Bir toplumda, toplumu oluşturan bireylerin tamamının veya bir bölümünün farklı düşünceye sahip olması toplumsal zenginlik göstergesidir. Demokratik toplumun temel kurullarından biriside şüphesiz farklı düşünceye sahip olan bireylerin veya grupların kendi düşünsel yapıları ile kendilerini korumaları ve toplumsal dinamik içerisinde yere almalarıdır. Demokratik devlette azınlıkta kalan bireylere ve düşünceler gerekli olan durumlarda devlet tarafından doğrudan korunur.
Dikta rejimlerde bunun böyle olmadığını veya olamayacağını söylemeye gerek yok elbette.
Toplum katmanlarının birbiriyle olan ilişkilerinin düzeyi ve dozajı o toplumu yöneten yöneticilerin tavırlarından direkt olarak etkilenir.
Yöneticiler birbirilerine karşı ne kadar samimi ve yakın dururlarsa o toplumun bireyleri de onları izlerler ve düşünsel ya da fiziki mesafe veya farklılıkları en aza indirgemeye çabalarlar.
Toplumu temsil eden yöneticilerin farklı düşüncelerini veya konumlarını belirtir veya belirlerken diğer tarafa hangi argüman ve yöntemlerle yaklaşırlarsa onları örnek alan veya aynı yolda olan diğer bireyler de bundan etkilenir ve kendilerine öyle bir tavır geliştirirler.
Bu gerçeklikten yola çıktığımız zaman toplumu temsil eden yöneticilerin, toplumun ifade birliktelikleri olan Sivil toplum kurumlarının liderlerinin tavır ve davranışları. Birbirilerine olan ilgileri toplumun uzlaşı veya uzlaşmazlığında önemli rol almakta ve belirleyici olmaktadır.
Konu devlet bürokrasisi ve sivil toplum uzlaşısı meselesine geldiğinde bu konu daha da büyük bir öneme haiz olmaya başlar. Çünkü bu durumda devlet bürokrasisi birden devlet erkinin temsilcisi konumuna geçerler. Birey veya örgütlü toplum devlet bürokrasisi şahsinde kendisine biçilen değere göre konumlanır.
Devletin valisinden, devletin müdüründen, devletin memurundan, devletin kurumundan gördüğü ilgi onunla devlet arasında ki ilişkide belirleyici olur. Bu ilişki seviyesi bireyi veya toplumsal katmanı kendi dışında görüyor veya ortaya çıkan imaj bunu destekliyorsa o zaman birey veya katman devletten uzaklaşır. Devlet ile olan diyalogunu keser ve kendisine yeni bir örgütlenme tarzı ile yön vermeye çalışır.
Gönüllü birliktelik ve diyalog ortadan kalkar ve her şey kanun, kural, güç, şiddet, korku, güvensizlik üzerine gelişir.
Birey devlet ilişkisinde birey devletin devlet bireyin temsilcisi veya mensubu olurken ilişki sevgi yerine zora dayanır.
Birey kendisine yeni bir liderlik bulur. Devletin temsilcisi ile bireyin temsilcisi birbirine kem gözlerle bakmaya başlar. Devlet zorbalaşır bireyi güvensizlik abidesi olur. Ve her şey karman çorman oluverir.
Bu aşamadan sonra artık bireyin temsilcisi olan liderler ile devletin temsilcisi olan bürokrasi veya liderler arasında bir zıtlaşma başlar ve bu toplumsal gerginliğe dönüşür.
Bu hale gelen ilişkiler düzeninde yöneticilerin toplumsal uzlaşıdaki rolleri de önemli hale gelir.
Örnek olarak ilimizde Belediye Başkanı ile ilin valisi arasındaki ilişkiyi gösterebiliriz. Kentin yöneticileri olarak bu iki kurumun başında bulunan insanların birbirlerine karşı olan niyetleri toplumdaki gerginlik üzerinde bire bir rol oynar. Vali Belediye başkanını dışlarsa halk kendi seçtiği başkanının dışlanmasını hoş görmez ve kendini uzak tutar. Vali Belediye başkanı ile iyi diyalog içerisinde olursa o zaman halk bu sıcak ilişkiye güvenerek sorunlarını ve sorumlularını daha iyi algılamaya başlar ve çözüm talepli olarak daha rahat kapılarını çalmaya başlar.
Geçen gün Valimiz Ahmet Turhan nezaket ziyareti amacı ile Belediye Başkan vekilimizi ziyaret etti. Ziyaret bütün yerel basında manşetten verildi. Yapılan vatandaşın da arzuladığı bir hareketti.
Bu nedenle hep iddia ettiğimiz ve söylediğimiz gibi ilin yöneticileri birbirleri ile diyalog içerisinde olmalıdırlar. Bunun toplumsa uzlaşı konusunda çok önemli olduğu artık herkes tarafından görülmektedir.
Next