Kurak geçen bir ilkbahardan sonra sıcak yaz günlerine merhaba demek üzereyiz. Her mevsimin kendine has güzellikleri ve sıkıntıları vardır. Bu sıkıntıları yaşamak bazen insana keyif verirken bazen de hayatı işkenceye dönüştürebilmektedir.
Batman´ın yaz ayları da kendine hastır. Yazın herkes sığınacak bir gölge, hafta sonunu geçireceği seri bir mekân arar, lakin Batman´da bunu bulabilmek gerçekten zor. Batmanlıların hafta sonu gidebilecekleri yerlerin sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. Nedense bu şehirde mesire yerleri yapma kültürü bir türlü yerleşmez. Gidilebilecek yerlerde ise insanlar yer kapma yarışına girerler. Başka şehirlerdeki piknik alanlarını ve mesire yerlerini görünce bakıp “yazık” demekten kendimizi alamıyoruz.
Oysa çalışan insanların dinlenmeye ve aileleriyle farklı ortamlarda güzel vakit geçirmeye ihtiyaçları var. Yazın şehrin kavurucu ve bunaltan sıcaklığından kaçıp kurtulmak insanı rahatlatır, stresten uzaklaştırır. Özellikle çocuklarımızın toprakla buluşmaya, doğayla baş başa kalmalarına o kadar ihtiyaçları var ki…
Gelelim Batman´da yaz aylarını çekilmez kılan ikinci soruna. Tahmin ettiğiniz gibi bu sorun bir türlü kurtulmadığımız tozdur. Kış aylarında çamur olarak karşımıza çıkan toprak artıkları, yazın cadde kenarlarında biriken, asfaltsız veya asfaltı bozuk alanlardan arabaların geçişiyle ya da rüzgârın esmesiyle adeta şahlanarak üzerimize toz olarak yapışır. Yapışır ne kelime ağzımıza, saçımıza ve gözümüze doluşur. Hele bir de terliyseniz, o gün size piyango vurmuş kadar sevinebilirsiniz.
Bu arada bina üstüne bina kurmayı pek seven halkımızın inşaat kumlarını cadde kenarlarında bırakmaları ve bu kumların rüzgârla buluşmasıyla ortaya çıkan manzara resmedilirse eminim bu manzarayı çizecek ressamımıza uluslar arası ödül bile kazandırır. Bu ne vurdumduymazlıktır ki, inşaat kumları cadde kenarlarında serbestçe bırakılır ve hiç kimse buna ses çıkarmaz?
Bir de tozlu caddeleri sulayarak tozu alt etme hastalığımız vardır. Tonlarca suyu boş yere yerlere dökeriz de toz dolu alanları fırça ile süpürmeyi aklımıza getirmeyiz. Oysa o su kuruyunca o iflah olmaz tozlar tekrar bizlere merhaba diyecek.
Ve bitmez tükenmez renkleriyle caddelerimizi süsleyen poşetlerimiz. Ne kadar çok alışverişi sevdiğimiz çevreye sorumsuzca attığımız poşetlerden anlaşılıyor. En ufak şiddetli bir fırtınada havada uçuşan poşetleri sayarsanız ve saydığınız poşet kadar para alırsanız kısa yoldan zengin bile olursunuz. Renk renk, boy boy poşetler. Elimde imkan olsa poşetleri marketlerde para ile verirdim. Yani alışveriş yapanlardan az da olsa poşet parası alırdım . Ne mi olur du? O zaman herkes evinden büyük bir file getirir eşyalarını o fileye bırakırdı. Fazla poşet israfı olmazdı, aynı zamanda çevre daha temiz kalırdı, toprak ve su kaynaklarımız bu kadar kirlenmezdi.
Fazla uzaklara değil, çok yakın sayılan Diyarbakır´a, Şanlıurfa´ya gidin. Ne yerde bir toz olabilecek toprak artığı, ne bir poşet, ne bir kağıt ve ne de kirli sokak görürsünüz. Bizim insanımızın nesi eksik? Neden bu haldeyiz? Neden bir türlü temizliği kültür olarak benimseyip içselleştiremiyoruz? Neden elimizdeki çöpü rahatlıkla yol ortasına atıp geçip gidebiliyoruz? Neden bizim cadde ve sokaklarımız bu şehirlerin cadde ve sokakları kadar temiz değil? Neden, neden?
Son çağrımızı da Belediye´ye yapalım. Çevre temizliğine ilişkin denetimlerinizin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz? Cadde ve sokakları insafsızca kazıp veya inşaat yapıp artıkları cadde kenarlarında bırakanlar hakkında ne yapıyorsunuz? Apartmanlarını ve dükkânlarını yıkadıkları suları cömertçe caddelere salanlar için bir yaptırımınız var mı? Ya da temizliği Batman´ın geneline yaymak için çalışmalarınız hangi düzeyde? Sadece kampanyaları başlatmakla bu iş çözülebilir mi? Belediyeye ait çöp bidonları bile poşetsiz ise halktan çöpünü poşete koymasını nasıl bekleyeceğiz?
Sizden en kutsal bildiğiniz değerler adına rica ediyorum. Batmanımızın temiz olması ve temiz kalması için biraz daha gayret gösterelim. Gelecek neslimize temiz ve yaşanabilir bir çevre bırakalım.
Next