Son dönemde yapılan konuşmalar ve açıklamalar insanın tüylerini diken diken eden cinsten. Böyle olunca da insanın durup sorması geliyor madem kıyamet bu kadar yakın o zaman seçim bizim neyimize.
Eğer öleceksek, eğer ortalık kan gölüne dönüşecekse o zaman seçimi boş verip başka işlerle uğraşmak gerekmez mi?
Evet ortalıkta bir büyük sıkıntının varlığı ayan beyan ortada ama bu sıkıntı zaten uzun bir zamandır sürmüyor mu?
Üstelik tasfiye edilsin veya edilmesin bir heyet imralı ile görüşmeleri sürdürüyorken ortalığı felakete sürüklemenin manasını anlamak güç gerçekten. Lakin ateş olmayan yerden duman çıkmaz demişler ve bu söz de boşuna söylenmemiş her ne kadar söylenenlere akıl sır erdiremiyorsak da söyleyenlere baktığımızda işin ciddiye alınması gerektiği ortada.
Aysel Tuğluk uyarmıştı ardandan Mahmut Alınak devam etti. Önlem alınsın uyarıları yapılıyor. Mahmut Alınakın konuya ilişkin yazdıklarına bir bakalım;
“Üç gün önce, Gençler Ölmesin Ocaklar Sönmesin Girişimi (GEOS) adına İmralı’ya gidip Öcalan’la görüştükten sonra kaygılarım daha da arttı.
Öcalan kendisi ile yaptığımız bir saatlik görüşmede, devletle üst düzeyde görüşmeler yaptığını, görüşmelerin ümit verici olduğunu, ancak kendisi ile görüşen heyetin Özal, Ecevit ve Erbakan gibi tasfiye edilebileceğini ve bunu heyete de aktardığını söyledi.
Dilerim ki bu görüşmelerden bir sonuç çıkar ve savaş yeniden patlak vermez. Ama ben görüşmelerden ( bazı nedenlerle) sonuç çıkmayacağını düşünüyorum. Bence bu görüşmeler bir mutabakat sağlanmadan sonuçlanacak. Böyle olunca seçimden sonra korkunç bir iç savaş başlayacak. Artık sadece gençler değil, yetişkinler de binler, on binler halinde ölecek. Neredeyse tüm il ve ilçelerde halk bir birine girecek, evlere baskınlar düzenlenecek, devlet kurumları ve medya merkezleri bombalanacak, içeridekiler katledilecek, yollar kesilecek, medyatik kişilere karşı suikastlar yapılacak, sokaklar, alanlar birer ceset tarlasına dönüşecek. Beş ay içinde bir iç müdahale olacak, Parlamento’nun kapısına kilit vurulacak, Ergenekoncu olarak bilinen subaylar serbest bırakılacak, AKP, BDP ve MHP yöneticilerinden sağ kalanlar ( başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan) Yassı ada ya da İmralı’da hapsedilip ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılacak. Daha sonra bir dış müdahale olacak, müdahale eden dış güçler o günün şartlarına göre kendilerine uygun bir yönetimi başa geçirecek.
Bütün bunların Türk ve Kürt halkı için neye mal olacağını söylemeye gerek yok. Dediğim gibi ( bu gidişatla) korkunç bir iç savaş çıkacak, bu coğrafya kan denizine dönüşecek.
Ancak hala ümit var. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, MHP’yi barajda boğmak amaçlı ırkçı, militarist çıkışları derhal terk ederse ve 12 Haziran seçimlerinde beklendiği gibi tekrar iktidar olur da, seçim akşamı bir af yasası çıkarılacağını, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü önündeki yasal engellerin kaldırılarak demokratik kanalların tümüyle açılacağını açıklarsa, bu kaçınılmaz savaş ve bu korkunç senaryo gerçekleşmez. Bir ümit de özgürlükçü Kürt ve Türk sivil siyasettedir. Sivil siyaset yarından itibaren ortaya koyacağı etkin projelerle üç ay içinde hükümeti adım atmak zorunda bırakabilir. Bunun zemini ve şartları vardır. Aksi halde gelmekte olan korkunç tehlikenin önüne ne AKP ne de başka bir güç geçebilir.
