köylerine hakim olan kerpiç yapılar; Hasankeyf ve Gercüş ilçelerinin tarafına gidildikçe; taş yapılara dönüştüğünü görüyoruz. Bu bölgede gördüğümüz taş yapılar, Süryani ustaların sanatsal yapılarının aksine kendine özgü mimari yaratmış olmasıdır…
MAVA, BATMAN’A YAKINLAŞTI
Coğrafyamız birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, onları konuk etmiş.
Her yazıda bu konukluğun izlerini görüyoruz.
Coğrafyamızı yazarken; yöremizi, toprağımızı tanıtmayı ve görünür kılmayı ihmal ettiğimizi üzülerek belirtmeliyiz.
Oysa bizi doğayla bütünleştirecek, bizi tarihsel köklerimizle yakınlaştıracak, mimari ve tarihsel mekanları görmezden gelerek başka konulara odaklanıyoruz.
Ilısu Barajı, Mava Dağı’nın şehrimizle birlikte anılmasını sağladı.
Önceleri Mava Dağı ve çevresindeki hiçbir köyü ve mekanı bilmiyor, doğasının o kadar muhteşem olduğunu bile bilmiyorduk.
Ilısu Baraj suları tüm çevreyi büyük ve uzun bir göle çevirdikten sonra tekne gezintileriyle bu bölgeyi keşfetmeye, turistik geziler organize edilmeye başlandı. Böylece Mava Dağı ve çevresi Batman’a yakınlaştı. Tabi her yakınlaşma, kendiyle birlikte sosyal ağılarını da örmeye başlar.
Daha önceleri birkaç yılda bir gittiğimiz, gidebildiğimiz o bölgeye son bir ayda 2 veya 3 defa gider olduk.
Ve yöre halkıyla tanışıp Batman’la ilişkilerini sıklaştırmaya çalıştık.
TAŞ MİMARİDE FARKINDALIK
Topraklarımızın en önemli tarihsel özelliği; tarım, sosyoloji ve yapılarının değişmez olmasıdır.
Batman köylerine hakim olan kerpiç yapı ve konaklar; Hasankeyf ve Gercüş tarafına gidildikçe taş yapılara dönüştüğünü görüyoruz.
Bu bölgede gördüğümüz taş yapılar, Süryani ustaların sanatsal yapılarının aksine, kendine özgü bir mimari yaratmış olmasıdır.
Bu yapıları ilk gördüğümüzde; taş mimari de Kürt elinin değdiğini hissettik.
Çünkü bu taş yapılarda estetik güzellik yerine; ciddi koruma kriterleri göz önünde tutulduğu hemen göze çarpıyor.
Coğrafyamızın tarım özelliği ovalarda hububat, engebeli arazilerde; Nar, erik, üzüm ve incir hemen göze çarpar. O yüzden bu tarım ürünleri de bize ait olan ürünler olmuş.
Tabii sosyolojik olarak bölgemizde hakim olan sıcaklık ve sıcak konukseverlik her yere sızdığı için ‘Mava Dağı’ ve çevresi de bu güzelliği taşıyan insanlarla dolu olduğunu ekleyelim.
Tarih anlatıları bir bütünü kapsamalıdır.
Çünkü tarih; sadece insanların hareketlenmeleri, savaş, yenilgi ve zafer anlatısı değildir.
Tarih, tarımdır, sosyolojidir, mekanlardır.

GAZİLER-GÜHARE KÖYÜ
Hafta sonu, ‘Kara altın’ın yayıldığı Gaziler-Gühare köyü ve çevresindeki yerleşim birimlerindeydik.
Gaziler'in bir diğer Kürtçe ismi Gühare… Yani dağın eteğinde bir küpeyi çağrıştıran bu yerleşim yerinin tarihi 300 yıla dayanıyor.
Efsanelere göre; dağın eteğindeki yerleşim birimlerinde oturanların hayalini süsleyen, o yeşil ormanı andıran ormanlık alanın içindeki taş konaklarda yaşamlarını sürdürmekti.
Sadece Gaziler'de değil, yanı başındaki Kayıklı-Mehina, Kelekçi ve Palamut köylerinde de ayaküstü sohbetlerimiz oldu köy sakinleriyle.
Kelekçi köyünde oturan 80 yaşındaki Kazım Ay, Ilısu Baraj Gölü su tutmadan önce Botan Çayı ile Dicle Nehri'nin kesiştiği bölgedeki köylerinin; tamamen su altında kaldığını söylüyordu bize.
O zorlu coğrafyada çile çekenlerden biri de Kelekçi köyünden Kazım Ay’dı.
Ilısu Baraj Gölü havzasına yakın bir bölgede iki katlı ev yapan Ay, geçmişte yaşadıklarını anlatırken; yüz ifadesi değişiyordu.
Ulaşımlarını sağlamak için komşu köylere gitmek için satın aldıkları tekne hikayesini anlatmadan edemiyordu bize Kazım Ay;
“6-7 Yıl öncesine kadar Siirt'e bağlıydık. Gördüğünüz zorlu coğrafyada hiçbir zaman sıkıntılardan kaçmadık. Doğup büyüdüğümüz köyümüze sahip çıktık ama birçok badireden geçtik. Hak etmediğimiz uygulamalarla karşılaştık. 1.5 Yıldır rahat bir ortamdan geçiyoruz. Ki bu rahatlığın tarifi bizce yoktur.”
12 Çocuk babası 80 yaşındaki Ay, köyünden kopmamış. Kısa bir süre için Siirt'te kalmış, ardından köyüne dönüş yapmış. Ay; “Biz Siirtli değiliz, Batmanlıyız” diyor.

ZAMANA MEYDAN OKUYAN TAŞ EVLER
Kürtçe ‘Gühare’ olarak bilinen Gaziler köyü, son günlerde kara altının bulunmasıyla gündemde.
Son iki yıldır yeni süreçle birlikte tersine dönüş de başlamış köye.
Son seçimlerde muhtarlığa seçilen Abdullah Yıldız, köyün ayağa kalktığını söylüyor.
Taş evlerinin bulunduğu sokaklar sessiz.
Bir zamanlar taş konaklarının olduğu sokaklardan geçiyoruz.
Yabani otların içinde yetiştiği taş evler birer sanat eseri gibi.
YABAN HAYVANLARININ YUVASI
Mava Dağı tamamen meşelerden oluşuyor.
Keklikten tavşana, tilkiden ayıya varana kadar sayısız yaban hayvanının yuvası olan Mava Dağı, doğal güzellikleriyle keşfedilmeyi bekliyor.
Muhtar Abdullah Yıldız, anlamlı bir mesaj veriyor:
“Bizim anlayışımız nettir. Doğduğumuz yere vefa göstermek, doyduğumuz yere hizmet etmek, köyümüze, kültürümüze sahip çıkarken, ortak değerlerimiz etrafında kenetleniyoruz. 33 Yıl önce ailelerimizin koptuğu köyümüze tekrar geldik.”
Özetle, işte şehirlerin değerlerine sahip çıkmak, kültürlerini unutmamak ve gelecek nesillere güçlü bir tarih bilinci bırakmak hepimizin ortak görüşüdür.
Sağlıkla kalın, Batman Çağdaş'la kalın…
Next