Kâinat ve kâinat içindeki bütün varlıklar geçici bir süre için Cenabı Allah tarafından yaratılmıştır. Kur’an’ın ifadesine göre; yer, yerin üstündekiler ve gökler altı günde yaratılmıştır. Bütün semavi kitaplar ve bu kitaplara inananlar buna şahitlik ederler. Bunlar yaratılırken hiç bozulmayacak, yok edilmeyecek şekilde değil, belki ara sıra kısmen veya kıyametin kopmasıyla da tamamen bozulup başka şekle sokulacak şekilde yaratıldı. Sonradan da diğer bir kısım canlılar gibi dünya gezegeni üzerinde geçici bir süre yaşayıp ölecek şekilde insan da yaratıldı. İnsanlara zaman zaman peygamberler gönderilerek yaratılış gayeleri anlatıldı. Allah’ın hazırlamış olduğu programa ve yaratılış gayelerine uygun olarak hareket etmedikleri takdirde hem dünyada hem de ahirette cezalandırılacakları da kendilerine bildirildi. Gerek semavi kitaplar ve gerekse tarih incelendiğinde Allah’ın gönderdiği programa inanmayıp Allah’ın peygamberlerine ve önerdiği nizama karşı gelip zulüm ve ahlaksızlıkta ileri gidenlerin zaman zaman cezalandırıldıkları, üzerlerine sel, kasırga, taş, kan, kurbağa, bit ve kuşların gönderildikleri, maymun şekline sokuldukları, dolayısıyla da ordu ve saraylarıyla birlikte yok edilip tarih sahnesinden silindikleri anlaşılmaktadır. İşte Nuh Kavmi, Salih kavmi, ad kavmi, İbrahim kavmi ve Musa (a.s) in kavimleri isyanda, şirkte ve ahlaksızlıklarda ileri gidip Allah’ı unutup zalimlik durumuna düşünce yok olup gittiler. Zira Kur’an-ı Kerim’de buyrulur ki: “ Her birini teker teker suçüstü yakaladık. Kimini önünde taşları savuran müthiş bir kasırgaya tuttuk, kimi korkunç bir gök gürültüsüne tutularak cansız yere düştü, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de denizde boğduk. Allah’ın onlara zulmetmesi söz konusu değildi, fakat onlar kendilerine zulmettiler.”(Ankebut: 40)
İnsanlardan bir kısmı Nuh (a.s) in tufanını inkâr ederek Nasıl olur da yeryüzü su altında kalsın? Bu mümkün değildir gibi laflarla akıllarını ön planda tutarak Allah’ın azamet ve yaratıcılık gücünü görmemezlikten gelirler. Oysa 9.9.2009 tarihinde birkaç saat zarfında İstanbul’da yağan yağmur şehrin belli bölümlerini felç etti. İnsanlar Hz. Nuh’un tufanını anımsamaya başladılar. Düşünün ki bu yağmur bir ay veya birkaç ay devam etseydi canlılardan, medeniyetlerden, saraylardan ve otoritelerden bir iz kalabilirmydii?
İşte Nuh (a.s) in tufanı da böyle oldu. Aylarca gökten suların inmesi, yerden de fışkırmasıyla Nuh (a.s.) a inanıp gemisine binenlerin dışında herkes ölüp gitti. Çünkü Kur’an’da buyrulur ki: ” Bir süre sonra yere "Ey yer, suyunu yut " ve göğe "Ey gök, yağmurunu tut " dendi. Bunun üzerine sular çekildi, Allah’ın emri gerçekleşti ve gemi Cudi’ye oturdu. Bu sırada "Kahrolsun zalimler güruhu " diyen bir ses duyuldu.”(Hud:44)
Evet sular çekildi. Gemi de Şırnak’ta bulunan Cudi dağına oturdu ve insanlık tekrar çoğalıp dünyaya yayıldı. Bunları anlatmakla felaketler karşısında zulüm, fısk, fucur ve şirkten tevbe ederek Allah’a yalvarmanın yerinde olacağını hatırlatmak isteriz. Birkaç sene önce İstanbul yağmursuzluktan kıvranıyordu. Yağmur bombaları bulutlara atılıyordu. Şimdi ise ey Allahım! Ne olur yağmuru durdur! Diye feryatlar yükseliyor. Birkaç sene önce yeteri kadar yağmur yağdırmayan Cenabı Allah şimdi ise cana, mala zarar verecek şekilde yağdırıyor. Bize düşen tedbirimizi alarak Cenabı Allah’ın takdirine teslim olmaktır. Birkaç sene önce Yeni Asya Gazetesi sahibi Mehmet Kutlular, “deprem Cenabı Allah’ın bir ikazıdır.” Deyince hapis cezasına çarptırılıp cezaevine sokuldu. Yerin içindeki gazın sıkışmasıyla fay hatları oluşur ve patlama meydana gelir. Buna bir itirazımız yoktur. Ancak patlatan kimdir? Bunu bilmek lazımdır. Yağmur yağmadığı zaman yağmur duasına çıkılır. Fazla yağınca da durması için de yine dualar yapılır. Önemli olan insanın suçunu itiraf edip zalimlikte ısrar etmemesidir. Cenabı Allah Nuh (a.s) e seslenerek buyurur ki: "Bizim gözlerimiz önünde ve vahyimiz uyarınca gemiyi yap, zalimler konusunda bana başvurma, çünkü onlar kesinlikle boğulacaklardır” (Hud: 37)
Felaketlere karşı insanlar kusurlu davranmışlarsa Allah katında suçludurlar. Şehirleşme projelerine uyulmamışsa, dere yataklarında evler yapılmışsa, bunlara ruhsat verilmişse, yeteri kadar altyapı hazırlanmamışsa, malzemeden çalınmışsa bu bir suçtur. Sebep olanlar, mutlaka uhrevi cezalarını çekecekler. Bunları anlatırken her şeyi kadere bırakalım demek istemiyorum. İslam’da tedbir alındıktan sonra tevekkül vardır. Tedbirsiz tevekkül suçtur. Birisi Hz. Ömer’e gelip Ya Ömer! “ devemi bağlamadan Allah’a tevekkül etmek istiyorum.” Deyince Hz. Ömer, Hayır! “deveni bağla sonra tevekkül et.” Diye onu uyardı. Felaket esnasında yağmacılık yapanları seyrettiğimizde de kendimizden utanıp kendimizi sorgulamamız gerekir. Nasıl bir İslam memleketinde yaşıyoruz? Nasıl Müslüman’ız? Diye kara kara düşünmemiz lazımdır. Bunlar can ve malı kurtarmaya, onlar için sızlayıp duacı olmaya çalışmaları gerekirken, gözleri kararmış Müslümanlık ve insanlıklarını kaybetmiş utanç verici işlerle meşgul olmaktadırlar. İşte Allah korkusu, Ahiret sorumluluğu, helal ve haram şuurundan uzak yetişen veya yetiştirilen bir neslin halı bu olur. Toplum ve yetkililerin, kendilerini sorgulayıp neslin Allah korkusu ve manevi sorumluluk bilinci üzere yetişmesi için atacakları doğru adımlar ibadetin en makbulü olur.
Next