Geçenlerde kısa adı CMUK olan Ceza Muhakemeleri Usul Kanununun 102.maddesi gereği, Yargıtay yetkilileri tarafından 10 yılını doldurup da cezası kesinleşmeyen bir kısım tutuklu serbest bırakıldı. Serbest bırakılanlar arasında ömür boyu hapisle yargılanan Hizbullah grubunun yönetim kadrosunda yer aldıkları iddia edilen başta Edip Gümüş ve Hacı İnan da bulunmaktadır. Aslında serbest bırakılanlar yalnız Hizbullah grubuna mensup kişiler değillerdi. Belki aralarında bir kısım PKK. lilerin de bulunduğu diğer bazı suçlular da tahliye edildiler. Ancak tahliye edilenler arasında Hizbullah’ın lider kadrosundan bazı kimseler bulununca, daha ziyade Hizbullah tahliyesi olarak basında yer aldı.
Aslında Kürt coğrafyası, Ortadoğu’nun hassas bir bölgesidir. Türk, Arap ve Fars kavimlerini birbirine bağlayan bir merkez konumundadır. Hz. Ömer’in hilafeti döneminde İslam’ı kabul etmişlerdir. Lozan’a kadar merkezi hükümetlere bağlı olmakla beraber, daha ziyade aşiretler şeklinde varlıklarını devam ettirdiler. Ancak Lozan anlaşmasından sonra karpuzun dilimleri gibi Arap, Türk ve Farslar arasında paylaşıldılar. Bu arada galip devletler tarafından kurdurulan bölgedeki hakim güçler, Kürtlerin dini inançlarını batılıların inanç değerlerine uydurdukları gibi Kürt kimliklerini de inkâr ederek kendi dilleriyle eğitim yapmalarını engellediler.
Tarih incelendiği zaman, Kürt coğrafyasının hakim güçler için hep sorun teşkil ettiği görülecektir. Zaman -zaman onların isyan dedikleri başkaldırılar olmuş ve milyonlarca Kürt katledilmiştir. Aslında genelde Bütün Müslümanlar arasında, özelde de Kürdistan’ın hakimiyetini ellerinde bulunduran devletler, kendi iradesiyle ve Kur’an’ın mesajına uygun hareket etmediklerinden kaynaklanmaktadır. Zira Bu gibi hakim güçler kendi ırklarını tabulaştırarak, Kürtlerin kimliklerini yok kabul ettiler ve bu dili unutturmak için acımasızca baskı ve katliamlar uyguladılar. Oysa bunun yerine, genelde bütün Müslümanlar, özelde de Kürdistan’daki hakim otoriteler federasyon modelini kabul edip uygulasalardı, hem bütün Müslüman’lar hem de bölgedeki hakim güçler için Kürt sorunu biterdi.
Kürtler, dinlerine bağlılık açısından da diğer kavimlerin gerisinde kalmamışlar, belki de hep onların ilerisinde olmuşlardır. Filistin, Afganistan, Çeçenistan, Cezayir, hama ve İran gibi yerlerde gönülleri destekleri hep mücadele veren mazlumlardan yana olmuştur. Ancak esefle belirtmek isterim ki, Kürtlerin senelerdir maruz kaldıkları zulüm, asimilasyon ve katliamlara karşı adları geçen bölgelerdeki halkların herhangi bir tepki gösterdikleri veya açıklama yaptıklarını duymadım. Helepçe’de on binlerce kürd hunharca ve zehirli gazlarla katl edilmelerine rağmen, adı geçen yöredeki Müslümanlardan herhangi bir protesto yürüyüşünün yapıldığını da duymadım.‘’Müslümanlar kardeştir’’ denildiği zaman Kürtler; Türk, Arap ve Fars olarak sayılmaktadır. Bu da Rum/30 ayetinde ifade edildiği gibi fıtratı değiştirmek anlamına gelir. Fıtrata dönülmediği müddetçe sıkıntılar devam edecektir.
Bu kadar baskılara rağmen yine de Kürdistan’ın iki hassasiyeti varlığını sürdürmektedir. Bunlar da Allah’ın bildirdiği şekilde dini serbestçe yaşayıp uygulamak ile kendi kimliğiyle kendini ifade etmektir. Bu her iki sahada da boşluk bırakılmıştır. Çünkü Devletin dayattığı diyanet teşkilatı ile ‘’herkes Türk’tür’’ ucubesi bu boşlukları dolduramamaktadır. Dolayısıyla da bu boşlukları doldurmak için bazen ferdi veya örgütsel başkaldırılar olmaktadır. Bunlara bağlı olarak bölgemizde PKK. Kürt boşluğunu, Hizbullah da dini boşluğunu doldurmaya çalıştıklarını iddia etmektedirler. Her ikisi de varlık ve güçlerini göstermek için zaman –zaman mitingler düzenlemektedirler. Aslında İslam ve Kürt kimliği birbirinden ayrı şeyler değillerdir, belki Kürt kimliği, İslam’ın bir parçasıdır. Çünkü Rum/22 ayetinde ırklar ve renkler, bilenler için Allah’ın ayetleri olarak zikredilmektedir. Ancak dünyanın patronları ve bunlara bağlı olarak bölgedeki hakim güçler, kendi çıkarları yüzünden bunları birbirinden ayrı ve birbirine zıt göstermişlerdir. Dolayısıyla da bir kısım Kürtleri, Kürt kimliği için uğraşmanın günah ve ırkçılık olduğuna, diğer bir kısmı da İslam’ın Kürt kimliği için bir engel teşkil ettiğine sevk ettirmişlerdir.
