Türkiye’de Kürt sorununu çözümü için diyalog sürecinin başlatılması talebi, ülkede yaşayan ve aklıselim düşünen bütün vatandaşlar gibi bizim de talebimizdir ve başından beri de savuna geldiğimiz bir durumdur.
Yaklaşık Yirmi yıllık yazım hayatımızda hep bu çerçevede düşündük ve düşüncelerimizi aktarmaya çabaladık.
1990 tarihinden bu yana Kürtlerin hak taleplerinden kaynaklanan sorunun takip edenleri arasında bulunmaktayız. Kürtlerin siyasal parti düzeyinde örgütlenmelerinin başlangıcı olan HEP’in kuruluş sürecinden bu yana da bu geleneğin siyasal aktivitelerini yakından takip ediyoruz.
Yöneticilerinin tek tek öldürüldüğü, tutuklandığı, sürüldüğü, aç, perişan ve siyaset yasağına maruz bırakıldığı 1991 tarihinden bu yana Kürt siyasal hareketi Kürt sorununa duyarlılığı ön planda tutan tek parti olmuştur. Her koşul ve şart altında imkânları ölçüsünde soruna olan duyarlılığını ve sahiplenmesini sürdürmüştür. Bu sahiplenme öylesine güçlü olmuştur ki Türkiye partisi olan bu partiler Kürt partisi olma özelliğini kazanmıştır. Bölgede birinci parti olmuştur. Yaşanan bu dönemde elbette eksik, yanlış, katılmadığımız karar ve hareketleri de olmuştur. Ancak bütün bu eksiklikleri ne halkın ne de bölgede yaşayan aydın ve yazarların onların dışlanmasına neden olmamıştır.
HEP geleneğinden gelen siyasi anlayışa bin bir türlü eleştiri getirmek mümkündür. Yetmezlikleri, kara verme süreçlerinde tabanın istemlerinin dışında atamalarda bulunmaları, Halka öncülük konusunda yetersiz kaldıkları dönemlerde olmuştur denilse hak vermek mümkündür.
Ancak, hiçbir birey veya zümre Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Bu siyasi geleneğin Kürtleri temsil etmediğini söyleyemez ve söylememelidir. Çünkü bu söylem doğru bir söylem olmaz.
Evet, bütün Kürtler bu siyasal partinin görüşlerine tamamen katılmıyor olabilirler. Kürtler adına hareket eden başka siyasal partiler de bulunmaktadır. Bunların da bu süreçte elbette emekleri bulunmaktadır ve saygındırlar ama kabul etmek gerekmektedir ki Kürtlerden alabildikleri destek parti yönetim kadrolarının sayısını azbuçuk geçebilmektedir. Kendilerini halka kabul ettirme olanağını ve yeteneğini gösterme konusunda sıkıntılar yaşamışlardır.
Kürtlerin eşit vatandaşlık kavramı ile somutlaşan hak arama mücadeleleri sürecinde ortaya çıkan acı faturayı herkes bilmektedir. Bunun için tabloyu tekrar etmenin bir manası yok ancak bu süreçte yaşanan 40 bin can kaybının,300 milyar dolarlık maddi kaybın değil bir bölgeyi bir ülkeyi yeniden inşa etmek için yeterli olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bu duruma rağmen Kürt siyasi hareketini destekleyen siyasal geleneğin sürekli güç kazandığını belirtmek yanlış bir tespit olmaz diye düşünüyoruz.
Bu belirlemeden sonra gelelim Kürt zübükzadeleri meselesine. 1990 tarihinden bu yana yaşanan süreçte sesiz kalmayı ilkesel olarak başarı gören, ortamın sıcaklığına dayanamayıp bölge dışındaki serin köşeleri tercih eden, yazılarını, kitaplarını, siyasal çalışmalarını ateşin yaktığı yerden değil de komşu evlerden seyrederek yazan, zaman zaman parmaklarını yanaştırıp ateşin sıcaklığına dayanamayarak ortamdan çekilen zatı muhteremlerin Televizyon ekranlarına çıkıp iktidar kralcılığı yapmaları, bütün baskılara rağmen Kürtlerden iki milyonun üzerinde oy alan bir siyasal ekolü Kürtlerin temsilcisi olarak görmediklerini veya bütün Kürtleri temsil etmediklerini ısrarla tekrarlamaları resmen zübükzadeliktir. Bu durum kişinin kendini inkârıdır da aynı zamanda. Kürt olduklarını belirten, eleştirdikleri siyasal partinin yönetim kadrolarına girmekten bir sakınca görmeyen ama isteklerine kavuşamayınca ortamı terk eden, sonra Başbakanın siyasi savunmaya ihtiyacı varmış gibi Televizyon, Televizyon dolaşıp kendini milletin gözünden düşürmeyi marifet sayan bu zatı muhteremlerin düştükleri durum sağlıklı bir durum değildir.
Bu tiplerin yaşamın değişik kategorilerinde var oldukları herkesçe biline bir gerçektir. Rahmetli Kemal Sunal’ın Zübükzade tanımlaması ile filme çektiği bu durum bu ara Kürt sorununun tartışma platformlarında da sıkçı rastlanmaktadır.
Dönem zübükzadelik dönemi değil halk temsilcilerini, halkın sorunlarına duyarlılık gösterip acılarını paylaşanlara haklarını teslim etme dönemidir. Eleştiriler elbette yapılabilir ama eleştiri yapabilmek ayır bir şey, zübükzadelik yapmak ayrıbirşedir.