Bir kentin yaşam içerisinde yerini alması sadece binaları, asfalt yolları, sahaları ve parklarından ibaret değildir.
Bir kenti kent yapan unsurlarından birisi de şüphesizdir ki o kentin düşünsel alanda, sosyal alanda, kültürel alanda ortaya koyduğu performansıdır da.
Övünerek belirtmeliyim ki son zamanlarda ilimizde edebiyat alanında yaşanan gelişmeler beni çok mutlu ediyor. Bugüne kadar alışageldiğimiz metropolde yaşayan hemşerilerimizin yazdıkları ile yetinme alışkanlığımızı yavaş yavaş kırıyoruz. Hatta diyebilirim ki artık kentte yaşayan yazarlarımız dışarıda yaşayan yazarlarımızdan geri kalmayacak düzeyde çaba sergilemektedirler.
Yerelde başlayan yazma cesareti aynı zamanda bu alanda çaba sarf etmek isteyen arkadaşlarımızı da cesaretlendirmektedir. Ellerinde çalışmaları bulunan yazar arkadaşların yanı sıra kitapları teker teker çıkmaya başlayan arkadaşlarımızın bu başarısı bizleri sevindiren bir gelişme. Özellikle Bart (Batman Kültür ve Sanat Derneği) bünyesinde bir araya gelen arkadaşların bu alanda kentimize yaraşır çalışmalar gerçekleştirecekleri açıktır.
Artık bizler edebiyat alanında gerek şiir gerekse diğer yazım alanlarında başımız dik bir şekilde kendimizden ve kentimizden söz ettirebilecek seviyelere doğru ilerliyoruz.
Son dönemde Abdullah Kaya ve Yavuz Ekinci’den sonra aramıza katılan bir diğer yazarımızda Mehmet Şarman oldu. Kürtçe yazdığı öykülerden oluşan ve adını “Pirça Winda” (Kayıp kıllar) koyduğu kitabı artık kitapçı raflarındaki yerini almış durumda.
Yaşamımda okuduğum kitaplar içerisinde ilk cümlesinde bu kadar güldüğüm başka bir çalışma hatırlamıyorum. Bunu Mehmet’in keskin dilliliğine mi yoksa açık sözlülüğüne mi bağlamam gerektiğini doğrusu bilemiyorum.
Bazı bölümlerinde aşırı bir argo dili kullanılmış olmasına rağmen - ki sanırım bu duruma Botan bölgesindeki okurlar tuhaf demeyeceklerdir- öykülerin zevkle okunacağını sanıyorum. 87 sayfalık çalışmayı bir çırpıda okumuş olmamız kullanılan dilin de yalınlığını göstermektedir sanırım.
Şarman, edebiyat konusunda da Kürt edebiyatçılarına ve yazarlarına eleştiri getirmeyi de unutmamış;”Edebiyata xelkê tev Peş ve çû. Kurê xelkê rojê tomar tomar pirtûk,kovaran derdixînin,xelata verdigirin ser xelatan,nola gurze giyan. Pesn û marîfeta gelê xwe peşveçûyîna wan didin.Gelên van didin binçengen van;ew didin bin çengên gele xwe; bê balafir,bê per li ezmane aramîyê,bextewariyê dikevin,difirin.Hema em tenê ji ve yekê bêparin” diyor.
Mehmet Şarman’ın genelin aksine olan bir yaklaşımı da kendisini tanıtmasında göstermektedir. 1983 yılında doğduğunu belirtikten sonra özgeçmişine devam eden Şarman bildiklerinden çok bilmediklerini sıralamayı yeğlemiş. Babasının yardımı ile okumayı öğrendiğini ve kitap okumakla da babası ile düşman olduğunu vurgulamış. Beli başlı dillerden olan İspanyolca, İngilizce, Fransızca ve Almancayı bilmediğini belirttikten sonra bugüne kadar hiç cezaevine girmediğini ve bu eksikliğinden dolayı da çok utandığını(!) belirtmektedir. Nenesi gibi ekşi şeker, soğan, keledoş ve at binmeyi sevdiğini belirten yazar yaramazlığından dolayı 1923 (!) kez kafasının kırıldığını da anlatmayı ihmal etmemiş.
Bu belirttiklerimden sonra artık siz değerli okurlarımıza da kitabı kitapçıdan alarak okumak düşüyor.
Bu güzel eserinden dolayı Mehmet Şarman’ı kutluyor yeni kitaplarını zevkle beklediğimizi belirtmek istiyoruz.