İşte Kürtlerin en büyük problemi yukarıdaki inceliği iyi tesbit edip bütün Kürtlerin teveccüh ve desteğini almaktır. Kabul etsek de etmesek de bölgede Pkk de vardır, Hizbullah da vardır. Birbirini inkâr etmek hiç kimsenin yararına değildir. Hakim güçler her zaman ajanları vasıtasıyla kendilerine karşı olan grupların içine sızarak onları birbirine düşürmek ve neticeyi elde etmelerini önlemek için uğraşmışlardır. Peygamber (sav) zamanında da a’mir rahipler ve Abdullah b. Übeyler bu şekilde kullanılmışlar, zamanımızda da kullanılacaklardır. Yeri geldiğinde, ABD, Taliban veya Hamas’ı desteklemiş, yeri geldiğinde de onları tasfiye etmek için bombardımana tabi tutmuştur. 1990-2000 arası Kürt halkı büyük acılar yaşadı Ergenekoncuların perde arkası çözüldükçe ne gibi oyunların oynandığı artık görülmeye başlanmıştır. 1990 deki hadiselerin tekrar yaşanmaması için çok dikkat etmek gerekir.
Tahliyeler akabinde yazılı ve görsel basına verilen mesajlar hiç de hoşuma gitmedi. Sanki bazıları tekrar eski günlere dönmek için davetiye çıkarırcasına tahrik edici mesajlar vermektedir. Bilhassa, BDP Milletvekili Bengi Yıldız’ın gerek Roj tv. Ve gerekse diğer tv. lerde katıldığı programlarda verdiği mesajları, eski çatışmalara davetiye çıkarırcasına verdiği tahrik edici mesajlar hiç kimsenin yararına değildir. Evet, birçok kimse haksız yere öldürülmüş ve birçok kişinin canı yanmıştır. Fakat örgütsel savaşlarda katilleri bizzat tesbit etmek mümkün değildir ki ondan kısas veya diyet alınabilsin. Ancak hiç kimsenin yaptıkları yanlarına kâr kalmaz ve herkes ahirette mutlaka cezasını görecektir. Onun için eski sayfaları kapatıp yeni sayfalar açmak en akıllı hizmet olacak.
Hizbullahçılar, 1990 olaylarında ilk ateş açıp öldürenin PKK. Olduğu, PKK nin saldırısı karşısında kendilerini savunmak zorunda kaldıklarını söylerler. Pkk. de, zaten bunlar Hizbi Kontradır, derin Devlet tarafından kurulmuştur ve Hizbullah diye bir örgüt yoktur, derler. Ancak bu sözlerle ne Pkk, ne de Hizbullah ortadan kalkmadı ve her ikisinin de tabanları gittikçe artmıştır. Hizbullahçılarda Kürt kimliği açısından bazı gelişmelerin olduğu gözden kaçmamaktadır. ‘’Kelha Amed’’ isminde tamamıyla Kürtçe olan bir dergiyi çıkarmaktadırlar. Haftalık ‘’Doğru Haber’’ gazetesinde Kürdistan, Kürt tarihi ve kimlikle ilgili sorunu yazıp çizmektedirler. Verdikleri konferanslarda Türkçeyle birlikte Kürtçeyle de akademik konuşmalar yapmaktadırlar. Bunlar gelişmelerdir. Elbette bunlar yetersizdir. Hizbullahçıların da artık anadilde eğitimin yapılması, Kürtçe önündeki bütün engellerin kaldırılması için mitingler düzenlemeleri, BDP nin de İslam’ın Kürt kimliği için bir engel olduğu imajını artık beyinlerinden silmeleri herkesin yararınadır.
Mesut Barzani ve Celal Talabani senelerce birbirleriyle savaştılar, birbirinden birçok insan öldürdüler. Celal Talabani senelerce Saddam Hüseyin’le işbirliği yaptı. Mesut Barzani PKK ya karşı Türk Ordusuyla iş birliği yaptı. Ancak hiç birisi de diğerini bitiremedi. Sonunda Barzani ve Talabani güçleri iş birliği yaparak ve aynı listelerde seçime girerek hükümet oldular. Şimdiki durumları mı, yoksa önceki durumları mı daha iyidir? Bana kalırsa herkes öz eleştirisini yapmalıdır. Nerede hata yaptığını tesbit edip bir daha yapmayacağına, tahrik edici ve iç çatışmalara davetiye çıkaran mesajlar yerine, daha yapıcı ve barışcıl mesajlar vermeye özen göstermelidir. Allah’a emanet olun!
Next