Televizyonda haberleri izlerken birden bire hayvan otlatan parçalanmış12 yaşındaki bir kız çocuğun cesedi, Lice ilçesinin Hambaz Mezrasının ormanlık bir yerinde son haber olarak ekranlara getirildi. Parçalanmış kızın annesi ve diğer yakınları çığlıklar atarak ve yüzlerine vurarak feryat ettikleri, bir genç de parçalanmış kızın cesedi üzerine bırakılan bir örtüyü ara sıra kaldırarak manzaranın medya tarafından görüntülenmesine yardımcı oluyor ve asker tarafından atıldığı iddia edilen bir havan mermiyle kızın ölüp parçalandığı, çevreye dağılan parçaların annesi tarafından toplandığı, savcılığa müracaat ettikleri halde savcının olay mahalline gelmediğini dile getirerek kamuoyuna sesini duyurmaya çalışıyordu. Olay o kadar feciydi ki orasını Filistin zan ettim ve İsrail tekrar füzelerle Filistin’e saldırdı diye düşünmeye başladım. Sonra da çığlık ve feryatların kürtçe olduğu, bahsı geçen gencin de olayı türkçe olarak kamuoyuna duyurmaya çalıştığını görünce buranın Türkiye sınırları içerisinde bulunan Lice’nin bir Kürt köyü olduğunu anladım. Manzarayı görüp çığlıklara dayanmak herkesin kârı değildir. Can güvenliği yok diye devletin savcısının birinci günde oraya gitmeyip çekim yapmak için köy imamının oraya gönderilmesi de ayrı bir skandaldır. Sivil toplum kuruluşların olaya el atıp Savcı beyin üç gün sonra oraya gidip olay mahallinde otopsi yapmaması da başka bir skandal! Her ne kadar askeri bir yetkili oraya havan mermisinin atılmadığını açıklamışsa da 20 lik havan mermisinin parçaları medya tarafından görüntülendiği için kamuoyu bu açıklamayı tatminkâr bulmadı. Devletler vatandaşların hak ve hukukunu korumak için gerektiğinde sınırları aşarak yetkili görevlilerini başka devletlere gönderirler. Oysa can güvenliği yok diye savcının hemen olay mahalline gitmemesi kafaları karıştırdı. Acaba orada başka bir Devletin askerleri mi vardır ki savcı bey üç gün sonra olay mahalline gidiyor. Acaba Ceylan, Kürt olmasaydı savcı ve güvenlik güçleri yine aynı şekilde mi davranacaklardı?
Değerli okuyucularım! Senelerdir bu filmleri seyrettik. Nice faili meçhul cinayetler işlendi. Falanca örgüt şunu yaptı. Falanca örgüt katliam yaptı. Falanca örgüt bomba patlattı diye çok şeyler duyduk. Vatandaşların bir kısmı bu olayların arkasında derin devletin bulunduğunu bildikleri halde, çoğunluk devlet ve askeriyenin kutsallığına inanarak buna inanmak istemediler. Ancak Başbakan Tayyip Erdoğan’a karşı su-i kast planları ortaya çıkınca ve bir Yargıtay üyesi öldürülünce de hükümet, derin devlet meselesini ciddiye alıp olayın üzerine gitti ve kamuoyunu Ergenekon ismindeki örgütle tanıştırıp derin devletin bir ucunu ortaya çıkarttı. Dolayısıyla da Kemalizmi çıkarları için basamak yapanlarla ülkücü geçinenlerin dışındaki kamuoyunun bakış açısı değişti ve senelerden beri işlenen ve faili meçhul olarak bilinen cinayetlerin derin devlet tarafından işlendiği belgelerle isbat edildi ve bir kısım çalışan veya emekli olan subaylar gözaltına alınıp tutuklandılar. Bu arada nice köyler tahrip edilip sakinleri göçe zorlandılar, nice kimseler katledildiler ve nice masum kimseler boş yere cezaevlerinde ömür tükettiler.
Dünyanın başka bir yerinde bir devletin kendi vatandaşlarına bu şekilde davranması görülemez. Meğer ki Türkiye’de bunu görmek normalmış! Zaten Cumhuriyetten sonra iki sınıf vatandaşa hep suçlu ve hain gözüyle bakıldı. Bunlar da Allah’ın emrettiği şekilde dinlerini yaşamaya çalışan mütedeyyinler ile Allah’ın verdiği ırksel kimlikle yaşamlarını sürdürmeye çalışan Kürtlerdir.
Filistin, Afganistan, Irak ve İslam coğrafyasının diğer yerlerinde çocuklar öldürülünce, İslami ve insani kuruluşlar ayağa kalkıp mitingler düzenlemekte, protesto yürüyüşlerini yapmakta ve zalimleri telin edici programlar hazırlamaktadırlar. Ancak katledilen Kürtler olunca dünyadaki İslami kuruluşlardan ses çıkmamaktadır. Filistin ve ırak mazlumları için Diyarbakır, Batman, Van ve Kürt coğrafyasının diğer illerinde defalarca protesto mitingleri düzenlenmiştir. Oysa Ceylan ve Ceylan benzerleri için Filistin, Irak, İran ve Lübnan’da herhangi bir miting düzenlenmediği gibi herhangi bir kınama da yapılmamıştır. Taraf Gazetesini 5.10.2009 tarihli sayısında anlattığı gibi Ceylan 12 yaşında olmasına rağmen Kur’an okuyup iki sefer hatmetmiş ve dinini yaşayıp bilen birisi idi. Aynı zamanda ailesine yardım etmek için hayvanlarını otlatıyordu. Dolayısıyla da dahili ve harici Müslümanlar tarafından Kürtlere karşı çifte standart politikası yürütülmektedir. Bu çocuk gayri Müslim’im bir çocuğu da olsa aynı hassasiyet gösterilmelidir. Çünkü Mazlumun dini sorulmadan yardımına koşmak İslami bir görevdir. Herhalde öldürülen Kürt çocukları Yasir Arafat ve Mahmut Abbas’tan daha dindar idiler. Çünkü bunlar masumdurlar. İnşallah Kürt açılımı gerçekçi olur da Artık Başka ceylanların parçalanmış cesetlerini görmeyiz.
Ceylan cevap bekliyor
Taraf/FARUK BALIKÇI/DİYARBAKIR - Istanbul - 04.10.2009
Next