Bu felaket senaryosu bazılarınca pek komik bulunabilir, gülünüp geçilebilir. Umarım onların düşündüğü doğru çıkar, ben yanılırım. Bundan büyük bir sevinç duyarım. Çünkü Türk ya da Kürt… ölecek her insanımızla birlikte biz de ölmüş olacağız. Biz insanlarımızın öldüğü bir cehennemde yaşamak istemiyoruz. Bu coğrafya herkesin kendi kimliğiyle özgür, mutlu ve zengin olduğu bir cennete dönüşmelidir.
Yanılmış olmayı her şeyden çok istiyorum. Bu imdat çığlığımı bir saçmalık olarak kabul etseniz de lütfen bir yere not edin. Saygılarımla. 14 Mayıs 2011”
Alınakın bu satırları yazdığı gün Diyarbakırda seçim çalışmaları yapan Başbakan yardımcısı Bülent Arınç ortamı yumuşatacak açıklamalarda bulundu. Başbakanın söyleminin aksine kürt sorunu vardır. Anadil insanlık hakkıdır dedi. Daha da önemlisi 1 Hazianda başbakanın herkesi tatmin edecek açıklamaları Diyarbakırda açıklayacağını belirtti.
Arınç, "Elbette Türkiye'de yaşayan etnik kökeni farkı olan binlerce yurttaşlarımızın toplu sorunları da var. Bu ülkede geçmişten bu yana ihmal edilen, ötelenen ve görmezden gelinen bir Kürt mesesinin olduğunu ifade etmek istiyorum. Daha önce meclis başkanlığı yapmış bir kişi olarak Kürt meselesi konusunda yapılması gereken pek çok şey yapıldı. Bunları madde madde açıklayabiliriz. Yani bir kimlik nasıl ifade edilebilir, bu kimliği oluşturan unsurlar nasıl canlı bir şekilde yaşatılabilir, halkın bu konudaki talepleri üzerinde ayrı ayrı durduk ve herbirini gerçekleştirmeye çalıştık. Bu topraklarda yaşayan herkes Kürtçeyi konuşmak istiyor, konuşmalı. Bu Allah'ın verdiği bir haktır. Aynı zamanda bir insanlık hakkıdır. Bunu engellemek, önlemek yanlıştır, suçtur, çirkin ve yakışıksızdır. Ama tarihimizde bu görmezden gelindi, inkar edildi. İnkarcı politikalarla bir annenin cezaevinde kalan çocuğu ile Kürtçe konuşması yasaklandı. Bunların suç olduğu günleri yaşadık, biz bunları kesinlikle reddettik. Kürtçe anadildir. Anadil de insanlık hakkıdır. Konuşulmalı, geliştirmeli ve bunun üzerinde kitap ve belgeseller hazırlanmalıdır. 3 yıl önce Kürtçe yayın yapan TRT6'ı yayına soktuk. Kürt meselesi diye ortaya konan hemen hemen bütün taleplere anayasa çerçevesinde olumlu yaklaştık, yıpranmayı göze aldık, çok eleştirildik CHP ve MHP atığımız her adımda, bize karşı siyaset yaptılar. Biz iktidardan düşmeyi göze aldık ama doğru bildiğimizden şaşmadık yine, bu bölgenin Kürt meselesi içerisinde ekonomik geri kalmışlık inkar edemeyiz, toplumsal barışı bozan unsurları göz ardı edemeyiz. Kürt meselesi Türkiye'de vardır. AK Parti bu mesele üzerinde siyasetçilerin 60-70 yıl ki inkar politikalarından uzaklaşmış gerçekçi noktaya gelmiştir. Ama bugün adeta Kürt meselesi vardır diye yolla çıkmanın da bir faydası yok. Bu mesele çözülüyor. Başbakan yanlış söylemedi ama bunu istismar etmeye kalkanlar olduğu için söylüyorum, gönülden inanıyoruz ki böyle bir sorun giderek çözülmektedir, olumlu bir noktaya gelmektedir. Ama bazı siyasetçiler gibi günde 100 kez Amentü söyler gibi Kürt sorunu vardır demenin de çok fazla pratikte faydası kalmadı. Biz sorunların varlığının ötesinden çözen bir Hükümetiz. Ve göreceksiniz 12 Haziran'da daha güçlü geleceğiz ve bu sorunların çözümü için yaptıklarımızın 10 mislini yapacağız. Halkımız onu biliyor ve güveniyor. Başbakan 1 Haziran'da Diyarbakır'da herkesi tatmin edecek açıklamalar yapacaktır" diye konuşmuş.
Dileriz felaket senaryosu devreye girmeden gerekli açıklamalar ve uzlaşmalar sağlanır.
Next