Türkiye’deki hapishanelerin doluluk oranları kapasitelerinin iki katından fazla ve tutuklamalar aralıksız bir şekilde sürmektedir.
Her şeyin bir hesabı ve kitabı olduğuna göre bu artışın nedeni suç işleme oranlarının gittikçe artması mı, yasaların suç saydığı alanların fazlalaşması mı, yasaların gelişmeler karşısında dar kalması mı veya başka nedenlerle mi alakalı bunun bir gözden geçirilmesi gerekir.
Bu genellemenin yanında bir de ilimizdeki son duruma bakmamız gerekmektedir. 15 Martta kurulan ‘demokratik çözüm ve barış çadırlarının’ etkinlikleri sonucunda parti yetkililerinin basına yansıyan açıklamalarına göre 900 civarında bizim tespitlerimize göre ise en az iki yüz insan gözaltına alınmış bir o kadar insan yaralanmış ve onlarca insan tutuklanmıştır. Bu kapsamda tutuklanan insanların sayısı otuzun üzerinde ve her geçen gün artmaktadır.
Sorunun kaynağı artık tüm toplumsal katmanlar tarafından net olarak bilinmektedir.
Bu nedenle sorunu kaynağı konusunda artık yazı yazmaktan usandığımızı belirtirsek yanlış bir aktarmada bulunmuş olmayız. Ancak asıl olan şey, bizim yazmaktan bile usandığımız konuda yetkililerin çözümsüzlükteki ısrarlarıdır.
Sokaktaki vatandaşla, bürodaki memurla, çarşıdaki esnafla, yöneticilerle tek tek yaptığımız görüşmelerde bu sorunu bu şekilde çözümlenemeyeceği ifade edilmesine rağmen uygulamada tespit edilen doğrular doğrultusunda kararlar alınamaması işi içinden çıkılmaz bir hale sokmaktadır.
Geçen gün yapılan etkinlikler ile etkinliklere müdahale yöntemleri konusundaki görüşlerimizi siz değerli okurlar ve kamuoyuyla paylaşmıştık. Tüm kesimlerden olumlu yansımalar geldiğini belirmem gerekmektedir. Polise de eylemcisi de dışardan izleyeni de farklı düşüncede değildi ancak aynı düşüncelerin karşı karşıya kalındığında kararlara ve hareketlere yansımaması hala doğruluğunu kabul ettiğimiz gerçekleri bile sindiremediğimizi göstermektedir.
Aynı süreç ve konu tutuklama furyası açısından da gündemdedir. Son olarak basına yansıyan haberde de gördük ki cezaevinde yer kalmadığı için tutuklananların bir bölümü Siirt cezaevine nakledilmektedir. Bu nakillerin çoğunluğu mağduriyete neden olmaktadır. Özellikle cezaevinde yaptıkları eylemler nedeniyle cezalandırma ve koşulları zorlaştırma adına yer değişikliklerinin yapıldığı yönünde de cezaevinde yatan insanların aileleri tarafından İnsan Hakları Derneğine yapılan başvurular bulunmaktadır. Cezaevinde bu kadar sıkıntı varken ve 360 kişilik kapasiteye karşın 500’ün üzerinde tutuklu ve hükümlüye rağmen hala siyasal gerekçeli tutuklamaların yapılmasında nasıl bir algılama yaşandığı da merak edilmesi gereken bir durumdur.
Cezaevlerine atılan insanlara yatacak yer bile bulunmadığı halde insanların tutuklanmasına devam edilmesi karşısında bu cezaevlerinden sorumlu olan yetkililerden ses çıkmaması insanı farklı düşüncelere ve kuşkulara yöneltmez mi?
Burada işin iktidardan azade olamayacağı açık bir şekilde görünmektedir. Bu tutuklamaların büyük bir bölümü bu iktidar zamanında yapılan yasalar ve yasa değişiklikleri sonucunda meydana gelmiştir. Bu düzenlemeler sayesinde cezaevleri artık tutuklular ve hükümlüler için ceza infaz merkezleri yerine toplama kamplarına dönüşmektedir. Bu durum karşısında her halde sabit delillerle karşısına gelen ve tutuklanması talep edilen insanlar konusunda verdikleri kararlar nedeniyle hâkimleri eleştirmek yerine yasaları bu haliyle sürdürmekte olan ve yasama organında çoğunluğa sahip olan iktidarı eleştirmek daha yerinde bir yaklaşım olacaktır.
Savcılık ve kolluk kuvvetlerinin de tutuklanan insan sayısını fazla olmasının bu ülkenin çıkarlarına hizmet eden bir istatistikî durum yaratmadığı konusunda bir sonuca ulaşmaları gerekir. Kaldı ki hem evrensel hukuk normları hem de insan hakları açısından artık bu konuların ele alınması gerektiği konusunda bir fikir birliği oluşmuştur. Bu yaklaşım mantığı ile ülke yarı açık cezaevine dönüşmüş bir algılama ve ceza infaz kurumları da insanların standart dışı yaşamak zorunda bırakıldıkları toplama merkezlerine dönüşmüştür. Ya cezaevlerini artırmak ya da bu yasaları değiştirmekten başka çare kalmamıştır. Toplumsal talepler konusunda çözüm bulma yerine cezaevi sayısını artıran yönetimlerin ne isimle tanımlandıklarını hepimiz bilmekteyiz. Düzenledikleri yasalarla yaşamı vatandaşları için çekilmez kılan yönetimlerin de bundan farksız olmadıklarını belirtmek gerekir.
Dolayısıyla barındırma imkânına sahip olunmadığı halde tutuklamaların kararlılıkla sürdürülmesi yararlı bir karar değildir. Kamuoyu vicdanında da bu durum adaletin yerini bulması olarak algılanmamaktadır.
Next