RESUL İLÇİN VE İENCEYE SIFIR TOLERANS

 “Bozulduğu zaman insandan daha çok korkunç bir yaratık yoktur.” 

                                                                                                           Sophokles

Resul İlçin;

Geçimini inşaatlarda çalışarak sağlayan,

Yedi çocuk babası,

52 yaşında bir vatandaş.

Söylendiğine göre yirmi yıldır terk ettiği eski yaşam yerine ziyaretti için gitti. Gittiği yer;

Bu ülkenin sınırları dâhilinde,

Ülke yasaları ile yönetilen,

Devletin kontrolünde bulunan

Şırnak’ın İdil ilçesi.

İlçe girişinde yol arama ve tarama faaliyeti sırasında şüpheli görülerek yakını ile birlikte İdil Emniyet Müdürlüğüne götürülüyor. Aradan onbeş dakika kadar bir süre geçtikten sonra yakınına Resul İlçin’in öldüğü tebliğ ediliyor.

Vatandaş devletin denetimi ve gözetimi altında bulunduğu bir sırada hayatını kaybediyor. Kaybedemez mi? Kaybedebilir elbette ama dövülerek değil! Allahın emriyle olursa ancak kabul edilebilir normal bir ölüm olarak kabul edilebilir.

Ülkede demokratikleşme çabalarının başlangıcını hatırlamaya çalışalım. Çalışmalar ülke aklansın, devlet itibar görsün diye işkenceye sıfır tolerans sloganı ile başlatılmış ve karakolların şeffaflaştırılması için talimatlar yaygınlaştırılmış, yasal düzenlemeler yapılmış ve bu konuda kesinlikle taviz gösterilmeyeceği belirtilmişti. Bizzat devletin en yetkili insanları tarafından.

Başbakandan,

Bakandan,

Bürokratlardan…

Uluslar arası ve ulusal hukuk açısından da işkence ve kötü muamele suç olarak kabul edilmektedir. İşkence ve kötü muameleye yönelik sistemli bir mücadele sürdürülmektedir. Ülkeler, örgütlü yapılar tarafından insan Haklarına karşı gösterdikleri duyarlılıklar bazında gözetime tabi tutulmakta, raporlar yayınlanmakta ve karnelerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemeleri olmak üzere uluslar arası bütün yapılar işkence konusunda toleranssız davranmaktadır.

Son dönemlerde Emniyet Teşkilatında ciddi düzeyde iyileşmeler görüldüğünü kabul etmek gerekmektedir. Özellikle Emniyet Amiri ve yukarı rütbedeki görevlilerin iyi bir eğitimden geçtikleri ve çağdaş normlara uyum gösterdikleri gözlemlenen bir gelişme ancak aynı anlayışın daha alt kademelere yansıdığını söylemek bu olayda da görüldüğü gibi pek mümkün olamıyor.

Bir vatandaş yasal olarak suçlu durumda olmadığı halde götürüldüğü karakolda aldığı darbeler sonucunda yaşamını yitirmiştir. Bunun saklanacak, inkâr edilecek bir yanı yoktur. Yapılması gereken yasaların buyurduğu sorumlulukla davranıp gerekli işlemi yapmaktır. Bu işlem başta olaya karışanların yargı önüne çıkarılması, böylesi tavırların sergilenmesine müsamahalı oldukları görülen yöneticilerin de görevden alınmasıdır. Hiç kimsenin devlet gücü ve adı altında insanları katletme hakkı yoktur.

Her yerde olduğu gibi Emniyet teşkilatı içerisinde de bazı kişilerin ortalığı karıştırmak için ellerinden geleni esirgemedikleri görülmektedir. Çok hassas olan ortamın bu tür olaylarla saboteye uğramaması da gereklidir. Elbette ortam hassastır diye insanların temel hakkı olan yaşam haklarının zor kullanılarak ellerinden alınması kabul edilemez. Bu tür olayların yaygınlaşmasının önüne geçmek için tedbirlerin titizlikle alınması gerekmektedir.

Hükümet ve bakanlık acilen soruşturma başlatmalı ve gerçekler net olarak ortaya çıkarılıp gerekenleri yapmalıdır.

Ülke artık işkence sonucu insan ölümlerini kabul etmeyecek olgunluk ve anlayışa gelmiş bulunmaktadır. Duyanların duymayanlara anlatmasında fayda var.