Demokratik ülkelerin olmazsa olmaz unsurlarından biriside şüphesiz sivil toplum kuruluşlarının ya da örgütlerinin varlığıdır.
Yönetim erkini kimseyle paylaşmak istemeyen düzenler dışında kalan yerlerde sivil toplum kurumları ya da kısaca STK´lar aslında yönetim ve idarecilere yön göstermesi açısından çok önem arz etmektedir.
Toplumun ne düşündüğünü, Ne talep ettiğini, nasıl ve hangi öncelikle istediklerini, uzlaşı kültürü ile nasıl yoğrulduklarını in iyi STK´lar aracılığı ile öğrenme fırsatı bulunmaktadır.
STK´lar aslında işlevlerini gerçekleştirirken demokratikleşme ve hoşgörü kültürünü de beraberlerinde getirmektedirler.
Ülkemizde de bu kültürün yavaş yavaş oturuyor olması bizleri sevindirmektedir. Hele hele son dönemlerde ülke sorunlarının siyasi partiler kadar STK´lar tarafından da gündeme getirilmesi ve tartıştırılması bu anlamda önemlidir.
Bu alanda iki örnekle konuyu somutlaşmaya çalışalım. Bilindiği üzere İnsan Hakları Derneği son bir yılı aşkındır büyük bir duyarlılıkla kayıplar konusunu işlemektedir. Geçen haftasonu yapılan açıklamada kayıplarla birlikte ülke gündemindeki sorunlara karşı da duyarlılık çağrısı yapıldı.
“Gelişen olaylara seyirci kalarak, sorunların çözümlenemeyeceği, yok denince sorunların yok olmadığını Samsunda, Kayseri´de atılan yumruklardan da çok iyi bir şekilde anlaşılmaktadır.
Demokratikleşme yolunda atılması gereken adımlarda sergilenen gevşeklik toplumdaki sorunların çözümlenmesi umudunu endişeye bırakmaya başlamıştır.
Toplumun en temel ihtiyacı haline gelen uzlaşı ve diyalog kültürü yerine şiddete bırakmaya, ayrışmalar yaratmaya bırakmıştır. Bu durum şiddetten başka yöntem düşünmeyenlerin iştahlarını kabartmaktadır.
Dünyada tek çocuk bayramı olan ülkede “Berivanlara özgürlük kampanyaları” düzenlenmektedir. Bu çelişkiler derhal ortadan kaldırılmalıdır.
Anayasa değişikliği konusunda parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin takındıkları tavırları demokratik uzlaşı ve diyalog kültürü ile bağdaştırmak mümkün değildir. Cezaevlerindeki uygulamalar konusunda daha evvel de yöneticileri ve toplumu duyarlılığa davet etmiştik. Ölümü bekleyen ellinin üzerindeki tutsağın serbest bırakılması beklenirken cezaevlerinde ölümlü işkence haberlerinin geldiği düzey, parlamentonun olaya el atmasını zorunlu hale getirmiştir.
14 Nisanda başlayan ve dört ayı aşkın bir süredir Belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu yüzlerce siyasetçinin tutuklanması ve yargı önüne çıkarılmaması endişe ile izlenen bir gelişme olmaya devam etmektedir. Siyasi partilerin önüne kurşun bırakılması, kurşunlanması ve tehdit edilmesi ise demokratik süreci baltalayıcı gelişmeler olarak görülmektedir.”
Geçen hafta Toplum Der genel Merkezinden de bir basın açıklaması aldık. Toplum Der genel merkezi de son günlerdeki olayları bir merkezden önlendirilen ve provokatif amaçlı eylemler olduğunu vurgulamakta ve toplumsal duyarlılık daveti yapmaktaydı.
Her iki sivil toplum örgütü ayrı kulvarlarda mücadelelerine sürdürürken ülke sorunlarındaki gelişmeler karşısında neredeyse ortak sayılabilecek görüşlerle toplumun önüne çıkmaktadırlar. Aynı duyarlılığın parlamentoda bulunan siyasi patiler tarafından sergilenememesi STK´ların önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Uzlaşıyı siyasi partiler gerçekleştirmiyorsa toplumsal mutabakat çalışmasındaki yük STK´lar üzerinden yürütülmelidir. Bunu içinde harekete geçilmelidir.
Next