12 Haziran seçimlerinin zorlu süreci başarı ile tamamlandı. Başarı ile tamamlandı diyoruz çünkü siyaset sanatının öngörüsüne sahip bütün politikacıların olumu sonuç çıkarabilecekleri bir netice ile sonuçlandı.
Türkiye’nin istikrarlı olması, demokrasinin gelişmesi, insan Hak ve hukukunun korunması, adil ve tarafsız bir yargı ile hukukun üstünlüğünün itibar kazanması bu ülkede yaşayan herkesi kazandırır ancak bununla birlikte bölgemizdeki Kürt meselesinin silahsız çözümü noktası daha elzem bir şekilde bizi ilgilendirmektedir.
Hükümetin seçim süreci boyunca ortaya koyduğu tavrın doğru bir tavır olmadığı Sayın Başbakanın balkon konuşmasındaki helalleşme yaklaşımı ile zaten kabul görmüştür. Ancak yaşam düzenimizi yakından ilgilendiren temel sorunların başında 15 Haziranda bitecek olan ateşkes sürecinin nasıl gelişeceğidir.
Bölge halkı sandıkta tavrını çok net olarak ortaya koymuştur. Ülkenin idaresinde söz sahibi olan herkesin bu gerçekliği görüp ona göre karar almasının zamanı gelmiştir. Kürtler yaşadıkları alanlarda hükümete ne düşündüklerini çok net olarak ortaya koymuş bulunmaktadırlar. Bağımsızların seçim güvenliği adı altında ortaya konan bütün uygulamalara rağmen 35 milletvekilliği kazanarak meclise göndermeleri halkın nasıl bir beklenti içerisine girdiğini göstermektedir.
Lafı gevelemeden söylemek gerekirse vatandaş BDP’nin gördüğü baskıya hayır demiştir. Kürt sorununun inkar edilmesine hayır demiştir. Siyasal tutuklamalara hayır demiştir. Barajlara hayır demiştir. Vicdan ile cüzdan arasında sıkıştırılmaya da hayır demiştir.
İktidarın kim olacağını bildiği halde bu kararlılığını ortaya koymuştur. Bu durumun artık hükümet tarafından da devleti idare eden mekanizmalar tarafından da iyi görünmesi gerekmektedir.
Kürt sorunu ile ilgili olarak 1 Haziranda açıklama yapması beklenen sayın başbakan bu açıklamayı yapmayıp üstüne üstelik eleştiri çıtasını yükselterek ithamlarda bulunması ortamı yeterince gerince gözler doğal olarak yapacağı balkon konuşmasını beklemeye başladı. Balkon konuşmasından beklenen kürt politikası konusunda ateşkesin sürmesi için bir ışık yakıp yakmamasıydı.
Yeni anayasanın meclisin içinden ve dışından bütün katmanların görüşü alınarak hazırlanacağını söylemesi olumlu bir yaklaşımdı. Bu anayasada Kürtlerin kendilerini bulacağını belirtmesi bizce dikkat çekici bir unsur.
Demokrasinin çıtasının yükseltileceğini ve herkesin ve her inancın kendini ifade edeceğini deklere etmesi olumluydu.
Yaşam tarzının korunacağına yani sokak baskısına yönelmeyeceklerine ilişkin verdiği namus sözünün dikkatle değerlendirilmesi gerektiği açıktır.
Herkesin değerlerine saygı gösterileceğini de belirtmesi tesadüfî olarak algılanamaz.
İnkâr, imha ve asimilasyon süreçlerini tanımlayıp bunların ilk ikisi konusunda sorun kalmadığı ancak asimilasyonun da bitirileceğini söylemesi açıkça Kürtlere verilen bir mesaj olarak algılanabilir. Çünkü bu konuda direniş gösteren temel muhatap Kürtlerdir. Bundan doğal olarak eğitim politikalarında bir değişikliğe gidilmesini beklemek gerektiğini vurgulamak gerekir. Çünkü asimilasyonun temeli bu alanda yürütülmektedir.
Vatandaşın sandıkta tercihini ortaya koymasından sonra yapılan balkon konuşmasında seçim meydanlarında söylenenlerin orada kalmasını dileyen bir başbakanın diyalog kapısını açık bıraktığını anlamak gerektiğini düşünüyoruz.