Barışın savaşmaktan zor olduğunu söyleyenler ne kadar da isabetli bir belirleme yapmışlar. Türkiye’de inkârcılık siyaseti üzerinde palazlananlar bu zihniyetin kaybettiğini gördükçe silaha sarılmaktan, öldürmekten, yakıp yıkmaktan, birbirine düşürmekten tek bir adım geri durmuyorlar.
Sorunların çözümüne ne zaman bir adım kalmaya başlasa ve bir çözüm umudu doğsa birilerinin ortalığı karıştırdığına şahit olmak artık sıradanlaştı. Bu ülkede bu gerçeği görmeyen kimse kalmadığı halde bu kısır döngüye ses çıkaranların olmayışı acı bir tablo olarak önümüzde duruyor.
12 Haziranda yapılacak olan genel seçimlerin sükûnet içerisinde yapılması için yapılan ateşkes çağrıları olumlu karşılanmış ve bir umutvari beklenti hâsıl olmuştu. Ne yazık ki birileri şişkin duran balona iğne batırmayı meziyet saydı yine.
Sürecin zora sokmak adına hareket geçenler bu amaçlarına ulaşmak için ne yazık ki yine ölüm yolunu seçmeyi ihmal etmediler. Açıktır ki bir yerler çatışmasızlık ortamından rahatsızlık duymaktadırlar. Silahların patlamadığı bir dönemde bile günde bir milyon dolarlık istihbarat sağladığını söyleyenlerin bunu neye karşılık yaptıklarını sormak gerekiyor?
Bizi asıl sıkıntıya sokan ve rahatsız eden birilerini ortayı karıştırmasından ziyade karışıklıktan kesinlikle kazançlı çıkmayacaklarını bilen tarafların da bu gerçeği bile bile “lades” demeleridir.
Kastamonu’da eylem yapıp eskortu vurduktan sonra geri çekilmekteki mesaj neye yönelik ve nasıl algılanmalıydı?
Silopi’deki polis noktası eylemi nasıl değerlendirilmeli?
Hatay’da düzenlenen operasyon neye hizmet etti?
Şırnak ta gerçekleştirilen ve 12 PKK mensubunun öldürülmesi ile sonuçlanan olayda cesetlerin bir kısmının sınır ötesinde bulunması nasıl açıklanmalı?
Bütün bunlar alt alta konulduğunda bu silahlı eylemlerin çözüm sürecine katkı sunduğunu söylemek mümkün müdür?
En az bu eylemler kadar tehlikeli olan yüksekova’daki olayı da sürece eklemek gerekmektedir.
Beklentilerin 15 Hazirana kadar somutlaşması beklenirken, 12 Hazirandaki sonuçları ile ilgili sonuçlar netleşmemişken yapılan bu operasyonları iyi niyetle algılamak mümkün müdür?
Dikkatle incelemek gerekiyor, adı geçen eylemlerin tamamı ölümle sonuçlandırılan eylemler. Yani eylemi gerçekleştiren zihniyetin lamı cimi yok. Ölümden gayri dil kullanmıyor.
Bu eylemlerden sonra yine ocaklar söndü. Yine anaların yüreği yandı. Yine ateş düştüğü yeri yaktı ama yakılan ve yanan ateş etrafı tutuşturmakta.
Tahlilleri iyi yapmak lazım. Yanlış beraberinde yıkımı getirmeye yöneliyor. Bu iş kan davasına dönüştürülecek bir boyutta ele alınamaz. Sorun intikam duyguları ile çözümlenecek boyutta bir sorun olmaktan da çıkmıştır.
Kürt sorununun çözümü siyasal mekanizmanın devreye alınması ile mümkün olacaktır. Silahlı mücadele taktiğinin her türlüsü denenmiştir ve sonuç ortadır. Bu filmi tekrar izletmenin, bir o kadar daha can almanın anlamı yoktur. Bu mantık süreci zora sokan bir mantıktır ve yanlıştır.
Taraflar netleşmiştir ve bu kadar netliğin bulunduğu bir süreçte çözüm yerine savaş ve çatışmadan medet ummak bir felaket olacaktır. Ucunda ölüm olmasına rağmen Kürtlerin cesetlerine sahip çıktığını dağda bayırda bırakmadığını görme kabiliyetinin gösterilmesi gerekir. İnkâr eden zihniyetin Kürt varlığını kabul etmek durumunda kaldığını ve çözüm yolu bulmak için zihniyetini zorladığını da görmek gerekir. Olup biteni görmemek imkânsız bir olgu ancak süreci zora sokan adımları onaylamak da kabul gören anlayış olmamalı. Felaket senaryolarına yol verilmemelidir.